
]]>
Değerli Dostlar, Değerli Vatandaşlar,
21 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetenler ülkenin geleceği hakkında da yıllardır hep nutuk attılar, masallar anlattılar.
“2023’te kişi başına milli gelir 25 bin dolar olacak, işsizlik %5’e, enflasyon tek basamaklı rakamlara inecek. Türkiye dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecek” dediler.
Ama her geçen gün düne göre daha yoksullaştık. Daha güvencesiz hale geldik.
Geldiğimiz noktada:
• İşsizlerin sayısı 9 milyona yaklaştı
• Zamlar yağmur gibi yağmaya devam ediyor.
• Yaşadığımız gerçek enflasyon TÜİK’in sanal rakamlarını ikiye katlıyor.
• Açlık sınırı 16 bin TL’ye, yoksulluk sınırı 49 bin TL’ye dayandı.
• Bu koşullarda ülkede milyonlarca emekli 7 bin 500 TL’ye, çalışanların yarısı ise 11 bin 402 TL’lik asgari ücrete mahkûm edilmiş durumda.
• Milyonlarca kamu emekçisi maaşı bugün emekliliğine yansıtılmayan 8.077 TL’lik “ilave seyyanen ödenek” ile birlikte yoksulluk sınırının yarısına ulaşmıyor.
• Asgari ücretlisi, emeklisi, işçisi, kamu emekçisi ile 85 milyonluk nüfusun 50 milyonu açlık sınırı altında, 80 milyonu yoksulluk sınırının altında bir yaşam savaşı veriyor.
Tüm bunlara rağmen iktidar sözcüleri hiç sıkılmadan “Ülkemizde aşırı yoksulluk veya açlık sınırı içinde yaşayan kişi yok” diyorlar.
“İşçiyi, memuru, emekliyi enflasyona ezdirmedik. 2023 için vaat ettiğimiz hedeflere inşallah 30 yıl sonra ulaşacağız” diyerek halkla dalga geçiyorlar.
Değerli Dostlar, Değerli Vatandaşlar,
Halkın ezici çoğunluğunun açlığa, yoksulluğa, işsizliğe itildiği koşullarda anayasasında sosyal devlet yazan bir devlet ne yapar?
İşsizler için istihdam sağlar. Vatandaşının yaralarını sarar, alım gücünü artıracak politikaları hayata geçirir. Bunun en önemli aracı ise devlet bütçelerdir. Bütçelerde tercih halktan yana kullanılır. Toplanan vergilerin, ülkenin kaynakların halka eğitim, sağlık, yol, su, elektrik, yeni hastane, yeni okul olarak dönmesi sağlanır.
Ama ne yazık ki sosyal devlet çok uzun süre önce sadece anayasamızda, kâğıt üstünde kaldı. Bugün ülke olarak sadece ekmeğin değil, sosyal devletin de askıda olduğu karanlık bir sürece itilmiş bulunuyoruz.
Son iki senedir ek bütçe çıkardılar. Tüketimimizden gelirimizden, attığımız her adımdan aldıkları vergileri katladılar.
Şimdi seçimden sonra geçtikleri ekonomi modelini “yeni”, “rasyonel” diye cilalıyorlar. “Enflasyonu düşürmek için halkın tüketimini kısmamız, ücret artışlarını sınırlamamız, tasarrufu arttırmamız şart” diyorlar.
Ama kendileri ne uçaklarından, makam arabalarından ne lüks saray harcamalarından ne de üç dört yerden aldıkları maaşlarından vazgeçmiyorlar. Ama okul öncesi eğitimdeki yüzbinlerce öğrencinin 1 öğün ücretsiz yemeğini kesmeyi tasarruftan sayıyorlar.
Bu da yetmezmiş gibi “yeni” ekonomi modeli adı altında başlatılan yeni saldırı dalgası ile elimizde kalan son haklarımıza da göz koyuyorlar.
Orta Vadeli Program, Kalkınma Planı ve bütçe kanun teklifinden oluşan bu “yeni” Bermuda Şeytan Üçgeniyle:
• Ücretlerimizi-maaşlarımızı gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen enflasyona göre artırmayı, böylece enflasyon farkı ödemesini kaldırmayı hedefliyorlar.
• Emekli olma yaşını yükseltmek, emekli aylıklarını daha da düşürmek istiyorlar.
• Sosyal harcamalara, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerine yapılan harcamaları daha da kısmayı, özelleştirmeleri tüm hızlıya sürdürmeyi hedefliyorlar.
• ‘Vergi reformu’ adı altında çalışanlara ve halka daha çok vergi, ‘esnek çalışma’ adı altında daha çok sömürü dayatmak, kıdem tazminatını ortadan kaldırılmak istiyorlar.
Değerli Dostlar, Değerli Vatandaşlar,
Bu bütçe teklifinde kamu emekçileri, emekliler, işçiler, asgari ücretliler, çiftçiler, esnaflar, kadınlar, gençler yine yok. Kısacası bu bütçe de halk yok.
Peki, bu bütçede ne var?
Sermayeye, patronlara bol kepçe vergi istisnası, muafiyeti, teşvik var. Faizden beslenenlere, silah tekellerine, rantiyecilere kıyak, yandaş müteahhitlere dolar kuru üzerinden Hazine garantisi var.
Değerli Dostlar, Değerli Vatandaşlar,
2006 yılında %40 olan genel kamu hizmetlerine ayrılan pay bu bütçede %29’a indiriliyor.
Üstelik eğitime ayrılan bütçenin bir bölümü CEDES gibi projelerle tarikatlara, cemaatlere, hısım akraba çevresinin kurduğu vakıflara, Diyanete aktarılacak.
Sağlığa ayrılan bütçenin 84 Milyar TL’si yani günlük 229 milyonu hasta garantisi verilen şehir hastanelerine gidecek.
Sonuç olarak bütçeden aslan payı ne eğitime ne sağlığa gidecek. Çünkü aslan payı istisna, muafiyet, teşvik olarak sermayeye, patronlara gidecek.
Ülkenin ekonomisini göz göre göre çökertenlerin yarattığı borçların faizine gidecek.
Savunma ve güvenlik adı altında silah tekellerine gidecek.
Değerli Dostlar, Değerli Vatandaşlar,
İşte bu bütçe yasa teklifi 11 Aralık’ta TBMM Genel Kurulu’na gelecek. 11 gün sonra ise “bütçeyi oylarınıza sunuyoruz, kabul edenler…” denilerek oyalanacak. Hepimizin bir yılı TBMM’de vekillerin bir iki dakikalık oylama ile belirlenecek.
Biz de buradan vekillere değil, asillere, sizlere, vatandaşlara soruyoruz. Bu bütçeyi kabul ediyor musunuz?
KESK olarak iktidarın kendi eliyle yarattığı enkazın tüm faturasını emekçilere, halka yıkmak istediği bu bütçeyi kabul etmiyoruz.
HALKTAN, EMEKTEN YANA BİR BÜTÇE İÇİN:
• Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.
• Vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını istiyoruz.
• Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine, özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
• Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz.
• Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.
• Başta depremzedeler ve öğrenciler olmak üzere tüm dar gelirlilere kamusal, güvenli ve sağlıklı barınma olanaklarının sağlanmasını istiyoruz.
• Eğitimin her kademesindeki çocuklarımız için 1 öğün ücretsiz, sağlıklı yemek istiyoruz.
• Emeğe kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz.
• İnsanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde bir ücret istiyoruz.
• Bütçeden engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi için ayrılan payın arttırılmasını, kamuda engelli istihdamının arttırılmasını istiyoruz.
• Yoksulluğu önleyici, dar gelirlileri koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesi için Temel Gelir Güvencesi istiyoruz.
Sözlerimizi tamamlarken kamu emekçisiyle, işçisiyle, kadını genci ile tüm yurttaşlarımıza yaptığımız çağrımızı yineliyoruz.
Diyoruz ki, %1’in çıkarı için %99’u yok sayan bu haksızlığa karşı çaresiz değiliz.
Gelin emeğimize, ekmeğimize, geleceğimize, bütçe hakkımıza birlikte sahip çıkalım.
Yoksulluk, işsizlik ve yağma düzenin çarkları arasında öğütülmeye karşı” Emekten Yana, Demokratik Halk Bütçesi İstiyoruz!” Diyerek omuza omuza verelim. İnsanca bir yaşam, güvenceli iş, güvenli bir gelecek için mücadeleyi birlikte büyütelim.
Kenan SIRMA KESK Çorum Şubeler Plt adına Eğitim Sen Şube Başkanı
]]>DENETLEME KURULU
Özgür ÇOLAK
Simge TEKE
Onur ÖZGÜR
DİSİPLİN KURULU
İsmail ALICI
Güldar ŞİMŞEK
Çetin ŞAHİN
YAŞASIN EĞİTİM SEN! YAŞASIN KESK!
Eğitim Sen Çorum Şubesi olarak banka promosyonları konusunda Milli Eğitim Müdürlüğü’ne daha önce hatırlayacağınız üzere bir başvuruda bulunmuştuk. Bu paralelde yukarıda paylaştığımız dilekçeyi iş yerlerinde tartışmaya açıp sendikalı sendikasız bütün eğitim emekçileri ile birlikte doldurup okul idarelerine verilmesi biz çalışanlar için olumlu olacağını düşünmekteyiz.
Talebin herkesçe sahiplenilmesini önemli buluyoruz. Bu konuda sunacağınız katkıdan dolayı Şube Yürütme Kurulu olarak şimdiden teşekkür ediyoruz.
3 Haziran 2022 Tarihli MEM’e verilen dilekçemiz
promosyon (1)
Değerli Basın Emekçileri, Değerli Aileler ile Sevgili Dostlar;
7 Haziran 2015 Seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmak için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak tüm yurttaşlarımızı “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılmak üzere Ankara’ya davet etmiştik.
Yaptığımız çağrıya kulak veren on binlerce yurttaşımız emek, barış ve demokrasi özlemiyle Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkmış ve Ankara Garı önünde buluşmuştu.
10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülümseme, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı.
IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı sonucunda 104 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.
Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Arkadaşlarımıza olan hasretimiz, her geçen gün daha da büyüyor.
Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda, tutuklu sanıklar yönünden 10 Ekim Davası karara bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Ayrıca, Ana dosyadan tefrik edilen firari sanıkların yargılandığı dosya, Türkiye’de ilk defa İnsanlığa Karşı Suç kavramının yargıya konu edilmiş dosyası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı, Türkiye siyasi tarihi ve yargı tarihi bakımından da kamuoyunu ilklerle buluşturan bir konumdadır.
Halihazırda ceza dosyası kapsamında 16’sı firari, biri tutuklu 17 sanık yönünden yargılama devam etmekte olup davanın duruşması; 24 Kasım’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecektir.
Nitekim, 5 yıldır katıldığımız her duruşmada, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik. Ne yazık ki, geçen bu süreçte mahkeme heyetinin değiştiğine, katılan ve mağdur olanların sanık olarak addedildiğine, “adalet” isteyenlerin mahkeme salonlarından çıkarılmak istendiğine tanıklık ettik. Mahkeme salonlarında denk gelmediğimiz adalet, kamuoyu vicdanında da tecelli etmiş değil!
Ceza dosyası kapsamında dosyaya katılanlar olarak bizlerin talepleri ile damla damla kazandırılan deliller ile artık hepimiz biliyoruz ki; bugün 6. Yıl anmasını yaptığımız, devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir.
Yakın tarihimizin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için siyasetçileri de ellerine vicdanlarına koymaya, gerçekleri açıklığa kavuşturmaya çağırıyoruz: Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Bizim çocuklarımız neden öldürüldü?
Bilinmelidir ki, insanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.
Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi, 10 Ekim katliamı, kendinden önce aydınlatılmamış 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları gerçek anlamda araştırılsa ve failleri bulunsaydı hiç yaşanmayacaktı. Kamusal sorumluluğun katliamlardaki yerinin ortaya koyulabilmesi, “devletin hizmet kusuru” olduğunun bir mahkeme kararında geçebilmesi adına açmış olduğumuz tam yargı davalarının pek çoğunda artık Danıştay aşamasına gelinmiş bulunmaktadır. 2021 yılı Temmuz ayında Danıştay tarafından verilen, devletin bu katliamlardan dolayı “kusursuz” olduğu ve ölenlerin, yaralananların kusurlu ve borçlu çıkarıldığına dair kararı, katliamın 6. Yılında vicdanları yaralamaktadır. İlk derece mahkemelerde açık ve bariz kamusal kusura işaret edilirken üst mahkeme süreçlerinde devletin sosyal risk sorumluluğundan dahi bahsedilmemesi büyük bir çelişki ve sorundur. Elbette ki, verilen her yanlış ve hatalı karara karşı bu ülkenin iç hukuk yollarını tüketmek amacıyla her türlü hukuki başvuruyu yapmış bulunmaktayız.
Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar,
10 Ekim Katliamı sonrasında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan kararla, Ankara Garı önündeki alana, “Demokrasi Meydanı” adı verilmişti. Alanın ortasında bulunan, üç ayrı yüzünde katliamda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın fotoğraflarının ve Emek-Barış-Demokrasi ifadelerinin olduğu sembolik anıt, artık görevini tamamlamak üzeredir. Çünkü katliamın gerçekleştiği alanın kalıcı bir anıt meydan ve anma yeri olarak düzenlenmesi süreci başlamış durumdadır. TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim Barış Derneği olarak verdiğimiz sözü tutup 2020 yılında; Katliamda hayatını kaybedenleri anmak, yaşanan insanlık suçunu hatırlamak ve hatırlatmak amacıyla bu toplumsal kaybın yaşandığı meydanın bütüncül bir yaklaşımla ve bir tür ‘anıt meydan’ olarak yeniden ele alınması amacıyla “Emek, Barış ve Demokrasi Anıt Meydanı ve Anma Yeri Uluslararası Fikir ve Tasarım Projesi Yarışması” düzenlemiştik. Ankara Garı ve meydanının kuşaklar boyunca ortak değerlerimiz olan emek, barış ve demokrasiye adanarak yurttaşların bir araya geleceği bir kamusal mekan olarak yeniden üretimini hedefleyen ve uluslararası katılımla gerçekleşen yarışmada kazanan projeler; TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim Barış Derneği tarafından düzenlenen ve Ankara Büyükşehir Belediyesi temsilcisinin de katıldığı basın toplantısı ile açıklanmıştı. Ankara Büyükşehir Belediyesi temsilcisi basın toplantısında birinciliğe değer görülen projenin hayata geçirilmesi noktasında gerekli süreci başlatacaklarını kamuoyuna açıklamıştı. Bugün alana yerleştirilen Matem Ağaçları ile anıt meydan ve anma yeri projesinin yapım sürecinin başlamış olması emek, barış ve demokrasi adına atılan önemli bir adımdır. Bir yıl içerisinde tamamlanması hedeflenen projenin yapım süreci boyunca üzerine düşen sorumluluğu yerine getiren ve getirmeye devam edeceğine inandığımız Ankara Büyükşehir Belediyesine ve sürece katkı koyan herkese teşekkürü borç biliyoruz.
Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar
Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Katliamın 6.yılında, bombaların patladığı bu acı dolu meydandan bir kez daha sesleniyoruz:
Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız!
Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz!
Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz.
KESK Çorum Şubeler Platformu adına
BES Şube Başkanı Emrah Azapcı
