Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
]]>
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
Muhterem Okurlar,
Sosyal sorunları dert edinmiş çoğunluğun, ara sıra yakındı-
ğı bir konu da entelektüelin yokluğu hatta yoksunluğudur. On-
lar, görüş alanının artık kalabalık ağızlılarla, siyasi tarafgirlikle,
yapay önerilerle kuşatıldığına inanırlar. Birlikte fikir yürütmeye
tercih ettikleri sadece yakın arkadaşlardır. Zaten ahım şahım
entelektüelle henüz rastlaşmadıklarını söylerler. Rastlaşmayış
nedenini ise şu sorular yoluyla belirtirler: “Entelektüel diye ad-
landırılan aydın, dünün münevverinde bulunan hikâyenin bir
benzerini biyografisine yükleyebilmiş mi?”, “Münevver veya
müderrise ait saygın sıfatları boşluğuna doldurabilmiş mi?”,
“Hayat sermayesine tartışılır bir iddia yükleyebilmiş mi?”, “Ya
millet hayrına bir icraata geçmesi!..”
“Yok! Yok! Yok!”
Kaygı, dertten dert, sorudan soru doğurur: “Peki, şimdilerde
kulak kabartılacak bir entelektüel var mı? Varsa niçin perde
arkasında tutulmakta yahut perdelenmeyi kabullenmekte?”
“Gözden kaçırılan herhangi bir varlığın, grubun ya da öteki-
leştirilmiş sistemin savunucusu olması mı?” Evet, kimi ilişkiler
rahatsızlık vericidir. “Öyle ya!” “Hem onun muhatabı kimlerdir,
neden ortaya konuşmaz; sözü, belirsiz öznelerce halka halka
yayılır?” Zamanla aydın ve entelektüel terimleri de bu gerginli-
ğin flu bir parçası olur. Huzursuzluk daha bir artar.
Nitekim İranlı sosyolog Ali Şeriati, kabul ve ret çelişkisini-
nin terimlerin algılanışından kaynaklandığını öngörmüş. O,
“Aydın”ı “düşünce ve fikir konusunda çalışan bir fert veya sınıf”
olarak tanımlamıştır. Yine Şeriati’ye göre “aydın, bir ferdin dü-
şüncesine verilen sıfattır. Entelektüel ise bir ferdin çalışmasına
verilen sıfatı oluşturur. Yani avukat, hâkim, savcı, öğretmen,
hoca, doktor, sanatkâr, yazar, feylesof, politikacı, tarihçi ve
değişik dalların uzmanları birer entelektüeldir. Hâliyle bunlar
görünmez değil her gün şurada, burada karşılaştığımız insan-
lardır. Ancak onlar tahayyül edilenin içini dolduramamakta ve
muhataplarına beklenti sorunu yaşatmaktadırlar.
Öyleyse sitem; aydının ezikliğine, entelektüelin tavrınadır.
O tavırda olması gerekene gelince:
Entelektüel, kendisi olandır ve kültürel mirasın ördüğü me-
deni cesarete sahiptir. En zor şartlarda bile toplumun inanç ve
değerlerini, ülküsünü çamaşır mandalına evirmez. Makamlıya
şirin görünmeye, apoletlinin şahsi ihtiyacını karşılamaya, de-
neyimini ucuzlatmaya yeltenmez. Aklından geçirdiği her fikir
berraktır. Sahada oyuncu olmaktan hoşlanır. Çağının sorun-
larına teşhis kor, çözüm üretir. Kimseyi inandığına inandırma
mecburiyetine kalkışmaz. Zira o, ne “pratik bilgi teknisyeni” ne
de muhafazakârdır. Açıkçası onun merak ettiği, amaçladığı,
anlattığı hakikattir. Bu minval üzere o; bilgi ve becerisini, sez-
gisini imkânların sınırını keşfetmeye kullanır.
Gelecek sayımızın dosya konusu: “Kültürel Hafıza ve Ede-
biyat.”
Yeniden buluşmak ümidi ve dileğiyle Allah’a emanet olunuz.
Bizim Külliye
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
]]>
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
Muhterem Okurlar,
Sanal dünyanın ana işlevi, ihtiyaç duyulan/duyulmayan haberi
ya da bilgiyi iletmektir. Buna, iletiyi yeniden üretmek, değiştirmek,
abartmak ve olmayanı varmış gibi göstermek de dâhildir. Tabii onun
bu becerisi; donatıldığı ansiklopedik bilgiyi fevkalade kullanmasına
dayanır.
Merak edenler için söylüyorum:
Sanal ortamın gösteri üretkeni oluşu, edindiği nicelikle karar verme
merciine dönüşmesi; akabinde insani duyarlılığı yönlendirmesi,
düşünce alanını zayıflatmasındandır. Nitekim güçlendirilmiş konumuyla
olsun algılatma tarzıyla olsun o, ele geçirdikleriyle hayatın ve
hayallerin nihai amaçlarını ihlal etmiştir. Özendirdiği rol modellere
“bağlantıda kalanları” birbirinden uzaklaştırmıştır. Öyle ki dijital bağımlıların
her biri hiç düşünmeksizin ve hızlandırılmış göstergelerle
bizzat kendi hücresini örmüştür.
Kişinin kendisine ve çevresine karşı yaygınlaştırdığı köreltici bir
olgudur bu.
Zira dijital teknolojinin sağladığı ortamlar, cep telefonuyla birkaç
mecraya girmeyi birkaç videoya bakmayı çoktan aşmıştır. Sosyal
medyadan bilgisayar oyunlarına, sanal gerçeklik uygulamalarından
sohbet robotlarına ve oradan yapay zekâlara; artık çok geniş bir yelpazeye
yayılmıştır. Oysa yapay zekâ yazılımlarının gelişmişlik düzeyi
hâlâ tam olarak bilinmediği gibi, öne çıkanların (Sora, Gemini, Dr.
Watson vs.) şimdiye dek neleri öğrendiği ve nelere muktedir olduğu
meçhuldür.
Arka planda aktif olan yapay zekâların hiçbiri ahlaki bilince sahip
değildir. Ayrıca deneyimsizdirler; kişileşmiş de sayılmazlar. Bunun
yanı sıra aynı soruya benzer mekanik cevaplar oluşturur, görüşleri
tıpkıbasım deposuna aktarırlar. Zihne salgıladıkları yasaya veya insanlığa
aykırılıktan suçluluk duygusuna kapılmazlar. Duygudaşlık
kuramazlar. Yine coğrafya, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin muhatabını
her türden taşkınlık girdabına taşıyabilirler. Sebebi ise dijital
dünyanın “görünenden çok görünmeyenin etkin olduğu bir dünya”
olmasıdır.
Son birkaç yıldır denetim, araştırma ve tartışmalar artmakla birlikte,
dijitalleşmenin gerçek manada etkilerine ilişkin bilanço henüz
çıkarılamamıştır. 2020 yılında başlatılan “Sosyal İkilem” belgeseli de
yarım bırakılmıştır. Aksine pandemi süreciyle herkes alarm verilecek
düzeyde sanal dünyaya taşınmıştır. Dahası, giriş, çıkış ve tıklama
serbestliği bir o kadar da sezgi gücünü kemirmiştir. Çoğu kişi, onun
sunduğu imkânlar dolayısıyla olumsuz hücrelerin kontrolsüz olarak
çoğalıp büyümesine kayıtsız kalmıştır. Hâliyle dijital teknolojinin,
insanlığı daha iyiye götürüp götürmediği hususu gittikçe belirsizleşmiştir.
İşte bu çağın edebiyatı böylesine puslu bir ortam içinde varlığını
sürdürmektedir. Hem de öznesinden kopmadan.
Gelecek sayımızın dosya konusu: “Entelektüel Sezgi ve Edebiyat.”
Yeniden buluşmak ümidi ve dileğiyle Allah’a emanet olunuz.
Bizim Külliye
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
]]>
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
Muhterem Okurlar,
Doğa; gece ve gündüzü, yer yuvarlağının renk ekseninde bö-
ler. Açlığını, susuzluğunu ve mineral doygunluğundan edindiğini
renklerle tanımlar. Hava, su ve toprağını renk şartlarıyla mevsimler.
Yetinmez; kuşun kanadını, dalın yaprağını sarı, kırmızı ve mavinin
akılalmaz tonlarıyla bezer. Dolayısıyla kâinatta, bitkiden insana, sü-
rüden topluma, tapınaktan sunağa her varlığın rengi vardır. Kim-
lik ve inanç taşıyıcısı kültür de sembollerin açılımını ya renklerden
almış ya da renklere yüklemiştir. Bu minval üzere kişinin rengini
belirlemesi ayırıcı niteliğini ortaya koymasıdır.
Toplumca farklı bilinçle önemsenmiş kimi renkler, içselleştiril-
miş estetik değer ve kurallar dâhilindedirler. Hatta özgün ve ayrıca-
lıklı kavrayışın temsilidirler. Mesela, Bayındır Han’ın bir yere ak, bir
yere kızıl, bir yere kara çadır kurdurması. Oğulluyu ak, kızlıyı kızıl,
oğlu kızı olmayanı kara çadıra oturtması… Kara çadıra oturttuğu-
nun altına kara kilim döşetmesi, sosyal beklentinin ifadesidir. Yine,
şarkılar, türküler içinde geçen renkler… Mesela, yeşil yaprak arasın-
da kırmızı gül goncasının bulunması, etek sarı sen etekten sarısın
denmesi bireysel bir özleme mesafe tayinidir.
Evet, insan, çok defa doğaya ve doğal olayların rengine bakarak
yargıda bulunur.
Halk edebiyatından Divan edebiyatına, ara dönemden Modern
Türk edebiyatına ifşa edilmiş yahut sezdirilmiş duygu ve düşünce,
tercih edilmiş renklerle ilintilidir. Düzen, ideoloji; sevinç, hüzün
ve merasim gibi sembolik verilerin zihinde canlandırılması sürgit
renklerin ürettiğiyledir. Ruh hâlinin yansıması da öyle. Ancak be-
denin manevi özü olan ruh, kurgusal gerçeklikten arınmıştır. Onda
yapay üretkenlik aranmaz. Ruhun değişkenliği, etkisinde kaldığı
rengin koyuluğa bürünmesinden gelir. Sanat/edebiyat ise sığlığı/
berraklığı yutan koyuluğun çözümüne uğraşır.
Hâliyle herhangi bir olay veya olguyu derinlemesine anlama
çabasının bizi mutlaka bir renge boyayacağını söyleyebiliriz. Zira
renklerin anlattığı ortak hafızanın hatırlattığıdır. Anlama kolaylı-
ğı sağlar. Nitekim elinizdeki sayıyı renklerle yaşanan serüvenimize
ayırdık.
Gelecek sayımızın dosya konusu: “Edebiyatımızda Koku ve Tat.”
Yeniden buluşmak ümidi ve dileğiyle Allah’a emanet olunuz.
Bizim Külliye
Dergimizi PDF olarak okumak ve indirmek için tıklayınız
]]>