Advertise with Googlier.com Aksisanat https://www.aksisanat.com Sanat ve Edebiyat Sitesi Fri, 23 Oct 2026 09:32:18 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.1.3 https://www.aksisanat.com/wp-content/uploads/2023/03/aksi-sanat-icon-1-150x150.png Aksisanat https://www.aksisanat.com 32 32 217681911 KADIN OLMAYI KUTLAYAN TEK FESTİVAL “FEMİNİSTANBUL” 9 YAŞINDA… https://www.aksisanat.com/2026/10/23/kadin-olmayi-kutlayan-tek-festival-feministanbul-9-yasinda/ https://www.aksisanat.com/2026/10/23/kadin-olmayi-kutlayan-tek-festival-feministanbul-9-yasinda/#respond Fri, 23 Oct 2026 09:32:18 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20106 UNESCO’ya bağlı uluslararası şiir organizasyonları içinde yer alan, “FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali” bu yıl 9. kez, 23-25 Ekim 2026’da, Kartal Belediyesi’nin desteğiyle düzenlenecek. “21. yüzyılda şiir nereye kadar?” sorusuyla yola çıkan FeminİSTANBUL, kadınlığın sorunlarına dair evrensel bir fikir, sanat ve diyalog platformu olmayı hedefliyor.   Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali, 23-25 Ekim tarihleri arasında 9. kez [...]

The post KADIN OLMAYI KUTLAYAN TEK FESTİVAL “FEMİNİSTANBUL” 9 YAŞINDA… first appeared on Aksisanat.

]]>
UNESCO’ya bağlı uluslararası şiir organizasyonları içinde yer alan, “FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali” bu yıl 9. kez, 23-25 Ekim 2026’da, Kartal Belediyesi’nin desteğiyle düzenlenecek. “21. yüzyılda şiir nereye kadar?” sorusuyla yola çıkan FeminİSTANBUL, kadınlığın sorunlarına dair evrensel bir fikir, sanat ve diyalog platformu olmayı hedefliyor.

 

Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali, 23-25 Ekim tarihleri arasında 9. kez düzenlenecek. Ana temasını kadın, kadın sorunları, kadın kimliği, kadın personası, yani kadına dair her türlü durum ve hal olarak tanımlayan koordinatörler, festivali cinsiyetçi ya da salt feminist bir festival olmamakla birlikte Türkiye’de bir ilk olarak görüyorlar. Kadın temalı şiirleriyle, kadın, erkek, LGBTIQA+ her dilden, dinden, cinsten, ırktan şair bu etkinliğe katılıyor. 

Dünya Şairleri Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali’ne Geliyor

Bu yıl festivalin organizasyon komitesinde Hilal Karahan, Dilruba Nuray Erenler ve Ayça Erdura var. Danışma kurulunda Zeynep Altıok Akatlı, Ali Günvar, Haşim Hüsrevşahi; teknik yardım ekibinde İsmail Cem Doğru, Kenan Bıyıklı ve Duru Beyhan yer alıyor. Festival, dünyanın her yerinden gelen şairleri ağırlamaya devam ediyor: Çin, Avustralya, Yeni Zelanda, Vietnam, Rusya, ABD, Peru, Küba, Şili, Bolivya, İran, tüm Arap ülkeleri, tüm Avrupa ülkeleri, Malezya, Hindistan, … gibi ülkelerden gelen şairler, kendi ülkelerindeki kadınların sorunlarını şiirlerle dile getiriyor; birlikte çözüm üretmeye çalışıyor ve ulusal kıyafetleri içinde, kendi dillerinde şiirler okuyorlar.

  1. Yüzyılda Şiir Nereye Kadar?

Bu yılın manifestosunu festival direktörü Op. Dr. Hilal Karahan şöyle açıklıyor: “Savaş, kargaşa, zulüm kapımızda. İnternet ve küresel sermaye sayesinde koca bir köye dönüşmüş dünya. Her gün ekranlarda canlı izlediğimiz, haberlerde takip ettiğimiz o kanlı şovlar, füze yağmurları, dron saldırıları, petrol krizi, uyuşturucu baskınları, fon hortumları, Silivri mağdurları, kayyumlar, akıl tutulmaları vb. her an yanı başımızda. Devrin değiştiği olağanüstü yılları yaşıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği 1945 yılında başlayan 20. yüzyılın sonu gelmek üzere. 21. yüzyıla ise henüz girilmedi. Bu geçiş zamanında şiir, tüm dünya dillerinde, şairlerin egolarından ve yapay sınırlardan bağımsız, yepyeni bir şuura evriliyor. Dil önceliğini yitirmiş; semboller, ‘emoji’ler, ‘sticker’ların atıldığı dijital bir arenadır artık iletişim. Yapay zeka etiketli paylaşımlar zihni, fikri, algıyı öylesine uyuşturmuş ki gerçekliğin nerede başlayıp nerede bittiğini ‘1 dakikayla sınırlanmış’ dikkat algılamıyor belli ki… Peki, yapay zekanın kışkırtıldığı, incelik ve erdemin kıymetinin kalmadığı, bu sığlık, avamlık, vasatlık yüzyılında soruyoruz; şiir nereye kadar? ‘Hurufat sadece bir ima, hayatsa hâlâ çetrefil’ diyen şiir, 21. yüzyılın kaleminde nereye evrilecek? Şiir dili nasıl değişecek? Hurufatın içinde mi kalacak yoksa görsel, grafik, dijital bir kurguya mı dönüşecek? Uçuşan, sezdiren, ima eden o saf halini terk edip kesifleşecek mi? Alanı yok anlayanı yok; hip-hop gibi tekrarlar ve sloganlar arasında eriyip gidecek mi? Tarihin her döneminde olduğu gibi bütün değişim/dönüşümlerin gizil gücü kadınlardır. Egonun sınırını aşmada eril dilden daha mahir olan dişil dil, hiç kuşkusuz, 21. yüzyıl kültürünün ve dolayısıyla şiir dilinin evriminde de etkin olacaktır. Gecenin en karanlık anı şafağın sökülmesinden hemen önceki andır. ‘Tanrıyı kıyamete zorlamak’ için okul bombalayan, bebek yiyen azgınlara ‘zulmün artsın ki tez zeval bulasın’ denir bu topraklarda. Kalbin en içinde, en derininde siyah bir leke vardır, ‘süveyda’ denir ona Arapçada. İşte olaylar tam oraya dayandığında kararını verir insan, silkinip ayağa kalkma ya da ezilip dağılma arasında. ‘21. yüzyılda şiir nereye kadar?’ sorusunun cevabı esasen sorunun içindedir: İnsana ‘nereye kadar’ sorusunu sorduran, sezdiren süveydadır şiir. Topluma ayna tutan dilin sırrıdır. Hayatı iyileştirir, insanlığa umut verir. İşte bu anlamda FeminİSTANBUL, dile ve şiire sahip çıkan, kız kardeşliğin sesini duyuran, kadın olmayı kutlayan tek şiir festivalidir.”

Dünya Şairleri Kartallı Öğrencilerle Buluşacak

Türk ve yabancı şairler, Kartal Mustafa Necati ETÜD Merkezi öğrencileri ile şiir atölyesi yapacak. Öğrencilerin şiirler okuyacağı programda şairler gençlerle şiir ve hayat deneyimlerini paylaşacaklar. 23 Ekim 2026 Cuma günü saat 16.30’da Yalı Yunus Topselvi Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek etkinliği kurum müdürü Osman Ünal ve Dilruba Nuray Erenler yönetecek.

Kartal Şiire Doyacak

Festivalin ikinci programı 23 Ekim 2026 Cuma günü saat 18.30’da Kartal Daranis Cafe’de gerçekleşecek. Ali Günvar, Ali Hikmet Yavuz, Ali Rıza Gelirli, Ertuğrul Özüaydın, İsmail Cem Doğru, Leyla Şahin, Malik Enes Gümüşlü, Muhsine Arda, Niyazi Yaşar, Nur Saka, Osman Ünal, Şaban Akbaba, Zeynep Aliye’nin şiir okuyacağı programa canlı müzik eşlik edecek. Moderatör Op. Dr. Hilal Karahan.

FeminİSTANBUL Açılış Seremonisi Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde yapılacak

24 Ekim 2026, cumartesi akşamı saat 18.30-22.00 arasında gerçekleşecek festival açılış seremonisinde şairler kendi dillerinde ve yerel kıyafetleriyle şiirler okuyacak. Program Kartal Sanat Akademisi’nden müzik dinletisi ile açılacak. Bu yıl FeminİSTANBUL Onur Ödülü Zeynep Oral’a verilecek. Gecenin şairleri Afaq Şıxlı (Azerbaycan), Dimana Ivanová (Bulgaristan), Ekaterine Mekerishvili (Gürcistan), Igor Rems (Almanya), Malak Sahioni Soufi (Suriye), Nevin Koçoğlu, Shamenaz Bano (Hindistan), Sema Güler, Tahereh Mirzayi Saeidabad (İran), Uranüs Musamem (Afganistan) ve Zeynep Ezmen. Jale Sancak’ın oyunlaştırdığı; Ayça Erdura’nın vokallerini, Ertunç Eriçok’un müziklerini üstlendiği, öykülü şarkılı şiirli bir gösteri olan “Tam O Sırada İstanbul” ile gece sona erecek. Programın moderatörleri Op. Dr. Hilal Karahan ve Dilruba Nuray Erenler.

2025 FeminİSTANBUL Onur Ödülü Zeynep Oral’a Verilecek

Uluslararası FeminİSTANBUL Onur Ödülü, bu yıl, 1946 doğumlu, yarım asrı aşan yazın hayatı boyunca taşıdığı tüm kimliklerle; gazeteci, yazar, tiyatro eleştirmeni, dergi yöneticisi, Cumhuriyet kadını, aktivist, anne ve hatta büyükanne olarak, elindeki tüm imkanlarla, her yerde ve daima haktan, barıştan, özgürlükten yana olduğu, kadınların eşitliği için sınırları aşan örnek bir mücadele verdiği için Zeynep Oral’a verilecek.

Dünya Şairleri Caddebostan Kültür Merkezi’nde Buluşacak

Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali’nin üçüncü gününde dünya şairleri Caddebostan Kültür Merkezi’nde buluşup kendi dillerinde ve yerel kıyafetleriyle şiirler okuyacak. 25 Ekim 2026, pazar akşamı saat 18.00-20.00 arasında gerçekleşecek programa Ali Mustafa, Alişer Avcı, Ayça Erdura, Dilruba Nuray Erenler, Hayat Shami (Azerbaycan), Hilal Karahan, Hüseyin Alemdar, Kemal Aslan, Mualla Alpaydın, Nedime Köşgeroğlu, Oya Gündüz Aksu, Roya Yaghoobi (İran), Serap Aslı Araklı, Volkan Hacıoğlu katılacak. Şiirlerin arkasından “21. yüzyılda Şiir Nereye Kadar” konulu bir serbest söyleşi gerçekleşecek. Şiirlere Op. Dr. Tezernur Gücükoğlu akordeon ve vokalle eşlik edecek. Senaryosunu Levent Karataş ve Güneş D. Yıldırım’ın yazdığı, Güneş D. Yıldırım’ın yönettiği, Turgut Toygar, Berathan Kurt, Sıla Tetik, Tuna Kar’ın oynadığı “Buraya Bakın” isimli kısa filmle program sona erecek. Gecenin moderatörleri Hilal Karahan ve Ayça Erdura.

2026 FeminİSTANBUL Şairleri

Afaq Şıxlı (Azerbaycan) • Ali Günvar • Ali Hikmet Yavuz • Ali Mustafa • Ali Rıza Gelirli • Alişer Avcı • Ayça Erdura • Dilruba Nuray Erenler • Dimana Ivanová (Bulgaristan) • Ekaterine Mekerishvili (Gürcistan) • Ertuğrul Özüaydın • Hayat Shami (Azerbaycan) • Hilal Karahan • Hüseyin Alemdar • Igor Rems (Almanya) • İsmail Cem Doğru • Kemal Aslan • Leyla Şahin • Malak Sahioni Soufi (Suriye) • Malik Enes Gümüşlü • Mualla Alpaydın • Muhsine Arda • Nedime Köşgeroğlu • Nevin Koçoğlu • Niyazi Yaşar • Nur Saka • Osman Ünal • Oya Gündüz Aksu • Roya Yaghoobi (İran) • Serap Aslı Araklı • Shamenaz Bano (Hindistan) • Sema Güler • Şaban Akbaba • Tahereh Mirzayi Saeidabad (İran) • Uranüs Musamem (Afganistan) • Volkan Hacıoğlu • Zeynep Aliye • Zeynep Ezmen

Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Antolojisi: Kartal Belediyesi’nin desteğiyle hazırlanan ve editörlüğünü Op. Dr. Hilal Karahan’ın yaptığı 2026 Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Antolojisi, konusu kadın olan, kadın sorunlarına şiirle dikkat çekmeyi hedefleyen bir şiir antolojisi serisinin 7. kitabıdır. Türkiye’den ve dünyadan 99 şairin katıldığı antoloji 208 sayfa. Bu yıl çevirileri Op. Dr. Hilal Karahan, Ayten Mutlu, Haşim Hüsrevşahi, Mehmet Hakkı Suçin, Muhsine Arda, Eşref Yılmaz, Kadriye Cesur, Mesut Şenol, Volkan Hacıoğlu yaptı. Festivalin ilk kez düzenlendiği 2016’dan beri tamamen gönüllülük esasına dayanarak büyük emeklerle hazırlanan bu antoloji serisi önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

FeminİSTANBUL’da Yıllar, Temalar ve Manifestolar

2016: Anadiline Karşı Kadın Dili

2017: Tuzun Sınırları – Mülteci Sorunları

2018: Birlikte Çeşitlilik

2019: Şiir Şiddeti Yener

2020: Pandemi nedeniyle yapılamadı…

2021: Küresel Bir İnsanlığın Şafağında

2022: Küresel Krize Karşı Küresel Şiir

2023: Cumhuriyetin İlk Yüzyılında Kadın ve Şiir

2024: Ekonomik kriz nedeniyle yapılamadı…

2025: Gazze Katliamından Sonra Medeniyetten ve İnsanlıktan Söz Edilebilir mi?

2026: 21. yüzyılda şiir nereye kadar?

FeminİSTANBUL Onur Ödülleri

2016: Ayten Mutlu

2017: Fatima Nazzal (Filistin)

2018: Zeynep Altıok Akatlı

2019: Canan Kaftancıoğlu

2020: Pandemi nedeniyle verilemedi…

2021: Arzu Çerkezoğlu

2022: Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater ve Mine Özerden

2023: İoanna Kuçuradi, Şeyma Alakuş

2024: Ekonomik kriz nedeniyle verilemedi…

2025: Betül Mardin

2026: Zeynep Oral

FeminİSTANBUL Sponsorları

Resmi sponsor: Kartal Belediyesi

WFP (World Festival of Poetry – Dünya Şiir Festivali – UNESCO’ya bağlıdır)

WPM (World Poetry Movement – Dünya Şiir Hareketi)

BRICS Yazarlar Birliği (BRICS Writers Association)

Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali Direktörü Op. Dr. Hilal KARAHAN Kimdir?

Türk şair, yazar, çevirmen, anne, tıp doktoru, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı. 2000’lerden beri yazıp yayınlıyor. 7 şiir, yirmiden fazla deneme-inceleme, derleme, çeviri ve yabancı ülkelerde basılmış seçme şiir kitabı var. Uluslararası kabul gören prestijli şiir festivalleri, kongre ve seminerlerde Türkiye’yi temsil eden, bildiri sunan, eserleriyle çok dilli antolojilerde yer alan bir doktor-şair.

Şiir kitapları Yaşar Nabi Nayır, Cemal Süreya, M. Sunullah Arısoy, İsmet Kemal Karadayı şiir yarışması jürilerinde kıymet gördü. Uluslararası şiir ödülleri şunlardır: UNESCO’ya bağlı Dünya Barış Enstitüsü’nden (WIP) “World Icon of Peace” ödülü (2017), İtalya  Verbumlandi-art “Citta del Galateo” Uluslararası Şiir Ödülleri’nde, İngilizce şiir dalında birincilik (2017), Çin Uluslararası Şiir Çevirisi ve Araştırma Enstitüsü Ödülü (2017), Kazakistan Yazarlar Birliği’nin verdiği “Pride of the Globe” Uluslararası Kültür Ödülü (2017), Özbekistan Yazarlar Birliği Semerkant Edebiyat Ödülü (2017), İtalya’da düzenlenen V. “Nuovi Occhi sul Mugello” Uluslararası Şiir Ödülü (2017), XXIV. “Paestum Poseidonia” Uluslararası Şiir Ödülü’nde yabancı şiir dalında birincilik (2018), Roma’da, Angoli Della Notte kitabıyla IV. Verbumlandi art “La Voce dei Poeti” çeviri dalında en iyi kitap ödülü (2019), VI. Verbumlandi-art “Citta del Galateo” Uluslararası Şiir Ödülü (2021), XXIX. “Paestum Poseidonia” Uluslararası Şiir Ödülü’nde yabancı şiir dalında birincilik (2024).

Türkiye PEN, TYS ve Dil Derneği üyesi. Dünya Şiir Festivali (WFP) organizasyonunda kıtalararası direktör. Dünya Şiir Hareketi (WPM) ve BRICS Yazarlar Birliği Türkiye üyesi. Dünya Barış Enstitüsü (WIP) Türkiye elçisi. Uluslararası Diplomasi ve Adalet Konsülü (ICDJ) Türkiye temsilcisi. Bir kadın doğum uzmanı olarak şiiri ve kadını birleştirdiği Uluslararası FeminİSTANBUL Kadın Şiiri Festivali’ni 2016’dan beri düzenliyor, festival antolojisini hazırlıyor. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünü yeni bitirdi (2025); dil felsefesi üzerine yüksek lisansa hazırlanıyor.

The post KADIN OLMAYI KUTLAYAN TEK FESTİVAL “FEMİNİSTANBUL” 9 YAŞINDA… first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/10/23/kadin-olmayi-kutlayan-tek-festival-feministanbul-9-yasinda/feed/ 0 20106
Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi: Kadınların Şiirleri Edebiyatta Buluşuyor… https://www.aksisanat.com/2026/10/11/20098/ https://www.aksisanat.com/2026/10/11/20098/#respond Sun, 11 Oct 2026 19:53:59 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20098 Farklı yaşlardan, mesleklerden ve yaşam deneyimlerinden kadınların şiirlerini bir araya getiren Çağdaş Kadınlar Seçkisi, kadınların sesine ve sözüne edebiyat dünyasında yer açmayı amaçlıyor. Kadınların yaşam deneyimlerini, duygularını, düşüncelerini ve hayallerini şiir aracılığıyla görünür kılmayı hedefleyen Çağdaş Kadınlar Seçkisi, farklı hayat hikâyelerini ortak bir edebiyat zemininde buluşturuyor. Öğretmenlerden işçilere, annelerden hayallerinin peşinden yürüyen kadınlara uzanan geniş [...]

The post Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi: Kadınların Şiirleri Edebiyatta Buluşuyor… first appeared on Aksisanat.

]]>
Farklı yaşlardan, mesleklerden ve yaşam deneyimlerinden kadınların şiirlerini bir araya getiren Çağdaş Kadınlar Seçkisi, kadınların sesine ve sözüne edebiyat dünyasında yer açmayı amaçlıyor.

Kadınların yaşam deneyimlerini, duygularını, düşüncelerini ve hayallerini şiir aracılığıyla görünür kılmayı hedefleyen Çağdaş Kadınlar Seçkisi, farklı hayat hikâyelerini ortak bir edebiyat zemininde buluşturuyor.

Öğretmenlerden işçilere, annelerden hayallerinin peşinden yürüyen kadınlara uzanan geniş bir yaşam yelpazesini kapsayan seçki, şiirin farklı seslerini ve anlatım biçimlerini bir araya getiriyor. Her biri kendi yaşamından, gözlemlerinden ve deneyimlerinden beslenen kadınların dizeleri; sevgi, özgürlük, umut, insan ve yaşam gibi pek çok temayı odağına alıyor.

Her şiir ayrı bir dünya

Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi okuruyla buluştu. Pınar Dinçata ve Feyza Menteş tarafından yayıma hazırlanan kitap Tecrit Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi, yalnızca şiirleri bir araya getiren bir çalışma olmanın ötesinde, kadınların kendilerini sözcüklerle ifade edebilecekleri ortak bir edebiyat alanı oluşturmayı da hedefliyor. Farklı kuşaklardan ve toplumsal çevrelerden gelen kadınların şiirleri, bireysel deneyimlerin evrensel duygularla nasıl buluşabildiğini ortaya koyuyor. Seçkide yer alan her şiir, bir yaşamın izlerini taşırken okuru da farklı dünyalara davet ederken kimi dizeler bir sevdanın izine, kimileri özgürlük kapısına, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkilere odaklanıyor.

Kadınların edebiyattaki varlığını ve üretimini görünür kılmayı önemseyen çalışma, farklı seslerin bir arada duyulmasının edebiyat dünyasını zenginleştireceği düşüncesinden hareket ediyor.

Kadınların kaleminden hayatın içinden şiirler

Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi, şiirleri aracılığıyla kendi hikâyesini anlatan kadınların seslerini okurla buluştururken edebiyatın birleştirici gücüne de dikkat çekiyor. Her kadının anlatacak bir hikâyesi, paylaşacak bir düşüncesi ve sözcüklerle dünyaya bırakabileceği bir izi olduğu fikrini temel alan seçki, şiirin farklı yaşamlar arasında kurduğu bağı öne çıkarıyor.

Kadınların kaleminden, hayatın içinden ve yüreğin sesinden doğan şiirleri bir araya getiren Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi, her kadının kendi sözüyle edebiyatta yer bulabileceği bir buluşma olarak öne çıkıyor.

The post Çağdaş Kadın Şairler Seçkisi: Kadınların Şiirleri Edebiyatta Buluşuyor… first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/10/11/20098/feed/ 0 20098
Çağdaş Antigone, çarpışarak çekiliyor kendine https://www.aksisanat.com/2026/10/07/cagdas-antigone-carpisarak-cekiliyor-kendine/ https://www.aksisanat.com/2026/10/07/cagdas-antigone-carpisarak-cekiliyor-kendine/#respond Wed, 07 Oct 2026 20:50:33 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20095 Çağdaş Antigone, çarpışarak çekiliyor kendine Özlem Çuhadar Zapyon Rum Lisesi’nin büyük salonundayız, günlerce süren hummalı çalışmaların ardından İoanna Kuçuradi ’ye saygı etkinliğini gerçekleştiriyoruz. Amacımız etik değerlere, insan haklarına dikkat çekmek. Öğrencilerimin felsefe-edebiyat bağı doğrultusunda hazırladıkları sunumları ilgiyle izleyen Kuçuradi, etkinliğin sonunda öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada, çatışmalarının ve başkaldırısının başladığı yerde, mezun olduğu okulda, bu etkinliğin [...]

The post Çağdaş Antigone, çarpışarak çekiliyor kendine first appeared on Aksisanat.

]]>
Çağdaş Antigone,
çarpışarak çekiliyor kendine

Özlem Çuhadar

Zapyon Rum Lisesi’nin büyük salonundayız, günlerce süren hummalı çalışmaların ardından
İoanna Kuçuradi ’ye saygı etkinliğini gerçekleştiriyoruz. Amacımız etik değerlere, insan
haklarına dikkat çekmek. Öğrencilerimin felsefe-edebiyat bağı doğrultusunda hazırladıkları
sunumları ilgiyle izleyen Kuçuradi, etkinliğin sonunda öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada,
çatışmalarının ve başkaldırısının başladığı yerde, mezun olduğu okulda, bu etkinliğin
gerçekleşmesinin kendisi için önemli olduğunu söylüyor, sonra da, “ Farklılıklara saygı
duyun çocuklar, sizden farklı düşünen, farklı aidiyetlere sahip insanlara saygı duyun ve kimseyi
dışlamayın.” diyor vakur, kararlı bir sesle. Salonun geçmişle günümüzü buluşturan aynaları,
bu sözle sırlanıyor yeniden; heykeller canlanıyor, perdeler sözü alıp sokağa, Beyoğlu’nun renkli
insanlarına taşımak için aralanıyor. Çocukların gözlerinde gurur, çocukların gözlerinde ışık…
Kütüphanedeyiz. Okul kütüphanesine Kuçuradi’nin ismini veriyoruz, sıradaki etkinlik
açılış merasimi. Bir kitaplığın üstünde onun kocaman fotoğrafı, raflarda ona ait kitaplar.
Edebiyat öğretmeninin derse Nâzım Hikmet şiirleri getirdiğini, Nâzım Hikmet’in kitaplarının
basılmasının o yıllarda yasak olduğunu öğrendiklerini aktarıyor ve o ânda Kuçuradi’nin
edebiyata, şiire verdiği önemi anımsıyorum.
İlk kitabı “Perdenin Arkası” 1955-1962 yılları arasında özellikle üniversite yıllarında yazdığı
şiirlerden oluşmuş. Şiir, öylesine önemli ki, “Bir şiir kitabı üç felsefe kitabına bedeldir.” bile
diyor. Özdemir İnce’nin Ritsos’la mektuplaşmalarının çevirisini yapmış, Turan Oflazoğlu ile
Kavafis’in Barbarları Beklerken’ini çevirmiş. Şiir çevirisinde sesin değerini yitirmemesine
büyük özen gösteriyor. “Başka bir dilde iletilmesi istenen, şiirin anlamı ve sesidir. Şiirde kulak
aracılığıyla görülür imge; çünkü anlamı taşıyan bu sesten imgedir.” Onun için şiir, o insanca
noktaya dokunabilmek; esas olanı, öz olanı görebilmek çabası. Şiir kitabındaki şiirleri
irdelediğimde mitolojik göndermelerin yoğunlukta olduğunu ve özellikle yol, yüz, ses, kapı
imgelerinin duygudan düşünce dünyasına doğru yol aldığını düşünüyorum. Yaşam, tüm
yönleriyle sorularla dolu dizelerde. Şiirlerinde felsefi eğiliminin izlerini bulmak da mümkün;
insan sevgisini, insanın değiştirebilme gücüne duyulan inancı sezmek de.
Yine edebiyat eserlerinin insanlaşmaya yardımcı olduğunu, insanların davranışlarını
gözlemleyerek kazandığımız etik duruşun edebi metinlerde çarpıcı bir şekilde
sorgulanabildiğini vurguluyor. Hatta etikte durum değerlendirmesini Albert Camus’nun
“Veba” adlı eserinden örneklendiriyormuş. Ona göre edebiyat eserleri, insanı insana anlatması
bakımından oldukça önemli. Edebiyat -felsefe ilişkisinin her daim yeniden kurulduğu, birbirini
tamamladığı, beslediği uzun bir yolculuk.
“Gezici sirkte
İki cüce
Gece gündüz
Dans ede ede birlikte
Yürümeyi unuttular
Çocuklar
Görünce onları
İçten bir şaşkınlıkla
Gözleriyle sordular
Nedenini
Başka bazıları da
Düşünün ödünsüz yandaşları
Yaşanmamış bir yaşama tapanlar
Baktılar onlara
Gözleri doldu
Ama sormadılar.”
“Cüceler” şiirinin dizeleri eşliğinde yüzlerine bakıyorum etrafımdaki insanların.
Kuçuradi’nin daha önce okuduğum sözlerine odaklanıyorum. Yüz yüze iletişim kurabildiği
takdirde insanlarda olumlu etkiler yaratabildiğini deneyimlemiş defalarca. İnsan olmanın biraz
da olsa kokusunu alanların yüzüne baktığı kişilere zarar vermeyeceğini düşünüyor. Halk
arasında gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenlere “yüzsüz” dediğimizi hatırlatıyor.
Yüzsüz olmamak ne güzel, diyorum ben de içimden buruk bir tebessümle… Yüzlerine
bakıyorum insanların ve sonra ayrılıyorum okuldan. İyi ki varsınız, diyerek vedalaştığım
“bilgenin”, Güngör Dilmen’in deyişiyle ilkelerinden hiç sapmayan Çağdaş Antigone’nin,
çatışmalarının başladığı yerden başkaldırısını da yüklenerek çıkıyorum büyük, demir kapıdan.
Arkamdan geldiğini ve “İnsanın daha doğrusu kişinin ana değer, kayıtsız şartsız ana değer
olduğunu kavrayabilmek… Don Kişotça da olsa bir şeyler yapabilmektir.” dediğini
duyumsuyorum.
Metroya doğru yürüyorum. İstiklal Caddesi’ni geride bırakırken Kuçuradi’nin “Örtü”
şiirindeki
“Gözleri
İçini görür
Bir bir her rastladığının.
Açın yüzünüzü”
dizeleri çarpıyor, rüzgârla birlikte yüzüme. Kapatıyorum gözlerimi bir süre için sımsıkı, sonra
yürümeye devam ediyorum.

Not: Yazı daha önce 1 Ekim 2023 tarihli Çıngıraklı Sokak Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 

The post Çağdaş Antigone, çarpışarak çekiliyor kendine first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/10/07/cagdas-antigone-carpisarak-cekiliyor-kendine/feed/ 0 20095
“Acıyı Taşımanın Asaleti ” https://www.aksisanat.com/2026/10/07/aciyi-tasimanin-asaleti/ https://www.aksisanat.com/2026/10/07/aciyi-tasimanin-asaleti/#respond Wed, 07 Oct 2026 20:23:58 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20092 Mualla Katip Asaleti ne tanımlar ve ne tamamlar? Kadını asil kılan nedir? Takıları, giysileri, tavırları… Eğer siz sahip olduğunuz şeyleri —inci, mücevher , her neyse— sadece gösterme gayreti için taşıyorsanız kokoş olabilirsiniz. Oysa asil bir kadın değerli olanı sergilemez, ona değer kazandırmaya çalışmaz; onu sadece taşır. Tıpkı Ahmatova’nın bu fotoğrafındaki acıyı taşırken sergilediği duruşu gibi. [...]

The post “Acıyı Taşımanın Asaleti ” first appeared on Aksisanat.

]]>
Mualla Katip

Asaleti ne tanımlar ve ne tamamlar? Kadını asil kılan nedir? Takıları, giysileri, tavırları… Eğer siz sahip olduğunuz şeyleri —inci, mücevher , her neyse— sadece gösterme gayreti için taşıyorsanız kokoş olabilirsiniz. Oysa asil bir kadın değerli olanı sergilemez, ona değer kazandırmaya çalışmaz; onu sadece taşır.

Tıpkı Ahmatova’nın bu fotoğrafındaki acıyı taşırken sergilediği duruşu gibi. . Fotoğrafta oldukça sade bir kadın görüyoruz; ancak bu kadın 20. yüzyıl Rus edebiyatının en büyük şairlerinden biri. Ahmatova’nın nasıl bu kadar asil ve sağlam durabildiği, onun acıyı taşıma biçimiyle anlam kazanıyor. Asalet güzellikte değil, insanın gerektiğinde acısını teşhir etmeden ama saklamadan taşıyabilmesinde. Rus edebiyatının o soğuk atmosferini, Stalin döneminin baskı ve zulmünü asil bir duruşla yerle bir edebilmesinde.

Asıl adı Anna Andreyevna Gorenko. Ahmatova soyadını edebî mahlası olarak kullanmış. Onu biraz daha yakından tanımaya çalıştığımızda görüyoruz ki Ahmatova, sade fakat yoğun duygular taşıyan şiirleriyle duruşunu zarafetle buluşturuyor.

Biz hep tarihin tozlu ve tozsuz sayfalarında büyük şairlerin erkek olduğuna tanık oluruz. Çünkü tarihin kendisi de feodaldir… Oysa tarihî gerçeklerin, hatta en acımasız gerçeklerin, hassas bir ruhun, bir kadının kaleminde nasıl eğilip bükülmeden dimdik, onurlu bir şahlanışla anlatılışına Ahmatova’nın şiirlerinde rastlarız. Şöyle ki Türkçe karşılığı “Ağıt”, Rusçada “Requiem” ismini taşıyan şiirinde şöyle der:

“On yedi aydır feryat ediyor,
Seni eve çağırıyorum.
Celladının ayaklarına da kapandım,
Sen hem oğlum hem de felaketimsin.”

Bence eserin en çarpıcı tarafı yalnızca oğlunu kaybetmekten korkan bir annenin ağıdı olmaması. Ahmatova kendi acısını, hapishane önlerinde yakınlarından haber bekleyen binlerce insanın ortak acısına dönüştürüyor.

Bunu 20. yy. Türk şiirinde Gülten Akın’ın şiirlerinde de görürüz. Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı, Deli Kızın Türküsü, Kestim Kara Saçlarımı yaşadığı coğrafyadaki kadının ağıtıdır.

“Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim
Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim”

Gülten Akın’ın bu ve buna benzer birçok mısrası Türk şiirinin kalbinden dizelerdir. Ve Gülten Akın’ın sesi Türk şiirinin en zarif, en güçlü seslerinden biridir.

Dünya edebiyatında da çok sayıda olmasa da bunun örneklerine rastlamak mümkün. İşte bir kadın… Bir şair ve taşıdığı acının onun asaletine yansıyan fotojenik hâli. Ona bu fotojenik olma durumunu sağlayan şey asla gerdanındaki takısı, parmağındaki yüzüğü, saçındaki topuzu veya yüzündeki makyajı değil. Onlar sadece birer obje. Olmasalardı da biz fotoğrafta yine aynı duruşu görecek, aynı kadına hayranlıkla bakacaktık.

Geçen gün bir kadın arkadaşımın bir erkek yöneticinin ezici tavrına ve kaba tutumuna karşı zayıflık göstermesine içerledim ve ona Rus şairinin Stalin karşısındaki yenilmez duruşundan ve Requiem şiirinden bahsettim.

Karşınızdaki kişi bir kadınsa iyi düşünün… Hele ki bir şairse asla hakaret etmeye yeltenmeyin. Tıpkı Stalinist terörün sıradan insanlarda yarattığı yıkımı göstermek için Ahmatova’nın Requiem’inde Stalin’in zalimliğinin devleştiği gibi. Siz de bir anda Binbir Gece’nin şişeden çıkan ifriti gibi, kendisine uzatılan eli bile cezalandırmaya hazır bir canavara dönüşebilirsiniz.

The post “Acıyı Taşımanın Asaleti ” first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/10/07/aciyi-tasimanin-asaleti/feed/ 0 20092
BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN ESRA DÖKMEN – ESRA’RENGİZ ŞEYLER VE ŞİİRLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ https://www.aksisanat.com/2026/09/29/burcin-lacin-altaydan-esra-dokmen-esrarengiz-seyler-ve-siirleri-uzerine-soylesi/ https://www.aksisanat.com/2026/09/29/burcin-lacin-altaydan-esra-dokmen-esrarengiz-seyler-ve-siirleri-uzerine-soylesi/#respond Mon, 28 Sep 2026 21:25:37 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20087 SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY  “Başka dünya aradım Başka korkular Sonrası için yerine konulan taşlar Hareketsiz kalışların savaş kaçkını imgesi oldular” Dizeleri ile başlayıp “Sormuyorsa hayat seni bana: -Muktedirsin yaşamaya-” Dizeleri ile biten “Muktedirsin Yaşamaya” şiiri ile yaşadığımız çözümsüz dünyanın sorgusunu felsefi bir akış açısıyla yaparken dilin sınırlarını keşfeden şair Esra Dökmen ile şiirleri üzerine söyleşeceğiz. [...]

The post BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN ESRA DÖKMEN – ESRA’RENGİZ ŞEYLER VE ŞİİRLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ first appeared on Aksisanat.

]]>
SÖYLEŞEN: BURÇİN LAÇİN ALTAY 

“Başka dünya aradım

Başka korkular

Sonrası için yerine konulan taşlar

Hareketsiz kalışların savaş kaçkını imgesi oldular”

Dizeleri ile başlayıp

“Sormuyorsa hayat seni bana:

-Muktedirsin yaşamaya-”

Dizeleri ile biten “Muktedirsin Yaşamaya” şiiri ile yaşadığımız çözümsüz dünyanın sorgusunu felsefi bir akış açısıyla yaparken dilin sınırlarını keşfeden şair Esra Dökmen ile şiirleri üzerine söyleşeceğiz.

 

Burçin L. A.:

“Esra’rengiz Şeyler” kitabının ilk şiiri “Yalnız” ve ilk dize “Beyhudedir yüzü kuşların.” Bu şiirde şair, şiire nasıl ve neden bulaştığını sezdirirken son dizesi ile açıklıyor; “Kalem karanfildir, dilim muşta…” yaşamak için sözcüklerin gücünü kullanarak adeta şiirle savaşıyor ve bunu ilk şiir ile ilan ediyor.

Kitaba da adını veren “Esra’rengiz Şeyler” şiirinde de “Adım esra’rengiz şeylerden/ Aklıma ser dedim dünyayı, rövanş olsun” dizesi ile kendini açıklayan şair aslında bu şiirde karanfil kalemiyle kendiyle de yüzleşiyor. Ayrıca “Kalbinde kaç günaha yer var” dizesiyle bireyi sorguluyor.

Bir de “Herkes Kadar” şiiri yine şairin iç sesini duyduğumuz “Kendimi kendimden bakıp anlatıyorum, bu ayna değil” dizesi ile başlıyor.

Bu içsel derinlikle yazılan şiirler bağlamında tutulduğunuz ve tutunduğunuz şiirle olan ilişkinizi, şiirin size hissettirdiği bu yüzleşme halini, şiirinizin amacını sormak istiyorum.

 

Esra D.: Öncelikle merhaba ve çok teşekkürler. “Esra’rengiz Şeyler” altıncı şiir kitabım. Her bir şiir dosyasını, zamanın koşullarına ve anlatı gücünün yoğunlaştığı hikâyelere göre tematik bir zeminde oluşturuyorum. Esra’rengiz Şeyler; hayatı sorgularken bitiş ve başlangıç çizgilerinin birbirine çok yakın mesafede durduğunu keşfetmemle doğdu. Şu an içinde bulunduğum ‘azaldıkça çoğalma’ düşüncesi, bu kitaptaki satırlarda rengini belli etmeye başlamıştı. İfadenin, hikâyelerin içinde saklı kalmış bir kuytu limanı vardı zaten ve keşfetmeyi sevmiştim bunu. Hâlen de seviyorum. Evet, ifade etmek istediğimiz pek çok şey var, anlatı düşünceyle tetikleniyor evet. Düşlem kendi başına çalışan bir organizma gibi şiir söz konusu olduğunda benim için. Bununla beraber dünyadan, yaşadığımız coğrafyadan, ülke ve dünya tarihinden bağımsız bir yazım biçimi düşünemiyorum ben. Dolayısıyla sosyo-kültürel, sosyo-politik, sosyo-psikolojik tahlilleri seviyorum. Bu elbette bir birikim gerektiriyor, bir donanmış bellek gerektiriyor. Bunun en iyi yolu, hayatın her alanında gözlemci olmak ve yazma ile ilgili branşlarda bilgi sahibi olmak. Bildiğiniz takdirde güçlü olabiliyorsunuz anlatı sanatlarında. Bildiğiniz takdirde azalabiliyorsunuz, içinizde çoğalacağınızı bilerek. Ve önem sırasında birçok şeyin önüne geçmesine imkân vermiş oluyorsunuz. Daha çok okumayı teşvik eden, farklı pencerelerden bakmayı sağlayan bir olgu/amaç bu aslında ve belki kişisel bir sorumluluk. Esra’rengiz Şeyler, anlatının okuyana hakkıyla ulaşması için okuyanın usunda ve kalbinde bir çentik açmayı başarıyor bence. “Sizi alır götürür, bambaşka biri yapar” demiyorum. Kendi hikâyeniz ile benzer hat üstünde bir isyan özü yaratmak/bulmak da hedefim değil, yakalayacağınız. Belki de en büyük handikap budur çünkü, okura benzer duyguları anlatı sanatı üzerinden pazarlamak. Bu çok etik bir düşünce değil ve davranış kalıbı olarak benden uzak. Açıkçası bir pazarlama stratejisinin dışındayım yazdığımın rengini size gösterirken. Hepimiz bambaşka hikâyeler ve ruhlar taşıyoruz ve taşınıyoruz birbirine. Esra’rengiz Şeyler, anlatı dili yoğun şiirlerden oluşuyor. Sinematografik olması, derin imgeler ile var oluşu, belki de türümde, tarzımda işçi olmayı sevdiğimdendir. İşin içindeyim anlayacağınız. Ellerimizi, düşüncelerimizi yıkayabilmemiz ile başka bir an, bir başka saha, bir başka beyin, kendini yine var edecek resimlerimde, belki esrarengiz belki değil.

 

Burçin L. A.:

“Tüm bu varsayım da / Bir sonucun muhtemel yatıştırıcı etkisiyle / Yıldızsız gecelerde uyuyabilmem içindi.” bir şiirin uzun başlığı ve bu şiir yine aynı dizelerle bitiyor. Şairin ‘anlatmaya çalışıp anlatamadığı yıldızsız gecelerden’ geliyor şiir, gecenin önemini şiirle besliyor, şiirle haykırıyor adeta. Kendini de “Dendenlerim” tabiriyle gecedeki anlamın tekrarını da şiiriyle şöyle anlatıyor;

“Gecenin önemini biliyordu. Gecenin içinde yaşıyordu. / İmgeyi üzmediğini söyleyebilirim.”

“Gecenin ölüm kalım savaşından mesul olmadığını anlamıştı.” ve

“Yine kırgın, yine kırılgan olmanın / Gecenin ölüm kalım savaşından farkı olmadığını düşünürken / Kimsenin kimseden mesul olmadığını anımsattığını anımsadım.”

Metaforlarla yaşamın anlamını “Yıldızsız Gece” imge tamlamasına saklanan gizi kendine dönerek bireysellikle çözmeye odaklanıyor. Gecenin hem yara hem merhem olarak şairin en büyük sığınağı olduğunu da yine şiir diliyle konuşarak yapıyor.

Burada bu şiirden yola çıkarak şairlerin sığınağı diyebileceğimiz gecenin imgesel olarak kullanımındaki düşüncelerinizi sormak istiyorum. Şiir ve gece bağlantısının yanında şiirdeki kırılganlık için neler söylemek istersiniz?

 

Esra D.: Evet. Gece, fiziksel açıdan içinde olmaktan memnun olduğum bir zaman dilimi. Hem de metaforik açıdan sevdiğim bir argüman. Az evvel söylediğim gibi tam da içindeyim işin, şiirde. Esra’rengiz Şeyler yazılırken gece kondisyonuna ağırlık verdim. Bu bilinçli bir zaman güzelliği idi benim açımdan. Kitabın kapağında yer alan “Ouroboros” “Kendini Yiyen Yılan” tasarımının da açıklayacağı üzre, yeni baştan var olma ve var olmaya hazırlık aşamasında bir önceki versiyonunun bizzat varlığın kendisi tarafından sona erdirilmesi var. Genel geçer diyemeyeceğimiz, belli başlı hatlarda bir ölüm ve doğum var. Bunu gece inşa etmeyi çok sevdiğim için, gecenin sessizliğinde daha kolay kaybolup, bulunduğum için sanırım.

 

Burçin L. A.:

Şiirlere saklanmış sırlar var bir de; tam dört tane. Sır şiirlerinde şair bize içinden geçen bilinmezlikten gelinen görmezlikten gelinen ancak yaşamı direkt etkileyen sırları söylüyor.

“Sır 1 Gözlerimde Yalan Hudut” şiirindeki sırrı şöyle söylüyor; “Tüm şiirler şahit ki ölmek denen illet / Gözlerimde yalan huduttur.”

“Sır 2 Geçme Erotomanya” şiirinde; “Öpersin ölümü” ve “Sesi dilimdeki mürekkep kanı” dizeleri ile birine, sanki sevgiliye sesleniyor ancak şiirin ismi başka ipuçlarını veriyor. Baktığımızda, Erotomani, bir bireyin genellikle ünlü, yüksek statülü veya ulaşılamaz başka bir kişinin kendisine derin bir aşk beslediğine dair sarsılmaz ve gerçek dışı bir inanca (sanrı) sahip olduğu, nadir görülen ciddi bir psikolojik bozukluk olarak literatüre geçiyor. Bu bilgi ile şiirin derinliği, sanrılarla çevrilen bir dünyada yaşananların aşkların hislerin en sonunda yalan olduğu sırrını fısıldıyor.

“Sır 3 Güzel” şiirinde; “Belli ki sakladığı o şey / Mahrum kalınmayacak kadar güzeldi.” Dizeleri ile güzelliğin dünyadan saklanmış olduğu sırrını veriyor ya da güzellik algısının değişkenliğini ve saklanması gerektiğini savunuyor.

“Sır 4 Alışan” şiirinde ise; “Aklım her şey çok güzel olacak derken / Beni kandırmış olabilir mi?” dizeleri ile üçüncü sırda saklanan güzelliğin aslında gerçekleşmesi zor bir yanılgı olduğu ve yenilgiye, aldatılmaya nasıl alışabildiğinin sorgusunu yapıyor.

Her şiir okuyucusuna farklı bir anlamı sunar, benim anladıklarım bunlar oldu. Siz bu şiirler için neler söylemek istersiniz? Şiirin en büyük sırrı size göre nedir?

 

Esra D.: Teşekkür ederim sevgili Burçin Hanım. Açık anlatının altında yatan gizil ifadeler aslında hep sır. Gizil ifadelerdeki açıklık da öyle. Bir başlık altında topladığım sır şiirler, bence okuyana “Bu gizler içinde en az gizlisi bu” demek. Ters köşeler, insanın zihninde canlanmayı seven ve kelime dağarcığı sistematiğinde bir yere oturan unsurlar bana göre.

Yanılgı, yenilgi. Bu kavramlar çok güzel. Farkında olmak biz yazanlar için en önemli detay. Bir yerde farkında oluruz ve yanılgıya yer açılır. Yanılgı keşfin ilk anahtarıdır ve her zaman sizi zorlar. Zor olan günümüzde geçerliliğini yitirse de en geçerli akçe odur kanımca. Şiir sese dönüşmeden önce bir vücutta, bir ruhta, bir ekosistem içinde kendini yaşamış ve yaşatmış olmalı. Mana mirastır insana, yazıyorsa eğer. Mana, ister köprü olsun ister sac ayak, zihinde öğrenilmiş her pratiğin yansımasına ihtiyaç duyar. Sesleniş olarak baktığımızda bu bir çığlık yahut sallanan koltukta yaşayan bir anı olabilir. Hissedilen duygular, yoğunluğuna bağlı olarak birbirine geçmeye müsaittir. Onlar birbiri arasına geçer, soluklanır. Ortak bir acı daha doğurup duygu sahibini rahatlatmak içindir bu. Bazen açı onu zorlar, baktığımız yön o acının açısında soluklanır. Yaşamaya devam ettiğiniz hikâyede mucize aramak için öne sürdüğünüz ortaklığa o an muhtaçsınızdır. Burada büyük resim aramaz ve görmezsiniz. Odağınız hep bir ortak bulma çabasıyla acı çekmeye devam eder aslında. Çünkü yürümek istediğiniz yol, devamlı yürüdüğünüz yol değildir. Amacınız, idealiniz karşısında her şey o kadar görünmez olur ki, reddettiğiniz şey bir sonraki aşamada sizi büyüten şey de olacaktır baktığınızda. Yeter ki görmek güç olmasın. Bakış açısının yastığını değiştirmeden yazdığım ve sizin de alıntıladığınız “Aklım her şey çok güzel olacak derken / Beni kandırmış olabilir mi?” ifadesi de yollar üstünde durup geriye ve ileriye baktığım anlardan bir kesit.

 

Burçin L. A.:

“Çok söylemiştim size / Bu dramayı sevmediniz / Benim diye demiyorum ama / Eksik parçalar, aklı / İstisnalar kafiyeyi böyle bozar!” dizeleriyle yaşamla bütünleştirdiği şiirin adı da “İstisnalar Kafiyeyi Bozar.” buna benzer “Kuş Dili” şiirinde de şair kendine ait bir dili arıyor.  Ayrıca dilini kurarken belki de yararlandığı şairlere isimlerinden de anlaşılacağı üzere “Bennett” ve “Üçkağıtçı Rimbaud” şiirleriyle selam çakıyor.

Bu şiirlerinden diğer şiirlerine uzanırsak her dizenin ayrı bir metaforla bambaşka bir anı çağrıştırdığını ve zihin tam onu anlayıp o anın içine girmişken başka bir duruma geçtiğini görüyoruz. İmgenin yoğun ve farklı tamlamalarıyla zengin şiirlerin dil ile oynaması eğip bükmesi de şairin dilsel hünerini gösteriyor. Ayna, gece, yaz ve dünya gibi sözcükleri imgesel bir düzlemde kullanarak şiirini kurduğu yerçekimsiz boyutta her şeyin her şeye dönüştüğü nesnel ve öznel olgudan sıyrılarak cıva gibi akışkan bir yapıyı sunuyor.

Bütün bunlar ışığında genel olarak soracak olursam; şiirin oluşumunda kurduğunuz dilin en temelinde size göre ne bulunuyor ve imgeyi yaratırken nelere dikkat edersiniz, sınırsızlığa nasıl ulaşırsınız?

 

Esra D.: Teşekkür ederim, güzel tanımladınız. Aslında sorunuzun tek bir kelimelik cevabı var, tahayyül. O odalarda oluyor ne oluyorsa aslında. Parmaklarımız, klavyeler, telefon tuşları ve kâğıtlar arasında dans ededursun, gözümüzle çektiğimiz fotoğrafların işlenmesi, bunların tahayyül mekanizmasına aktarılması ve oradan saf halinin küçük detaylarla sanata dönüşü; aynı karanlık odada bir fotoğrafın işlenmesine benziyor. Biraz duru görü becerisi sanırım, siz de bilirsiniz. Hayatı anlamlandırma açlığı ve yerinde durmama. Olgusal olarak da fiziksel olarak da hareketli bir yapım var, hayal kurmaya müsait bir zemin hazırlıyor bu da. Zihnimde canlanan izler, var olmayı da yok olmayı da bildiği için, onu kullandıktan sonra kimi zaman ateşe de atmaktan çekinmiyorum. Yeter ki ateşin içinden çıkan küller dahi birilerine bir anlam taşısın.

İfade biçimlerinin farklı disiplinlerde yansımasını biliyoruz. Ben drama sanatına şiir ve retorik sanatı kadar önem verdim hep. Zihnimde canlanan bir hikâyeniz var ise bu yazılacak bir şey olur ve yazılır. Kısa film senaryoları da yazıyorum ben imgenin çağrısı doğrultusunda. Burada şunu söyleyebilirim sanırım; yaşanılana ve hissettiğime ağırlık veririm yazma hususunda fakat bir başkasının hissettiği, gözümde ağrı olup kelimelere dökülebilir. Elbette ki içinde olduğumuz dünya hali, yazma konusunda uyarıcıdır, beni de tava getirir.

Hiç yaşamadığım bir tecrübe üzerine yazmışlığım da söz konusudur tahayyül gücü sayesinde. Yaşadığımı hiç yaşamamış gibi de gösterebilirim. Yahut aslında hiç yaşanmamış olan, her bir detayıyla yaşanmış gibi durur zihninizin çekmecelerinde. Bunu içimden çıkarmayı ve onu bir canlı olarak yaşatmayı seviyorum, haz duyuyorum esrarengiz bir şekilde.

Psikoloji biliminin erekleri sayesinde hayal gücünü sınırsız tanıyabiliriz. Tanış olabiliriz sınırsızlıkla. Tabii ki işin başında bilmek ve araştırmak var. Öylesine yazmak her türlü saygıyı azaltan bir unsur. Saygının olmadığı bir yerde sanat da görevini tamamlayamaz. Benim için işin başında estetik ve sanat kuramları var. Örneğin; Hegel’in, tine ulaşma aracı olarak duyusal formları koyduğunu, bunu ne amaçla düşündüğünü bilmez isek ne kadar anlam taşır şiir sanatı için yazdıklarımız? Felsefenin alıntı ezberinden fazlası olduğunu bilmek var içimde, sağaltım gücünün ekseriyetle önemini bilmek var. Buralarda imge, ateşi harlamak ve ateşe atılmak için var ve yeri geldiğinde söndürmek için devrede. Ama asla mevhumu harcatmak yahut zayıflatmak için değil.

Arthur Rimbaud en sevdiğim dünya şairlerinden. Esra’rengiz Şeyler’de bir ters köşeyle selam vermek istedim kendisine. Sembolizmin çok başarılı temsilcilerindendir kendisi ve çok severim okumayı kalemini.

 

Söyleşi için çok teşekkür ederim.

 

ESRA DÖKMEN KİMDİR?

1988 Bursa doğumludur. Haliç Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü’nden yatay geçiş yapmış ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde eğitim görmüştür. Anadolu Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nü ve Atatürk Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nü de bitirmiştir. Özel sektörde ön muhasebe alanında çalıştıktan sonra bir süre özel bir eğitim kurumunda okul öncesi branş eğitmenliği yapmıştır. Öykü atölyesi, kısa film atölyesi, kadın girişimcilik atölyesi gibi çeşitli seminer programlarından özel eğitim belgelerini almıştır. Şu an farklı yayınevlerine özel editörlük hizmeti vererek çalışmasına devam etmektedir. Yaklaşık yirmi senedir şiir, öykü ve denemeler yazmaktadır. Üniversite döneminde yerel gazeteler için makaleler de yazmıştır. Bursa Yazın ve Sanat Derneği’nde (Buyaz) yaklaşık on üç senedir üyeliği mevcut olup, şu an bu derneğin yönetim kurulundadır. Ayrıca Türkiye Yazarlar Sendikası’na üyedir. Özgür Sanat Meclisi Platformunda aktiftir, sanatın özgür icra edilmesi hususundaki çalışmalara ortak olmaktadır. Redaktörlük, kapak tasarımı ve editörlük çalışmalarında sayıca çok referansı vardır. Belediye, sendika ve dernekler tarafından düzenlenen edebiyat ve sanat içerikli programlarda sunuculuk yapmaktadır.

 

Kazandığı Ödüller

Koza; Bursa Dergiler Platformu tarafından verilen, 2021 yılı Bursa’da Şiire Katkı Ödülü

 

Kitapları

(Şiir) “Bir Nefes Gibi” Karina Yayınları 2014

(Şiir) “Sessizliğin Hikâyesi” Karina Yayınları 2015

(Şiir) “Siyahî” Gece Yayınları 2016

(Şiir) “Sırça Darbesi” Dorlion Yayınları 2019

(Şiir) “Koza” Öteki Yayınevi 2021 (Elif Burcu Özkan ile Ortak Kitap)

(Şiir) “Esra’rengiz Şeyler” Artshop 2023

(Şiir) “Tanrı Gözü” Plüton Yayınevi 2024

Antolojilerde ve Kolektif Kitaplarda Yer Alan Çalışmaları

(Şiir) “Kerâmet” (İngilizce çevirisiyle birlikte) Cemal Süreya’nın Ölümünün 30. Yılı Anısına Şiir Seçkisi, Artshop Yayıncılık, Aralık 2019

(Şiir) “Peri” (İngilizce ve Yunanca çevirisiyle birlikte), A Trilingual Anthology of Turkish and Greek Poets & Artists-Türk ve Yunan Şairler ve Sanatçılar Üç Dilli Antolojisi, Artshop Yayıncılık, Mayıs 2020

(Şiir) “Vişneçürüğü” (İngilizce ve İspanyolca tercümesi ile birlikte), Benidorm İstanbul 2020 Türk Şairler Seçkisi, Artshop Yayıncılık, Ağustos 2020

(Şiir) “Kınımdaki Tabur” Corona Günlerinde Şiir Zinciri, Nisan 2020

(Öykü) “Anne” “Ölüler Konuşmalı” Sıfır Yayınları, Ocak 2020

(Şiir) “Ültimatom Bayrakları” Eecstaticc 2024

Şiirlerinin, Röportajlarının ve Kitap Tanıtımlarının Yayımlandığı Dergiler:

Eliz Edebiyat, Çini Kitap, Sarmal Çevrim, Varlık, Mavi, Grapon Kâğıtları E-Dergi, Yelkensiz, Cumba, Grunge E-Dergi, Pulsar E-Dergi, Ek Dergi Litera E-Dergi, Karnaval, Artemis, Şiiri Özlüyorum, Opus E-Dergi, Başıbozuk, Cin E-Dergi, Rüya Senaristi, Tecrit, Şiirden, Panzehir E-Dergi, İbid E-Dergi, Meskalin E-Dergi, Orlando, Bubi Sanat Platformu, ODTÜ/Yeni Fanzin.

 

The post BURÇİN LAÇİN ALTAY’DAN ESRA DÖKMEN – ESRA’RENGİZ ŞEYLER VE ŞİİRLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/09/29/burcin-lacin-altaydan-esra-dokmen-esrarengiz-seyler-ve-siirleri-uzerine-soylesi/feed/ 0 20087
İNCİR ÇEKİRDEĞİ https://www.aksisanat.com/2026/09/18/incir-cekirdegi/ https://www.aksisanat.com/2026/09/18/incir-cekirdegi/#comments Fri, 18 Sep 2026 19:32:03 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20083 İncir çekirdeği; çıtır çıtır, lezzetli, sarı – kahve tonlarında onlarca minicik yuvarlak. Meyvesinin içine sığmayan, tadından yanına varılmayan, “yeme de yanında yat” denilen tatlardan, kıymetlerden biridir incir çekirdeği…  İnciri yemek marifet ister; çekirdeği dişlerinizin arasına sıkışabilir, olmadık diş kovuklarına, çatlaklarına girebilir… İncir çekirdeği hep sizi rahatsız eder;  uykunuzdan uyanır, incir çekirdeğini çıkarmaya çalışırsınız. Cevizdir incir [...]

The post İNCİR ÇEKİRDEĞİ first appeared on Aksisanat.

]]>
İncir çekirdeği; çıtır çıtır, lezzetli, sarı – kahve tonlarında onlarca minicik yuvarlak.

Meyvesinin içine sığmayan, tadından yanına varılmayan, “yeme de yanında yat” denilen tatlardan, kıymetlerden biridir incir çekirdeği…  İnciri yemek marifet ister; çekirdeği dişlerinizin arasına sıkışabilir, olmadık diş kovuklarına, çatlaklarına girebilir… İncir çekirdeği hep sizi rahatsız eder;  uykunuzdan uyanır, incir çekirdeğini çıkarmaya çalışırsınız.

Cevizdir incir çekirdeğinin hayat arkadaşı. Mutluluk kaynağı, lezzet tamamlayıcısı. Tabi ki incir çekirdeğimiz kuru incirin içindeyse. Tazecik, genceciktir incir çekirdeği taze yemişin içinde. Bol sulu, lezzet şelalesidir denizden akan. Dalından kopardığınız incirin yemesine doyum olmaz hani. Taze inciri bölersiniz ikiye; kırmızı mı desem, mor mu desem renk fark etmez, inciri çekirdeğinin tadına vararak bir lokmada yersiniz. Muhteşem görüntüsü sizi bir ikinciyi daha yemenize davette bulunur.

İncir çekirdeğini doldurmayacak mevzular işte ..!

Gündelik, sıradan şeyler; yaşam mücadelesi değil mi incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler. Ya da kahvehane köşelerinde; önemli devlet meselelerini konuşmak uzun uzadıya, hamaset yaparak ahkâm kesmek…

Sahi, nedir incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler?

Sana bana göre değişir mi?

Sağa koysan olmaz, sola koysan olmaz. Boşa koysan dolmaz, doluya koysan sığmaz…

Bunca zaman, güzellikler,  hayaller, umutlar, barış içinde insanca yaşamanın güzelliği ve huzuru yazıldı kitaplarda ve bizler de okuduk bıkmadan, usanmadan bu güzel kitapları. Gök kubbede kardeşlik ve sevgi türküleri yankılandı sessizce… Çocuklar duysun istedik. Mavi gezegende kardeşlik hüküm sürsün diye mücadele verdik…

Kırgınlıklar olmasın, küsmeyelim birbirimize… Kalplerimiz mutluluk ile atsın. Gözlerimizde yeşersin sevgi filizleri umutla. Işıkla bakalım birbirimize. Şu ölümlü dünyada yoksa … Yoksa?

“Çok yoğunum, gelemem.”

“ İşlerimi bitirmem lazım. “

“Ah be yavrum değer miydi hiç anneni üzmeye?”

“ Bu bayram da mı gelemeyeceksiniz oğlum? İşleriniz yoğun. Anladım. Sağlığınız yerinde olsun evladım. Bir sonraki bayrama bekliyoruz mutlaka!”

“ Baba, parka gidelim mi? Dün söz vermiştin yarın akşamüzeri gideriz diye. Yarın oldu baba. Hadi gidelim, ne olur!”

Oğullar büyür, baba olur; babalar büyür, dede olur. Düzen sürer gider …

Bu diyardan incir yemeden gitmeyiniz; yoksa incir çekirdeğini nasıl doldurursunuz!

The post İNCİR ÇEKİRDEĞİ first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/09/18/incir-cekirdegi/feed/ 7 20083
retorik ve şiir https://www.aksisanat.com/2026/09/18/retorik-ve-siir/ https://www.aksisanat.com/2026/09/18/retorik-ve-siir/#respond Fri, 18 Sep 2026 19:07:32 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20080 salih aydemir Retoriğin tarihi Antik Yunana kadar gider. Dolayısıyla retoriği işlemek ya da retorik konusunda konuşabilmek için doğa felsefesine kadar inmek gerekir. Antik Yunan felsefesi doğa felsefesinin öncülüğünde başlamış ve ondan sonra gelişen düşünce yapısı ile insan felsefesine yönelmiştir. Aslında bu dönem felsefenin başlangıcı olarak görülebilir. Sofizm öncesi “Yunan siyasal düşüncesinin ilk izleri Homeros’un destanlarında [...]

The post retorik ve şiir first appeared on Aksisanat.

]]>
salih aydemir

Retoriğin tarihi Antik Yunana kadar gider. Dolayısıyla retoriği işlemek ya da retorik konusunda konuşabilmek için doğa felsefesine kadar inmek gerekir. Antik Yunan felsefesi doğa felsefesinin öncülüğünde başlamış ve ondan sonra gelişen düşünce yapısı ile insan felsefesine yönelmiştir. Aslında bu dönem felsefenin başlangıcı olarak görülebilir.

Sofizm öncesi

“Yunan siyasal düşüncesinin ilk izleri Homeros’un destanlarında görülür. Ancak bu izler, siyasal düşüncenin gelişiminde Yunanlıların önem ve yerini belirtmekten uzak olduğu gibi, Yunan toplumunun daha sonra belirginleşecek olan yapısını da yansıtmaz. Homeros destanları çağlarının ürünüdür. Başka bir deyişle, bir anlamda, siyasal düşüncenin ana gelişim çizgisinin dışında kalır. Buna karşılık Homeros destanları belli bir ölçüde tarihsel gelişimlere ışık tutar. Edebiyatın ilk büyük kişisinin hayatı tartışmalı, hatta efsanevîdir. Aralarında izmir’in de bulunduğu yedi site birden, onun kendi topraklarında doğduğunu ileri sürmüştür. Kör olduğu söylenen ama bu görmezlik, belki de yaratıcının iç bakışını akıl evrenine çevirmiş olmasını simgeliyordu. Verilen doğum tarihleri kesin değildir: tarihçi Heredotos, onun kendisinden dört yüz yıl önce, mö ıx. yy’ın ortalarına doğru doğduğunu ileri sürer.

Homeros böylece belki de kendi kişiliğinde birçok kimliği gizlemektedir. O, bir edebiyat türünün ilki, ilk yaratıcısı da değil, ama uzun sürmüş bir sözlü geleneğin son temsilcisidir. Gerçekten de daha mö x. yy’da Anadolu’daki İon kentlerinde, anlatıcılar (Yun. Aoidos), prenslerin saraylarını dolaşarak efsanevî kahramanların yiğitliklerini müzik eşliğinde şarkılarla anlatıyorlardı.

Gelenekler, iki uzun şiiri, İlyada ile Odysseia’yı Homeros’a mal eder. Bu şiirlerin aynı dönemlerde yazılmış olduğuna inanılmaktadır. İlyada, gençlik dönemi eseri, Odysseia ise bir olgunluk çağı şiiridir. Her şey bir yana bu iki eser, konu ve tını bakımından olduğu gibi teknik bakımdan da birbirinden farklıdır: İlyada bütünüyle kahramanının ruhsal durumu üzerine, Truva kentinin kuşatılması sırasında, Yunan ordularının başkomutanı Agamemnon’un hakaretine uğrayan Akhilleus’un öfkesi üzerine kuruludur; Odysseia ise, bir kahramanın başından geçen serüvenleri, tanrıların keyfine, yazgısının kaprislerine tabi olan Odysseus’un serüvenlerini anlatır.

Odysseia’yı geçtiğimizde, bir ulusun ortak ruhunun anlatımından, tek bir adamın romanına geçmiş oluruz.

Homeros m.ö. xvıı. yüzyılda, yaşayıp yaşamadığından kuşku duyulmaya başlanıncaya kadar, hem edebiyat alanında bir örnek, hem de bir büyük bilge olarak kabul edilmişti. Antikçağ’da Atina’da, Panathenaia halk bayramlarında Homeros’tan dizeler okunur, çocuklar okumayı tanrılar ve insanlar hakkında güzel sözlerin söylendiği ilk kitaplar olan İlyada’dan öğrenirlerdi.

Yaşamış olsun veya olmasın Homeros, batı kültürünün en büyük kaynağı olmayı sürdürmüş, buna dayanarak da, ulusal veya kişisel her yaratının kökeninde bir İlyada’nın veya bir Odysseia’nın bulunduğu ileri sürülmüştür.

Hayat Bir Savaştır

Yunan edebiyatının ilk eseri, barıştan söz eden bir eser değildir. Yaşamın temel gerekleri olan ve bilinçaltında yatan iki itki: öldürme isteği ve sevme isteği; kılıç darbeleri ve yürek çarpışları, insanın günlük yaşamını bir savaşa dönüştürür. Homeros’a göre bu ilkel mücadele, insanın insana duyduğu nefretten kaynaklanmaz. Hak, her iki yandadır: Yunanlılar, Menelaos’un kırılan gururunun öcünü alırlar, Truvalılarsa, doğdukları topraklan savunurlar. Hayatta hem kan hem de gözyaşı vardır; insanlığın durumu işte budur.

İnsanın Kendine Karşı Kazandığı

Zafer Savaştan söz eden bir eser olan İlyada, Yunan uygarlığı ile Asya uygarlığının karşı karşıya gelmesinden çok, insanın kendine karşı kazandığı zaferi anlatan bir destandır. Akhilleus, öfkesini (Agamemnon’a karşı), umutsuzluğunu (Fatrokles’un ölümünden sonra), kinini (Hektor’un ölüsünü babasına teslim eder) ve yazgısını (tanrılar tarafından kendisine önceden bildirilen erken ölümü kabullenir) yenmesini bilir, İlyada, içtenlikli ve sevgi dolu sahnelerin (Hektor’un Andromakhe ile vedalaşması veya Helene’nin Truva surları önünde belirmesi), özellikle de insanın her an burun buruna gelebileceği ölümün ağır bastığı bir insanlık destanıdır. Olympos dağı’nda oturan ölümsüzlerin, insanlar arasında geçen ve sonucunu önceden bildikleri çekişmeye karışmaları, Hektor’un veya Akhilleus’un kendi yazgısını kabullenmesi, savaşın gürültüsü patırtısı ve dehşeti arasında bu iki insanın geçmiş aşklarına dönmeleri, bir şeylerden vazgeçmeyi öğrenmeleri bunun kanıtlarıdır. Hem ahlak görüşüyle hem de estetik tutarlılığıyla örnek oluşturan İlyada, Yunanlı (Aristoteles) ve Latin (Horatius) kuramcılar tarafından destan türüne örnek olarak gösterilmiştir.

Sanat, dünyanın aynası. Homeros destanı edebiyata destan anlatıcılarının tekniğinden alınan bir yöntemi aktarmış ve bu yöntemle şiir dilinin temelini oluşturan bir gösterge haline gelmiştir. Kahramanın adıyla birlikte akla hiç düşünmeden gelen sıfatlar gibi sessiz adımlı Akhilleus, Athena, yeşil gözlü tanrıça birçok dize boyunca geliştirilen ve bir bölümde söz edilen entrikayla günlük yaşam arasında bağ kuran karşılaştırmalar, destan anlatısının ardında, ev yaşamının ve doğanın sürekli bir tablosunu çizerek bir benzetmeler ağı dokur. İlyada’yı dinleyenler, Aias’ın oklarıyla yere düşen Truva savaşçıların, büyük bir bataklığın sazları arasında kaybolup giden kavak ağaçlarına benzetildiğini görüyorlar, böylece dünyanın sergilediği farklılıkları daha derin bir birliğin göstergesi, savaşın yol açtığı karışıklıklarıysa gizli bir düzenin parlayışı olarak kavrıyorlardı.

The post retorik ve şiir first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/09/18/retorik-ve-siir/feed/ 0 20080
Maraşantiya’nın 21. Sayısında Dosya Konusu: “Şairin Gündemi” https://www.aksisanat.com/2026/09/18/marasantiyanin-21-sayisinda-dosya-konusu-sairin-gundemi/ https://www.aksisanat.com/2026/09/18/marasantiyanin-21-sayisinda-dosya-konusu-sairin-gundemi/#respond Fri, 18 Sep 2026 18:41:36 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20077 Maraşantiya’nın 21. sayısı yayımlandı. Derginin yeni sayısında “Şairin Gündemi” başlığıyla hazırlanan dosyada, güncel toplumsal ve siyasal gelişmelerin şiire etkisi ele alınıyor. Dosya kapsamında şairlere, yaşadığımız dönemin gündeminin şiiri nasıl etkilediği soruluyor. Kapitalist sistemin insanı giderek bir nesneye dönüştüren, düşünme ve itiraz etme alanlarını daraltan yapısı karşısında şiirin nasıl bir konum alabileceği, Maraşantiya’nın 21. sayısının temel [...]

The post Maraşantiya’nın 21. Sayısında Dosya Konusu: “Şairin Gündemi” first appeared on Aksisanat.

]]>
Maraşantiya’nın 21. sayısı yayımlandı. Derginin yeni sayısında “Şairin Gündemi” başlığıyla hazırlanan dosyada, güncel toplumsal ve siyasal gelişmelerin şiire etkisi ele alınıyor. Dosya kapsamında şairlere, yaşadığımız dönemin gündeminin şiiri nasıl etkilediği soruluyor.

Kapitalist sistemin insanı giderek bir nesneye dönüştüren, düşünme ve itiraz etme alanlarını daraltan yapısı karşısında şiirin nasıl bir konum alabileceği, Maraşantiya’nın 21. sayısının temel tartışma başlıklarından birini oluşturuyor.

Derginin bu sayısındaki dosyanın çıkış noktasında ise şiir, “sezginin ve farkındalığın dil aracılığıyla ortaya çıkan estetik itirazı” olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım doğrultusunda “Şairin Gündemi” dosyasında, toplumsal gerçeklik ile şiir arasındaki ilişki farklı yönleriyle ele alınıyor.

Şiir ve direnme deneyimi

Dosyanın sunuşunda, şiirin tarih boyunca toplumsal itirazın ve direnişin önemli araçlarından biri olduğuna dikkat çekiliyor. Nâzım Hikmet’in toplumcu gerçekçi şiirleriyle kitlesel itirazın seslerinden biri olması, Ahmed Arif’in Anadolu’nun yoksulluğunu şiirlerine taşıması, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in işçi sınıfının ve ezilenlerin yaşadıklarını görünür kılması örnekler arasında sıralanıyor.

Ahmet Telli’nin Dövüşen Anlatsın ve Su Çürüdü kitapları üzerinden 12 Eylül döneminin yarattığı toplumsal ve bireysel travmalara işaret edilirken, şiirin farklı coğrafyalarda da iktidar, sömürgecilik ve baskı karşısında bir ifade alanı oluşturduğu vurgulanıyor.

Dosyada ayrıca, tarihin bilinen ilk şairlerinden kabul edilen Enheduanna’nın Lugalanne dönemindeki sürgün ve iktidar deneyimine rağmen şiirleriyle varlık göstermesi ile Aimé Césaire’in Fransız sömürgeciliğine karşı geliştirdiği şiirsel ve düşünsel tutum da şiirin direniş geleneği içerisinde değerlendiriliyor.

Nuri Demirci ve Beste Naz Karaca ile söyleşi

Maraşantiya’nın 21. sayısında “Şairin Gündemi” dosyası kapsamında Nuri Demirci ve Beste Naz Karaca ile söyleşiler gerçekleştirildi.

Söyleşilerde şairin yaşadığı dönemin gündemiyle kurduğu ilişki, toplumsal olayların şiire yansıması, şiirin güncel meseleler karşısındaki konumu ve şairin sorumluluğu üzerine görüşlere yer veriliyor.

Yeni sayıda dosyanın yanı sıra şiirler, ŞiirAanış ve derkenar yazıları da okurla buluşuyor.

Ahmet Telli ve Hasan Hüseyin Yalvaç anıldı

Maraşantiya’nın 21. sayısında, şiir ve direnç kavramları etrafında şekillenen dosyanın vesilesiyle yakın zamanda yaşamını yitiren şairler de anılıyor.

10 Temmuz 2026’da hayatını kaybeden Ahmet Telli ile 5 Ağustos 2026’da hayatını kaybeden Hasan Hüseyin Yalvaç, şiirleri ve edebiyat içerisindeki duruşlarıyla saygıyla anılıyor.

Maraşantiya’nın 21. sayısı, güncel dünyanın toplumsal sorunları karşısında şiirin nasıl bir söz söyleyebileceğini tartışmaya açarken, okuru da şu temel soruyla karşı karşıya bırakıyor:

Savaşların, açlığın, adaletsizliğin ve doğa katliamlarının ortasında insan nasıl yaşar?

Derginin bu soruya verdiği yanıt ise şiirin yalnızca yaşananları anlatan değil, aynı zamanda farkındalığı eyleme ve itiraza dönüştüren bir söz alanı olabileceği düşüncesinde karşılık buluyor.

The post Maraşantiya’nın 21. Sayısında Dosya Konusu: “Şairin Gündemi” first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/09/18/marasantiyanin-21-sayisinda-dosya-konusu-sairin-gundemi/feed/ 0 20077
Maltepe’de Ahmet Telli İçin “Arkadaşlık Günleriydi” Anması… https://www.aksisanat.com/2026/09/13/maltepede-ahmet-telli-icin-arkadaslik-gunleriydi-anmasi/ https://www.aksisanat.com/2026/09/13/maltepede-ahmet-telli-icin-arkadaslik-gunleriydi-anmasi/#respond Sat, 12 Sep 2026 22:13:02 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20070 Şair Ahmet Telli, Maltepe’de düzenlenen “Arkadaşlık Günleriydi: Dostumuz Ahmet Telli” etkinliğiyle anıldı. Maltepe Belediyesi tarafından organize edilen ve Maltepe Kitap Günleri kapsamında gerçekleşen etkinlik zengin içeriğiyle dikkat çekti. Fotoğraf ve resim sergisinden söyleşiye, belgesel gösteriminden şiir ve müzik dinletisine uzanan programda Telli’nin şiiri, dostlukları ve edebiyat dünyasındaki yeri ele alındı. Ayrıca “Arkadaşlık Günleriydi: Dostumuz Ahmet [...]

The post Maltepe’de Ahmet Telli İçin “Arkadaşlık Günleriydi” Anması… first appeared on Aksisanat.

]]>
Şair Ahmet Telli, Maltepe’de düzenlenen “Arkadaşlık Günleriydi: Dostumuz Ahmet Telli” etkinliğiyle anıldı. Maltepe Belediyesi tarafından organize edilen ve Maltepe Kitap Günleri kapsamında gerçekleşen etkinlik zengin içeriğiyle dikkat çekti. Fotoğraf ve resim sergisinden söyleşiye, belgesel gösteriminden şiir ve müzik dinletisine uzanan programda Telli’nin şiiri, dostlukları ve edebiyat dünyasındaki yeri ele alındı. Ayrıca “Arkadaşlık Günleriydi: Dostumuz Ahmet Telli Fotoğraf ve Resim Sergisi”, şair Ahmet Telli’ye adanan kapsamlı bir etkinlikle gerçekleştirildi. Fotoğraflarını Mehmet Özer’in, resimlerini ise Ziya Büyük’ün hazırladığı serginin açılışıyla başlayan program, gün boyunca edebiyat ve sanatın farklı alanlarını bir araya getirdi.

Etkinlik, açılış ve kurdele kesiminin ardından 2024 Anısı Video Gösterimi ile devam etti. Gösterimde, 2024 Kitap Günleri kapsamında gerçekleştirilen “Hayatın Gecesi Lambasını da Beraber Getirir” başlıklı Ahmet Telli–Şükrü Erbaş şiir dinletisi ve söyleşisinden bölümlere yer verildi.

Ahmet Telli’nin dostları ve edebiyat dünyası buluştu…

Programın açılış konuşmalarında Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Hakkı Telli, Eylül Devrim Büyük, BİSED Yönetim Kurulu Üyesi Cevahir Bedel ve belgesel yapımcısı Bora Balcı söz aldı.

Etkinlik kapsamında ayrıca Bora Balcı’nın hazırladığı “Suların Sesini Dinle Şimdi” adlı belgesel gösterildi.

Programın en önemli bölümlerinden biri ise “Şiirimizdeki ve Hayatımızdaki ‘Nida’: Ahmet Telli” başlıklı söyleşi oldu. Şairin edebiyat serüveni, şiir anlayışı, dostlukları ve şiirinin hayatla kurduğu ilişki; Betül Dündar, Akif Kurtuluş, Şükrü Erbaş, Mahmut Temizyürek ve Emirhan Oğuz tarafından değerlendirildi.

Şiir ve müzik aynı sahnede

Anma programının finalinde ise “Sen Gidince Yıkılır Bu Kent, Kuşlar da Gider” başlıklı şiir ve müzik dinletisi gerçekleştirildi. Şiirleri Mehmet Özer, Sema Güler ve Didem Gülçin Erdem seslendirirken, müzikler Maltepe Belediyesi Kent Orkestrası ile Metin-Kemal Kahraman tarafından gerçekleştirildi.

Ahmet Telli’nin şiirinin merkezindeki dostluk, kent, insan, aşk, yalnızlık ve toplumsal hafıza gibi temaların farklı sanat disiplinleriyle buluştuğu etkinlik, şairin yalnızca eserleriyle değil, dostlukları ve edebiyat çevresinde bıraktığı izlerle de hatırlanmasını sağladı.

Maltepe’deki program, Ahmet Telli’nin şiirine ve uzun yıllara yayılan edebiyat yolculuğuna duyulan vefanın yanı sıra, şiirin dostluklarla ve ortak hafızayla kurduğu güçlü bağın da bir ifadesi oldu.

 

The post Maltepe’de Ahmet Telli İçin “Arkadaşlık Günleriydi” Anması… first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/09/13/maltepede-ahmet-telli-icin-arkadaslik-gunleriydi-anmasi/feed/ 0 20070
Başına Göre Taç https://www.aksisanat.com/2026/08/22/basina-gore-tac/ https://www.aksisanat.com/2026/08/22/basina-gore-tac/#respond Sat, 22 Aug 2026 19:58:48 +0000 https://www.aksisanat.com/?p=20056 Mualla Katip “Taşıyamayacağın tacı takarsan, başın öne eğilir.” – Niccolò Machiavelli “Kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir,” diyor Amin Maalouf, ‘Ölümcül Kimlikler’ adlı kitabında. Bundan daha şeffaf ve güzel bir kimlik tanımına rastlamadım. Hepimiz bir kimliğe sahibiz, ancak varoluşumuzu ve kimliğimizi var eden şeyi bulduğumuzda varoluş amacımız anlam kazanmaya başlar. Gustav Jung’un şu [...]

The post Başına Göre Taç first appeared on Aksisanat.

]]>
Mualla Katip

“Taşıyamayacağın tacı takarsan, başın öne eğilir.”
– Niccolò Machiavelli

“Kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir,” diyor Amin Maalouf, ‘Ölümcül Kimlikler’ adlı kitabında. Bundan daha şeffaf ve güzel bir kimlik tanımına rastlamadım. Hepimiz bir kimliğe sahibiz, ancak varoluşumuzu ve kimliğimizi var eden şeyi bulduğumuzda varoluş amacımız anlam kazanmaya başlar.

Gustav Jung’un şu sözlerine kulak verin: “Hayat gerçekten kırkında başlar. O zamana kadar yalnızca araştırma yaparsınız.” Bedensel ve zihinsel olgunluğun tamamlanması, tecrübenin yerleşmesi ve insanın hayatını daha bilinçli değerlendirmeye başlaması. Kimlik ve yaş birbiriyle paralel ilerliyor. İslam geleneğinde de Hz. Peygamber’e ilk vahyin geldiği yaş 40’tır. 40 sayısı İslam kültüründe tamamlanma, hazırlanma ve bir eşiği aşma şeklinde yorumlanmaktadır. Tasavvuftaki kırk günlük halvet de bize bunu çağrıştırıyor…Türk şiirinin yaşayan en büyük şairi İsmet Özel de celladına 40 yaşında gülümsüyor.
Peki “Taşıyamayacağın tacı takarsan başın öne eğilir.” diyen Machiavelli hangi taçtan bahsediyor?
Taç, insanlık tarihinde hükümdarlık, otorite ve kutsallığın en eski sembollerinden biri; yalnızca değerli bir süs değil, başına takıldığı kişiye bir kimlik, makam ve beraberinde sorumluluk yükleyen bir sembol. İbn Haldun Mukaddimesinin girişinde tam da bunu söylüyor: “İktidarı elde etmek kadar, iktidarın insanı neye dönüştürdüğü de önemlidir. “

Shakespeare’in IV. Henry, Bölüm 2 eserinde Kral IV. Henry’nin söylediği: “Taç taşıyan baş huzur bulmaz.” sözü de tacın tarihsel yükünü ve takan kişideki ağırlığını anlatıyor. Çünkü hikâyede Shakespeare tacı “golden care” — “altın kaygı” — diye nitelendiriyor. Öyle ki eserden hareketle Kral, sıradan insanların uyuyabildiğini, fakat hükümdarlığın kaygılarının kendisini uyutmadığını anlatıyor. Yani taç, yükselmenin ödülünden çok, yükseldikçe artan yükün sembolü olarak gösteriliyor.

Diyebiliriz ki söz tam da burada ağırlık kazanıyor; çünkü taç, iktidardan, makam ve statüden çok daha derin bir anlam ve kimlik sembolü. Vali olup da babasını ayağına çağıran, adam olmanın gerçek vasıflarının hangi özelliklerden geçtiğini ve kabul gördüğünü bize hatırlatan hikâye, geleneksel ve kültürel dünyamıza böylece bir kez daha ışık tutuyor. Yine özellikle Anadolu coğrafyasında türbe, tekke ve bazı kutsal kabul edilen mekânlarda eşiğe basmamak, başı eğerek, hürmetle girmek güçlü bir adap geleneğidir. Böylece bu mekâna giren kişi, içeri girerken makamını dışarıda bırakıp edebiyle hareket edebilme olgunluğunu göstermek zorunda. Yani dışarıda başında hangi taç bulunursa bulunsun, bazı eşiklerden geçerken o tacın hükmü kalmıyor.

Öyleyse,
İnsanın başını eğen gerçekten tacın ağırlığı mıdır, yoksa kendisine ait olmayan bir tacı taşımaya çalışması mı?
İnsan kendisine ait olmayan bir hayatı, kimliği, itibarı veya başarı tanımını taşımaya çalıştığında başı eğiliyor. İşte tam da burada İsmet Özel’in “ Başım açık, saçlarımı ikiye ortadan ayırdım” dizesi de anlam kazanıyor ve söz farklı duyulmaya, gerçek etkisini göstermeye başlıyor.

Baş açık. Taç yok. Ama hemen ardından kimliğinin işaretleri yine üzerinde. Yani tacı çıkarmak kimliksizleşmek değil; belki tam tersine, başkasının verdiği işaretlerden sıyrılıp kendi işaretlerinle görünür olmak, Amin Maalouf’un dediği gibi, bizi başka hiç kimseye benzemez kılan şey kimliğimizi yaratıyor.
Anlayacağınız hepimiz başımızda gizli bir taç taşıyoruz. Machiavelli de tacı düşürmekten değil, başının eğilmesinden bahsediyor. Tabii buradaki eğilmekten kastettiği, tasavvuf geleneğimizdeki tevazunun bir neticesi değil. Tacı düşürmek de değil. Hatta düşürebilme cesaretini omuzlamak, onu yeniden yukarı koyabilmek, belki onu kimliğimizle bütünleyebilmek marifet. Tacın ağırlığını taşıyabilmek, ona kimliğimizle anlam katabilmek. Hem kim bilir, bazen tacı çıkarıp saçları ortadan ikiye ayırmak da fena fikir olmasa gerek, ne dersiniz?

The post Başına Göre Taç first appeared on Aksisanat.

]]>
https://www.aksisanat.com/2026/08/22/basina-gore-tac/feed/ 0 20056