Yeni Dönem: Artık her saat için ayrı hesaplama yapılacak.
Sonuç: Gündüz güneş varken ürettiğiniz fazla enerjiyi, gece (güneş yokken) yaptığınız tüketimle mahsuplaşamayacaksınız. Gündüz ihtiyaç fazlası elektriği şebekeye satacak, gece ise elektriği piyasa fiyatından (ve dağıtım bedeli ödeyerek) satın alacaksınız.
İhtiyaç Fazlası Sınırı: 2019’dan sonra bağlantı anlaşması alan tesisler için, şebekeye verilebilecek enerji miktarı yıllık tüketimin en fazla iki katı ile sınırlandırıldı. Bu sınırın üzerindeki üretim için ödeme yapılmayacak ve bu enerji YEKDEM’e (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması) bedelsiz katkı olarak sayılacak.
Yönetmelik, üretim tesislerine entegre depolama (batarya) sistemleri kurulmasının önünü açıyor.
Ancak: Depolama ünitesinden şebekeye verilen ve mahsuplaşma sonrası artan enerji için de herhangi bir ödeme yapılmayacak.
Kapsam İçi: Sanayi, ticari işletmeler ve tarımsal sulama tesisleri doğrudan saatlik mahsuplaşma sistemine geçiyor.
Başvuru Yasağı: Kurallara uymayan gerçek veya tüzel kişiler 3 yıl boyunca yeni lisanssız üretim başvurusu yapamayacak.
Özetle: Bu düzenleme, sanayicinin ve işletmelerin Sadece panel kurayım, faturam sıfırlansın mantığını değiştiriyor. Artık sistemin verimli olması için ya tüketimin üretim anıyla (gündüz) örtüşmesi ya da enerji depolama çözümlerine yatırım yapılması gerekiyor.
]]>Memleketimizde nispeten yeni olmalarına rağmen, ısı pompaları Avrupa genelinde benimsendi ve bugüne kadar milyonlarca kurulum gerçekleştirildi. Birleşik Krallık ve İskoçya’nın yaptığı gibi iktidarların hanelerin geçişine yardımcı olmak için -örneğin 10 bin Euro- hibe teklif etmeleri, -ki bu yönetimi bizim yönetime de öneririz- burada da popülerliklerinin artması beklenir.
Peki ısı pompaları nasıl çalışır ve sizin için doğru seçim midir? Isı pompalarının faydalarını keşfetmek için, enerjinin daha iyi olabileceğine inanan enerji şirketleri ile çalışmak gerekiyor.
Peki, bir ısı pompasının sizin için uygun olup olmadığını merak ediyorsanız, bilmeniz gerekenler şunlardır.
Isı pompası nedir?

Isı pompası, evinizi ısıtabilen, hatta bazen soğutabilen akıllı ve enerji tasarruflu bir sistemdir. Geleneksel bir kazan gibi gaz yakmak yerine, evinizin dışından (havadan veya yerden) ısıyı alıp içeriye taşımak için elektrik kullanır. Isı üretmez; sadece ısıyı taşır.
Bunu bir buzdolabı gibi düşünün, ancak tam tersidir. Buzdolabı içeridekileri serin tutmak için ısıyı dışarı atarken, bir ısı pompası dışarıdan ısıyı içeri alır ve evinizi ısıtmak için kullanır.
Elektrikle çalıştıkları ve fosil yakıt kullanmadıkları için ısı pompaları düşük karbonludur, enerji tasarrufludur ve maliyetlerinizi düşürmenize yardımcı olabilir. Her biri farklı avantajlara, maliyetlere ve kurulum gereksinimlerine sahip iki tür ısı pompası vardır. Sizin için en iyi seçim, evinizin yalıtımına, düzenine ve dış mekan alanına bağlı olacaktır.
Hava kaynaklı ısı pompaları (ASHP’ler) Bunlar, soğuk günlerde bile dışarıdaki havadan ısı çekerler. En yaygın olanlarıdır ve genellikle kurulumları daha kolaydır.
Yeraltı kaynaklı ısı pompaları (GSHP’ler) Bunlar, gömülü borular kullanarak yerden ısı çeker ve yıl boyunca sabit sıcaklık sağlar, ancak daha fazla dış mekan alanı gerektirir.
Isı pompasına geçmenin faydaları nelerdir?

Isı pompaları, evinizi ısıtmanın basit bir yolu değil; Birleşik Krallık’ta ısınma şeklimizi şimdiden değiştiren, daha temiz ve daha verimli bir çözümdür. Bu kış bir ısı pompasına geçmenin başlıca avantajlarından bazıları şunlardır…
*Daha düşük enerji faturaları. Isı pompaları, geleneksel gaz kazanlarından yaklaşık üç ile dört kat daha verimlidir. Bu, aynı ısıyı sağlamak için çok daha az enerji kullandıkları anlamına gelir ve bu da ısıtma faturalarınızdan önemli ölçüde tasarruf etmenize (yılda ortalama 500 Euro) yardımcı olur.
*Çevre dostu. Gaz veya petrol yakmak yerine, ısı pompaları elektrikle çalışır ve bu da evinizin karbon ayak izini anında azaltır. Güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla birleştirildiğinde, ısınmanızı neredeyse tamamen karbonsuz hale getirebilirler.
*Daha uzun kullanım ömrü. Doğru bakımla, bir ısı pompası evinizi 20 yıldan fazla sıcak tutabilir ve genellikle standart bir kazandan daha uzun ömürlüdür. Hatta bazı modeller 25 yıla kadar verimli kalarak uzun süreli gönül rahatlığı ve uygun fiyat avantajı sunar.
*Geleceğe hazırlık. Hükümetin daha çevre dostu evlere doğru giderek daha fazla adım atması ve yakın gelecekte gazlı kombileri aşamalı olarak kullanımdan kaldırma hedefleri koyma olasılığı ile, şimdi bir ısı pompasına geçmek sizi gelecekteki düzenlemelerden koruyabilir. Ayrıca, satmayı düşünürseniz, mülkünüzü daha cazip hale getirebilir.
Geçiş yapmadan önce hangi faktörleri göz önünde bulundurmanız gerekir?

Isı pompaları birçok avantaj sunsa da, geçiş yapmadan önce dikkate alınması gereken birkaç nokta vardır.
Birincisi maliyettir. Bir ısı pompası kurmak, geleneksel bir kazan takmaktan daha pahalı olabilir ve evinizin büyüklüğüne ve kurulumuna bağlı olarak tipik maliyetler 8 ila 15 bin Euro arasında olabilir. Ancak, muhtemel destekleme Programı ile fark yaratabileceğini ve yine olası hibelerin ilk masrafları önemli ölçüde azaltacağını unutmayın.
Evinizin bir ısı pompasına uygun olduğundan emin olmanız da önemlidir. Eski bir evde yaşıyorsanız, sisteminizden en iyi şekilde yararlanmak için öncelikle bazı enerji verimliliği iyileştirmeleri yapmanız gerekebilir. Bu da dikkate alınması gereken olası bir maliyettir.
Kurulum genellikle birkaç gün sürer ve en soğuk kış havalarında bile verimli bir şekilde çalışması için uygun boyutta bir ünite seçmek çok önemlidir. Ayrıca, bir kazanı çalıştırmaktan farklı olarak, ısı pompalarının bazen evinizi ısıtmak için biraz farklı bir yaklaşım kullandığını da belirtmekte fayda var; özellikle de anında sıcak suya veya hızlı sıcaklık değişimlerine alışkınsanız.
Eviniz ısı pompasına uygun mu?

Her ev ısı pompasına hemen hazır olmasa da, birkaç akıllıca iyileştirmeyle çoğu ev hazır olabilir. Peki, bir evi ısı pompasına hazır kılan nedir?
İyi yalıtım. Isı pompanızdan en iyi şekilde yararlanmanın anahtarı yalıtımdır. İyi yalıtılmış bir ev, ısıyı daha etkili bir şekilde tutar; bu da sisteminizin çok fazla çalışmasına gerek kalmayacağı, enerji tasarrufu sağlayacağı ve en soğuk aylarda bile sizi sıcak tutacağı anlamına gelir.
Modern elektrik tesisatı. Evinizde halihazırda güncel bir elektrik sistemi varsa, bir adım öndesiniz. Modern bir tesisat, büyük ayarlamalar yapmadan bir ısı pompasının güç gereksinimlerini karşılamak için daha donanımlıdır.
Dış mekan. Hava kaynaklı ısı pompaları, dış ünite için genellikle bir çamaşır makinesi büyüklüğünde küçük bir dış mekan alanına ihtiyaç duyar. Sistemin verimli çalışmasına yardımcı olmak için bu alanın etrafında iyi bir hava akışı olmalıdır.
Radyatörler veya yerden ısıtma. Isı pompaları, yerden ısıtma gibi daha geniş yüzey alanına sahip ısıtma sistemleri veya daha düşük akış sıcaklıkları için tasarlanmış modern radyatörlerle en iyi performansı gösterir.
Eviniz eski olsa veya mükemmel bir şekilde yalıtılmamış olsa bile, bazı yalıtım iyileştirmeleri veya radyatör yükseltmeleriyle bir ısı pompası yine de bir seçenek olabilir.
Bu kış geçiş yapmalı mısınız?
Isı pompası kurup kurmamaya karar vermek evinize, bütçenize ve uzun vadeli hedeflerinize bağlıdır. Ayrıca sistemin aynı zamanda soğutma amaçlı kullanılabileceğini unutmayın.
Evinizde birkaç yıl kalmayı planlıyorsanız, karbon ayak izinizi azaltmayı önemsiyorsanız ve biraz farklı bir ısıtma yöntemine açıksanız, bir ısı pompası akıllıca bir yatırım olabilir. Daha düşük işletme maliyetlerinden, gelişmiş enerji verimliliğinden ve düşük karbonlu teknoloji kullanmanın getirdiği gönül rahatlığından faydalanacaksınız. Zamanla, faturalardaki tasarruflar, muhtemel devlet hibeleriyle birleştiğinde, ilk kurulum maliyetini telafi edebilir.
Bununla birlikte, ısı pompaları herkes için ideal bir çözüm değildir. Eski ve yalıtımı zayıf bir evde yaşıyorsanız veya yalıtımı iyileştirmek veya daha büyük radyatörler takmak gibi iyileştirmeler yapmaya hazır değilseniz, tam verimlilik avantajlarını hemen göremeyebilirsiniz. Eğer durum buysa, önce evinizin enerji performansını iyileştirmeye odaklanmanız ve geçişi daha sonra yapmanız mantıklı olabilir.
Bir ısı pompasının eviniz için uygun olup olmadığını anlamanın en kolay yolu, bir ev enerji değerlendirmesi yaptırmak veya akredite bir enerji firmasıyla görüşmektir. Firma, mülkünüzü yakından inceleyecek ve alanınız için en verimli, uygun maliyetli ve konforlu ısıtma çözümüne sizi yönlendirecektir.
Son düşünceler…
Yurdumuz daha yeşil ve sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlerken, ısı pompaları evlerimizi ısıtma/soğutmanın en akıllı yollarından biri olarak hızla öne çıkıyor. Verimli, çevre dostu ve muhtemel devlet hibeleriyle her zamankinden daha uygun fiyatlılar. Birçok hane için, ısı pompalarına geçiş, ısıtma faturalarından yılda yaklaşık 500 Euro tasarruf sağlarken aynı zamanda karbon emisyonlarını da azaltabilir.
Elbette, geçiş biraz planlama gerektiriyor. Evinizi hazır hale getirmek için bazı ayarlamalar yapmanız gerekebilir. Ancak evlerini geleceğe hazırlamak, enerji faturalarını düşürmek ve gezegenimiz için bir şeyler yapmak isteyenler için bir ısı pompası değerli bir yatırım olabilir.
]]>
Bir zamanlar uranyumun yönettiği, ulusların kaderini şekillendirdiği bir dünyada bugün, daha hafif daha bol bulunan ve çok daha güvenli olan farklı bir metal sessizce yeni bir devrimi ateşliyor. Bir milletin 20.000 yıl boyunca enerji ihtiyacını karşılayabilecek bir element, çölün ortasındaki elektrik santralini tek bir damla soğutma suyuna ihtiyaç duymadan çalıştırabilecek bir teknoloji olup neredeyse hiç radyoaktif atık üretmeyen
temiz ve sürdürülebilir bir enerji sistemi hazırlandı. Uzun zamandır unutulmuş bir element olan Toryum geri dönüyor aslında.
Ancak reaktör ilk araştırmaların başladığı ABD’ de değil Çin’de Gobi çölünün derinliklerinde ortaya çıktı. Sessiz bir reaktörün uğultu yaptığı çöldeki santralde suya, yüksek basınca gerek olmadan sessizce küresel enerji modeline meydan okuyan bir tesistir. Amerika hala eski nükleer enerjiyi tartışırken Çin sessiz sedasız Toryumla geleceğini inşa ediyor. Dünya füzyon hayalini kurarken Çin, erimiş tuz toryum reaktörlerinin gerçekliğine bir adım daha yaklaştı. Eğer bunun sadece küçük bir deney olduğunu düşünüyorsanız küresel enerji haritası hakkında bildiğiniz herşeyi her şeyi değiştirmeye hazır olmalısınız.
Dünyanın ilk Toryum reaktörünün ardındaki gizli teknolojileri, çok az kişinin konuşmaya cesaret edebildiği jeopolitik hedefleri ve küresel güç dengesini kalıcı olarak değiştirebilecek sessiz yarışı ortaya çıkarmak için Top 10 Discoveries Official a katılın ve bu hikayenin derinliklerine dalın.
Toryum: Oyun Değiştirici Teknoloji
Periyodik tablonun 90. elementi olan Toryum uzun zamandır dünya tarafından göz ardı edildi. Kendi kendine bir zincir reaksiyon yaratamazdı, kolayca silaha dönüştürülecek bir tarafı yoktu. 20. yüzyılın nükleer enerji yarışında dışlanmış olarak görüldü. Ancak algılanan zayıflığı, 21. yüzyılda en büyük gücü olabilir. Nükleer savaş korkusunun olmadığı, temiz ve güvenilir enerjiye ihtiyaç duyan bir dünya… Toryum nadir bulunan bir madde değildir. Neredeyse her yerde bulunmaktadır. Hindistan’ ın sahil kumlarından Avustralya’nın nadir toprak elementlerine. Tahminlere göre Dünya’nın Toryum rezervleri Uranyumdan 3-4 kat daha fazla olduğu biliniyor.
Bu da Toryumu geleneksel nükleer yakıtın geleceği konusunda giderek daha fazla kaygılanan bir dünya için cazip bir seçenek haline getiriyor.
Geleneksel nükleer enerjinin geleceği hakkında uranyum 235 veya plütonyum 239’un aksine Toryum 232 yavaş nötronlara çarptığında kendiliğinden parçalanmıyor. Bunun yerine bir nötron emer ve yavaş yavaş Uranyum 233′ e dönüşür; bu son derece verimli bir zincirleme reaksiyonun sürdürülebilen mükemmel, kararlı bir yakıttır. Mükemmel bir dünyada toryum daha güvenli ve daha temiz reaktörlerin temelini oluşturacaktır.
Reaktörler silahlanma için daha zor olmasının yanında yönetilmesi çok daha kolaydır. Ancak yakıt hikayenin sadece yarısıdır.
Yakıtı tutan teknoloji, onun kaderini belirleyen unsurdur.
İşte tam bu noktada erimiş tuz reaktörü devreye giriyor. Muhtemelen basınçlı su reaktörünün doğuşundan bu yana nükleer teknolojideki tartışmasız en büyük sıçrama oldu.
Şunu bir hayal edin; Katı yakıt çubuklarının suya batırılması yerine hem yakıt hem de soğutma sıvısı, erimiş tuz akışkan bir karışımının içinde çözülüyor. Suyun kaynamasını önlemek için aşırı basınca gerek yoktur. Buhar kopmalarından kaynaklanan ani patlamalar yaşanmaz.
Kaynama noktaları 1400°C’ in üzerinde olan erimiş tuzlar, tıpkı Dünya’nın yeraltı metal nehirleri gibi kararlı ve dirençli bir şekilde, ısıyı sessizce reaktörün çekirdeğinden uzaklaştırır.
Daha da önemlisi erimiş tuz reaktörleri doğal bir güvenlik özelliğine sahiptir. Reaktörün altında soğuk hava akımıyla sabit tutulan donmuş bir tuz tıkacı bulunmaktadır. Elektrik kesintisi, bir kaza, saldırı veya doğal afet nedeniyle meydana gelirse soğutma durur, donmuş buji erir ve erimiş tuz
karışım güvenli bir şekilde yeraltına tanklarına boşalır.
Patlama yok, erime yok, Çernobil yok. Zincirleme reaksiyon doğ kanunları gereği basit ve otomatik olarak durur. O kadar zarif bir tasarım ki neredeyse hata yapılması imkansız görünüyor. Mucizeler bununla da bitmiyor çünkü erimiş tuz reaktörleri atmosferik basınçta ve son derece yüksek sıcaklıklarda çalışıyor. Isıyı elektriğe dönüştürme yeteneği olan termal verimlilikleri, geleneksel hafif su reaktörlerini çok geride bırakıyor.
Yapılan araştırmalar, erimiş tuz reaktörlerinin, modern PWR’lerde yalnızca
% 30-33 olan termal verimliliğe kıyasla % 45’e kadar varan termal verimliliğe ulaşabileceklerini gösteriyor. İşte bir stratejik avantaj daha;
erimiş tuz reaktörleri eski nükleer atıkları yakabilir.
Gelecek nesil erimiş tuz reaktörleri sadece taze toryumla çalışmakla kalmayacak, aynı zamanda kullanılmış uranyum yakıtını da geri dönüştürecektir.
Son 30 yıldır biriken nükleer atık dağlarını önemli ölçüde küçültebilecektir.
Toryum, erimiş tuzlar, yüksek verim, içsel güvenlik, tüm parçalar hazır görünüyor. Tek eksik bunları gerçeğe dönüştürecek kadar cesur bir milletti.

Ve Çin bu fırsatı kaçırmaya niyetli değildi. Gobi çölünün engebeli ve çorak
ortamında, kalabalık kent merkezlerinin gürültüsünden uzakta Çin, insanlığın nükleer hakkında düşünme biçimini sonsuza kadar değiştirebilecek bir tesisi sessizce işletmeye aldı. Dünyanın ilk Toryum erimiş tuz reaktörü olan TMSR F1 sadece bir mühendislik harikası değildir.
Bu stratejik bir açıklama, yeni enerji yarışının başladığının ve Pekin’in çoktan öne geçtiğinin sessiz bir anımsatıcı gibidir.
TMSR F1 yıllar süren düşük profilli geliştirme çalışmalarının ardından Ekim 2023’te kararlı kritikliğe ulaştı.

6 ay sonra Haziran 2024’te reaktör tam kapasitede çalışmaya başladı ve
2 megawatt lık termal güç üretti. Ekim 2024’e gelindiğinde hala çalışır durumdayken yakıt ikmali yaparak tarihi bir dönüm noktasına ulaşmıştı;
Birçok Batılı uzmanın bir zamanlar bu nesil zamanında başarılmasının imkansız olduğunu iddia ettiği, o başarı sağlanmıştı.
Bu projenin arkasında Şanghay Uygulamalı Fizik Enstitüsü baş bilim insanı Dr. Shu Hongji var.
Shu, sadece birkaç düzine insanla çalışmaya başladığı ekibini, 2 yıl içinde 400’den fazla bilim insanı ve mühendisle genişletti.
Batıda sıklıkla görülen kısa vadeli siyasi döngülerin çok ötesinde bir bağlılık ve ısrar düzeyi sergiledi. Shu’nun liderliğinde Çin; sadece 1960’larda Amerika’nın Oakidge Laboratuvarı’nda yapılan deneyleri tekrarlamakla kalmadı, bunları geliştirdi, modernize etti ve onları gerçek dünya operasyonlarına soktu. Daha da dikkat çekici olanı ise Çin’in bir zamanlar Amerika’nın gizli olan araştırmalarından nasıl yararlandığıdır.
1970’lerde Washington’un silah geliştirme amacıyla Uranyuma yönelmesi ile beraber rafa kaldırılan çalışma Pekin’in bu gelişmelerden ders çıkarmasına neden oldu. Onlar bomba yapmak için Uranyum konusunda acele etmediler. Nükleer silahların temel maddesi olan Plutonyum 239 u üretemeyen, daha güvenli ve temiz olan Toryumu seçtiler.
Peki toryum neden var?
Çünkü en son çalışmalara göre toryum Çin’e sadece on yıllar boyunca ama on binlerce yıl boyunca enerji sağlayabilir. İç Moğalistan’daki Bonobo gibi maden sahaların Çin’in 20 ile 25 bin yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak kadar bol miktarda toryum rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor.
Modern medeniyetlerin geçici ömrü ile kıyaslandığında neredeyse gerçeküstü bir rakam olarak görünüyor. Ve farklar sadece arzın ötesine geçiyor. Toryum, erimiş tuz reaktörlerinde kullanıldığı zaman uranyuma kıyasla 1000 kata kadar daha az, uzun ömürlü radyoaktif atık üretiyor.
Atıkların izole edilmesi için gereken süre on binlerce yıldan, insanlığın makul bir şekilde yönetebileceği bir zaman dilimi olan yaklaşık 500 yıla düşüyor. Çin, elektrik üretiminin ötesindeyeni ufuklar keşfetmeye başladı. Deniz taşımacılığı, karbon-f’ den arındırılmış küresel nakliyeyi hedefleyen toryumla çalışan konteyner gemilerine yönelik tasarımlar yayınlandı. Şu anda küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %3′ ünden sorumlu olan sektör özelliği gösteriyor. Başarılı olursa Çin, sadece elektrik üretim yapma biçimini değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda malların dünya çapında hareket etme biçimini de kökten değiştirecektir.
TMSR LF1’nin stratejik önemi yeterince vurgulanamaz. Nisan 2025’te
Çin Bilimler Akademisi’nde kapalı kapılar ardında yapılan bir toplantıda Bilimler Shu Hongja
Artık küresel liderliği biz üstleniyoruz dedi. Bu teknoloji yarışını kaplumbağa ve saç masalına benzetti. Batıda ilk başlayan ülke ABD olabilir ancak Çin sessiz ısrarı sayesinde öne geçti. Bu arada erimiş tuz reaktörü teknolojisinin doğum yeri olan ABD’ de ise teori ve prototip aşamasında takılıp kalınıyor. Bill Gates’in Terapower gibi gelecek vaat eden projeleri bile hala uranyum ve sodyuma odaklanıyor. Toryumu kapsamlı bir çözüm olarak benimsemiyor. Tablo her geçen gün daha da netleşiyor. Bir tarafta uzun vadeli taahhütleri, neredeyse sınırsız kaynakları ve kanıtlanmış operasyonel yetenekleri olan Çin, diğer yanda Batının, kısa vadeli yatırım döngüleri, politika tereddütleri ve yeni nesil nükleer enerji için kararlı bir stratejinin eksikliği yüzünden elini kolunu bağlamış durumda.
TMSRF1 bir reaktörden daha fazlasıdır. Bu gücün artık uranyum, petrol veya doğal gazı kontrol edenlerin değil, temiz, sürdürülebilir, neredeyse sınırsız enerjiye hakim olanların elinde olduğu geleceğe dair bir bildirge bir taslaktır. Ve bu yeni oyunda Çin çoktan önlerde bulunmaktadır.
Her enerji devriminin arkasında küresel güçte büyük bir değişim yaşanır.
20. yüzyılda uranyum, Amerika Birleşik Devletlerinin dünyaya egemen olmasına yardımcı etti. Ancak 21. yüzyılda temiz, sürdürülebilir ve uygun fiyatlı enerjiyi kim kontrol ediyorsa, yeni ekonomik ve politik düzeni de o belirleyecektir.
Toryum, erimiş tuz reaktör teknolojisiyle birlikte stratejik bir varlık olarak ortaya çıkmaktadır. TMSR LF1 ile beraber Çin zaten projeye öncülük etmiştir. bu sadece teknik bir zafer değil, gelecekteki enerji yarışında bir egemenlik ilanıdır. Çin başarılı olursa sadece binlerce yıl sürecek enerji bağımsızlığına ulaşmakla kalmayacak batının petrol ve gazından bağımsız yeni bir elektrik şebekesi inşa etmeyi amaçlayan girişimin bir parçası olarak toryum teknolojisini ihraç edecek görünüyor. Elektrik satan teknoloji satan ve nüfuz satan ikinci nesil BRRI, bu arada erimiş tuz reaktörünün doğum yeri olan ABD geride kaldı. Toryum projeleri kağıt üzerinde kalmaya devam ediyor. En büyük fark, Çin’in 20 ila 30 yıllık bir vizyonla yatırım yapması, batının ise kısa vadeli kar hırslarına ve seçim döngülerine takılı kalması şeklinde zuhur ediyor. eğer bu eğilim önümüzdeki 20 yıllık dönemde de devam ederse Çin küresel enerji haritasını yeniden çizebilir.
Çin yapımı toryum reaktörlerini işleten ülkeler yeni bir düzenin parçası olacaklardır. Standartlar, işleyiş ve kuralların tamamının Pekin tarafından ayarlandığı bir yer oluşacaktır.
Soru artık şudur: Çin bunu başarabilir mi?
Çin’in nereya kadar ileri gideceği önemlidir. Temiz enerji yarışında elektriği kontrol eden gücü kontrol kontrol edecektir ve Çin bu yarışı çok önceden başlattı.
TMSRF1 sadece başlangıç, küçük ama iddialı bir test. Bir toryum reaktörünün gerçek Dünya koşullarında istikrarlı bir şekilde çalışıp çalışmayacağını görmek için beklerken Pekin çoktan kıtalara yayılmış ticari bir reaktör ağı için planlar hazırladı.
Şanghay Uygulamalı Fizik Enstitüsünün iç raporlarına göre bir sonraki adım ölçeklendirmek, mevcut 2 megavatlık termik reaktörü 2030 yılına kadar 10 megawatt’lık bir elektrik reaktörüne yükseltmek olacaktır. Bu sadece çıktıda değil, operasyonel ölçekte, şebeke entegrasyonunda ve modüler üretim standartizasyonunda bir sıçramadır. Ancak Çin küçük sayılarla yetinmiyor. 2040 stratejik planında yeni nesil modüler toryum reaktörleri öngörülüyor. Her biri 100 MW elektriği seri üretebilen, hızlı taşınabilir ve standart nakliye konteynerleri kadar kolayca monte edilebilir
üniteler planlanıyor. Amaç sadece enerji santralleri inşa etmek değil. nakliye konteynerleri fikri sadece bu değil temiz enerjiyi bir hizmet olarak satışa sunmaktır. Çin’in güneş enerjisi ve elektrikli araçları devrim niteliğinde değiştirmesi gibi güneş, rüzgar, erimiş tuz ısı depolama ve toryum reaktörlerini bir araya getiren bu yeni enerji merkezleri çölleri, platoları ve hatta uzak adaları dokunulmaz enerji kaleleri haline dönüştürecektir.
Bu yalnızca Çin’in enerjisini güvenliğini garantilemekle kalmayacak aynı zamanda yumuşak gücün yeni biçimi olarak elektrik veya yeni ürün olarak reaktörlerin ihracatı için büyük fırsatlar yaratacaktır.
Bu arada ABD, toryum devrimini görmezden gelirse tehlikeli bir yol ayrımıyla karşılaşacaktır. Amrika güneş enerjisi konusundaki hatasını tekrarlama, araştırmayı yönlendirme ve sonuçta teknolojiyi Çin’den ithal etme riskiyle karşı karşıyadır; böylece egemenlikten bağımlılığa geçiş yönünde yol almaktadır.
ABD’nin Pekin’den temiz enerji teknolojisi satın alacağı bir 21. yüzyıl
artık uzak bir olasılık olarak görünmüyor. Şu anda sessiz sedasız şekilleniyor. ABD rekabet etmek istiyorsa sistemsel değişiklikler yapmak durumundadır. Uranyum yerine toryumun merkezde olduğu erimiş tuz reaktörü gelişimine yeniden yatırım yapması gerekecektir. Erimiş tuz tasarımlarına uymayan geleneksel uranyum reaktörleri için tasarlanmış eski yasal engelleri ortadan kaldırması gerekecektir. Kısa vadeli sabırsız süreçler yerine 20-30 yıllık uzun vadeli araştırma projeleri finanse edilmelidir. Kendine ait toryum tedarik zincirini kurmalı çünkü toryum bol miktarda bulunmasına rağmen mevcut güncel rezervlerin çoğu Çin’in stratejik ortaklarında bulunmaktadır.
ABD’nin her şeyden önce, teknolojik liderliğini ve küresel gücünü, fırsatı ilk gören rakibe karşı korumak için siyasi ayrışmaları aşan ülke çapında bir taahhüt olan Manhattan Projesinin ruhunu canlandırması gerekir. Artık birkaç yıl daha düşünüp piyasanın karar vermesini bekleyecek zamanı yoktur. Toryum enerjisi oyununda ya kuralları koyar ya da başkasının kaleminden çıkan kurallar çerçevesinde yaşamaya başlarsınız.
Dünya yeni bir enerji çağının eşiğinde bulunuyor. Silahlarla ya da diplomasiyle değil çölün derinliklerinde gizlenen sessiz teknolojilerle açılan bir çağ; ilk toryum reaktörleri sessizce yeni, görünmez bir gücü ateşliyor.
Çin toryum reaktör ağının inşasını hızlandırırken ABD ve batı hala yarışın dışında kalma konusunda tereddüt yaşıyor.
Toryum gerçekten küresel enerji krizini çözebilir mi?
Çin, erimiş tuz reaktörleriyle Dünya güç haritasını nasıl yeniden şekillendirecek? Ve en önemlisi çok gecikmeden yarışa katılacak ülkeler var mıdır? Burada okuduğunuz sessiz devrimi bilmesi gerekenlerle paylaşacağınızı umuyorum.
Çinli araştırmacılar, enerji depolamanın manzarasını dönüştürmeye hazır, oyun değiştiren bir batarya teknolojisini tanıttı. Yanıcı kimyasallar yerine suyla çalışan bu yenilikçi bataryalar, geleneksel lityum iyon pillerin enerji kapasitesinin iki katını vaat ederek, elektrikli araçlar ve enerji depolama sistemleri için daha güvenli ve daha verimli bir geleceğin sinyalini veriyor.
Bu su bazlı bataryaların öne çıkan özelliklerinden biri de gelişmiş güvenlik profilleridir. Potansiyel olarak tehlikeli organik elektrolitlere dayanan geleneksel lityum hücrelerin aksine, bu bataryalar elektrolitler için çözücü olarak su kullanır ve yangın kazası riskini önemli ölçüde azaltır. Bu atılım yalnızca güvenliği artırmakla kalmaz, aynı zamanda elektrikli araçlar ve şebeke ölçeğinde enerji depolaması dahil olmak üzere çeşitli uygulamalarda yaygın bir şekilde benimsenmesinin önünü açar.
Makalede, Çalışmamız, yüksek enerji yoğunluğuna sahip güvenli sulu bataryaların mümkün olduğunu, şebeke ölçeğinde enerji depolama ve hatta elektrikli araçlar için bir geliştirme seçeneği sunduğunu gösteriyor denildi.
Çin Bilimler Akademisi’nin (CAS) Dalian Kimyasal Fizik Enstitüsü’nden (DICP) Prof. LI Xianfeng liderliğindeki araştırma ekibi, enerji yoğunluğunda muazzam bir atılım gerçekleştirdi. Halojen çok elektronlu transferden yararlanarak, brom ve iyot bazlı bir katot geliştirdiler ve Nature Energy’de yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, 840 Ah/L’yi aşan özgül bir kapasite ve 1200 Wh/L’ye kadar etkileyici bir enerji yoğunluğu elde ettiler .

Enerji yoğunluğunu daha da optimize etmek için araştırmacılar, elektrolit olarak iyodür iyonları (I-) ve bromür iyonları (Br-) içeren karışık bir halojen çözeltisi kullandılar. Bu yenilikçi yaklaşım, çok elektronlu bir transfer reaksiyonunu kolaylaştırarak batarya sisteminin verimliliğini artırdı. Şarj sırasında, I- iyonları pozitif elektrotta IO3-‘e oksitlenirken, H+ iyonları negatif elektrota göç etti. Tersine, deşarj sırasında, H+ iyonları pozitif elektrottan hareket ederken, IO3- I-‘ye indirgendi.
Prof. LI, Bu çalışma, yüksek enerji yoğunluklu sulu pillerin tasarımı için yeni bir fikir sağlıyor ve sulu pillerin güç pilleri alanındaki uygulamasını genişletebilir dedi.
Bu su bazlı bataryanın dayanıklılığı da aynı derecede etkileyicidir. SCMP’ye göre, vanadyum anotla yapılan testler, 1.000 döngüye kadar potansiyel bir yaşam döngüsü ortaya koydu ve bu da teknolojinin kararlılığını ve uzun ömürlülüğünü vurguladı. Dahası, piller belirli katı elektrot malzemelerinin enerji yoğunluğunu aşan bir enerji yoğunluğu sergiliyor ve bu da onları geleneksel lityum hücrelere karşı uygulanabilir ve uygun maliyetli bir alternatif haline getiriyor.
Kimya mühendisliği profesörü ve ortak yazar Dr. Jodie Lutkenhaus’a göre, Su bazlı olduğu için artık batarya yangınları olmayacak. Gelecekte, malzeme kıtlığı öngörülürse, lityum iyon bataryaların fiyatı çok artacak. Bu alternatif bataryaya sahipsek, tedarikin çok daha istikrarlı olduğu bu kimyaya yönelebiliriz çünkü bunları burada, ABD’de üretebiliriz ve bunları üretmek için gereken malzemeler burada ( elektrek aracılığıyla )
Bu atılımın etkileri geleneksel enerji depolamanın çok ötesine uzanıyor. Katı elektrot malzemelerinin enerji yoğunluğuyla rekabet etme potansiyeline sahip olan bu sulu bataryalar, şebeke ölçeğinde enerji depolama ve elektrikli araçlar için ikna edici bir çözüm sunuyor. Prof. LI, çalışmalarının dönüştürücü etkisini vurgulayarak, yüksek enerji yoğunluklu sulu bataryaların çeşitli sektörlerde inovasyonu yönlendirdiği bir gelecek öngörüyor.
Su bazlı bataryanın tanıtımı, enerji depolamada bir paradigma değişimini temsil ediyor, verimliliği ve sürdürülebilirliği artırırken güvenlik endişelerini ele alıyor. Uzatılmış batarya ömrü döngüleri ve geleneksel lityum bataryalarla karşılaştırılabilir maliyetler vaadiyle, bu teknoloji daha güvenli, daha yeşil bir yarının anahtarını elinde tutuyor.
myelectricsparks.com/
]]>Yüzen ev, su üzerinde özel bir hareketlilik biçimidir. Vurgu ne zaman ilk hecede, yani ne zaman sudaki bir özellik ile daha çok ilgileniyoruz? Polonya’dan yeni bir yüzen ev olan La Perla, bu anlamda ilginç bir örnektir: bu, La Perla e-Vision H40 tip tanımlamasında zaten belirtilmiştir. Çünkü 40 sayısı teknelerde olduğu gibi tekne boyunu değil, metrekare cinsinden yaşam alanını ifade ediyor.
Bununla birlikte, bu 40 metrekare de oldukça hızlı bir şekilde harekete geçirilebilir: yüzen ev, iki ince alüminyum gövde üzerinde bir bungalov formatında durur. Prototip, bu yıl Brandenburg, Werder’de düzenlenen Boot & Fun Inwater’da görülebilir.
11,60 m uzunluğundaki tekne ev katamaran istiridyeden neredeyse kazara yuvarlandı: Perla marka müdürü Tomasz Zygiel’in açıkladığı gibi, tersane başlangıçta alüminyum gövdeli küçük motorlu yatlar inşa etmeyi düşünüyordu.
Aynı zamanda kendisi için bir yüzen ev arayan tersane patronundan bahsediyor.
Ama temas kurduğu tersaneler iki yıllık bir bekleme süresi olacağını söylediler. Bu yüzden önce kişisel kullanım için inşa edilmesine karar verildi. Kapasitemiz, kadromuz ve fikirlerimiz de vardı ve La Perla H40 ortaya çıktı.
Werder am Steg’de bulunan prototip artık Perla patronunun mülkiyetinde olmayacak. Satın alabilirsin! İlgi büyük, Breslau yakınlarındaki tersanede muhtemelen daha fazla inci yakında denize indirilecek. Su bungalovu 295.000 Euro’dan iki kişilik kullanıma hazır.
Ayrıca bir otel konsepti de var: Usedom’daki Kröslin’deki Baltık Denizi Tatil Yeri’nin halihazırda sunduklarına benzer şekilde, düzinelerce La Perla yüzen ev bir tatil tesisi oluşturmak için birleştirilebilir.
La Perla’nın iki terası vardır.
La Perla’nın arkasında iki fikir var: sudaki lüks ve dış enerjiden bağımsızlık. Hamburg’dan gelen kompakt karavan teknesiyle karşılaştırıldığında, katamaranın geniş alanı, doğrudan karşılaştırmada neredeyse çökmüş görünüyor.
Zygiel ve Werder’deki tersane ekibi tarafından sunulan konfigürasyonda, iki kişilik yer sunuyor. Karavan teknesi gibi , La Perla’nın da kesintisiz bir ana güvertesi yok, sadece önde büyük ve kıçta küçük bir terası var.
Çatıda güneş enerjisi sistemi çalışıyor. En iyi ihtimalle bu, pastoral bir demirleme yerinde jeneratör olmadan üç gün uyumak için yeterli.
Üç gündür Werder’deyiz, kıyı elektriği yok ve hala yüzde 64 pil kapasitemiz var. La Perla, tahrik olarak her biri on beygirlik iki elektrik motoru sağladı.
Bu, yüzen evin yatak değiştirdiğinde suda neredeyse sessizce mırıldandığı anlamına gelir. Tersane konfor için her şeyi yaptı: Kıçta, kalın bir halı ve döşemeli duvar panelleri olan süit büyüklüğünde bir kabin. Her şey hoş ışık tonlarında tutuluyor. Bir teknede tamamen normal olan eğri köşeler veya kavisli duvarlar yoktur – bunun yerine dolaplı odalar vardır.
Arzular için neredeyse hiç sınır yok
Burada kendinizi karadaymış gibi hissettirme etkisine kapılırsınız. Sadece salondaki direksiyon konumu bize gemide olduğumuzu hatırlatır. Arkasında, büyük bir çalışma tezgahı olan bir mini mutfağa sınır olan gömme bir masa bulunuyor. Karşısında, seyahat yönüne dik bir kanepe, terasta, büyük bir cam sürgülü kapının arkasında, açık havada daha fazla koltuk var.
Zygiel, müşteri isteklerinin neredeyse hiç bir sınırı olmadığını vurguluyor: Her şeyi uygulayabiliriz. Jakuzi isterseniz onu da yapabiliriz. Tabii çatıda teras da olacak. Ve istenirse tersane yan iskele de planlayabilir. Bu elbette yaşam alanı küçültme pahasına olacaktır.
Dört metrelik genişliği ve sekiz tonluk ağırlığıyla Perla’nın alüminyum gövdesi, herhangi bir çaba sarf edilmeden römorkla çekilebileceklerin sınırlarını şimdiden aşıyor. Bu nedenle, satın alma siparişini Wroclaw’a göndermeden önce, bir kişi zaten bir rıhtıma sahip olmalıdır.
Veya her şeyden önce, şirketin aslında yıllar önce inşa etmek istediği küçük, açık alüminyum teknelerden birini satın alın. Çünkü orada başlıyor. Kasım 2022’deki Boot and Fun Berlin’de , alüminyum hız motorları Brava ve Allure’un ilk örnekleri bir prömiyer olarak sunulacak. Bunlar daha sonra Perla için ihale görevi görebilir.
Roland Wildberg, Float
]]>
Kum Enerji Depolama
Startup firmasının ısı depolama sistemi, 100 ton kumla doldurulmuş 7 m uzunluğunda çelik bir kaptır. (inşaatta kullanılmayan en düşük kaliteli kum kullanılır.) Borulardan üflenen sıcak hava, çelik konteynırdaki kumu rezistif ısıtma ile ısıtır .
Kum, aylarca 500-600 C civarında ısıyı depolayabilir, bu nedenle yazın üretilen enerji, kışın evleri ısıtmak için kullanılabilir. Firma, sistemin 100 kW ısıtma gücüne ve 8 MWh enerji kapasitesine sahip olduğunu söylüyor. Yenilenebilir kaynaklarla çalışmanın anlamı şudur:
Finlandiya’da bulunan bu ilk kum pili doğrudan şebekeye bağlı ve elektriğin en ucuz olduğu zamanlarda çalışır – bu genellikle yenilenebilir enerji kaynakları tarafından çalıştırıldığında gerçekleşir – Ayrıca kum piline pompalanan atık ısı üreten bir veri merkezinin yanındadır. Gelecekte, enerji depolama silosu doğrudan rüzgar veya güneş enerjisi kaynaklarına bağlanabilir ve bağlanmalıdır.
Enerji fiyatları daha yüksek olduğunda, kum depolama sistemi, bulunduğu bölgenin ısıtma sistemi için suyu ısıtan ısıyı boşaltır. Su daha sonra evlere, ofislere ve kasabanın yüzme havuzuna pompalanır.
Şirket’nin CTO’su şöyle ifade ediyor:
Bu yenilik, akıllı ve yeşil enerji geçişinin bir parçasıdır. Isı depolama, elektrik şebekesinde yenilenebilir enerji varlığını artırmaya önemli ölçüde yardımcı olabilir. Aynı zamanda bir şehri ısıtmak için atık ısıyı kullanılabilir seviyeye getirebiliriz. Bu, yanmasız ısı üretimine yönelik mantıklı bir adımdır.
ABD Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı, kumun enerji depolama potansiyelini araştırırken, önce Finliler netice aldılar. Şirket, diğer yerel kuruluşlarla görüşüyor ve projeyi genişlemek için daha fazla fon sağlamayı planlıyor.
Elektrek
]]>Elektrik için adalar, bunlar HelioRec’in yüzen enerji santralleridir. Güneş pillerinden elektrik enerjisi üretirler ve bunu örneğin elektrikli tekneler için bir şarj istasyonu olarak kısa bir mesafede doğrudan tüketicilere iletebilirler. Fransız şirket şimdi bu fikir için çevresel yenilik ödülü Ocean Tribute Award 2022’yi aldı.
HelioRec, yüzer güneş enerjisi santrallerine dayalı denizcilik sektörü için çevre dostu elektrikli şarj istasyonlarıyla puan kazanıyor, jüri üyeleri kararlarını açıklıyor. Uzmanlar, modüler platformların çeşitli avantajlarını hemen vurguluyor. Santraller kullanılmayan su alanlarına yerleştirilebildiği için limanda değerli yer kaplamazlar. Aynı zamanda, enerjinin gerekli olduğu yerde doğrudan temiz bir enerji kaynağı mevcuttur.
Projede ayrıca limanda elektrikli araçlar ve elektrikli tekneler için hızlı şarj istasyonları yer alıyor. HelioRec’in bir diğer hedefi de döngüsel ekonomi yaklaşımıdır. Jüri üyeleri,
Yüzer sistemi üretmek için geri dönüştürülmüş plastik kullanılıyor dedi.
Bu, sistem maliyetlerini ve karbon ayak izini azaltır.
Bu enerjiyi su arıtma ve oksijenle havalandırma için kullanmak da düşünülebilir. Kendi açıklamalarına göre HelioRec, 2020 yılında Rusya’da böyle bir su havalandırma platformunu test etti.
Oostende’de bir pilot proje
HelioRec, Ocak 2022’de Belçika’nın Oostende limanına ilk güneş adasını geçici olarak demirledi. Orada, 120 metrekarelik platform, bir tersanenin enerjisini kablo üzerinden sağlıyor. Orada daha önce bir dizel jeneratör kullanılırdı. HelioRec’e göre, enerji adası şiddetli rüzgarlara ve iki metre yüksekliğe kadar olan dalgalı hava koşullarına dayanabilir.
Fikir, 2009-2015 yılları arasında Sibirya’daki Amerikan petrol üretim şirketi Schlumberger için beton temeller inşa eden Polina Vasilenko’dan geldi. Daha sonra kendi deyimiyle kara tarafıntan çevre sektörüne geçti ve diğer yerlerin yanı sıra Oldenburg’da yenilenebilir enerjiler okudu. Bugün, HelioRec’in de bulunduğu Nantes’te yaşıyor.
Güneş enerjisini en olgun sürdürülebilir enerji kaynağı olarak görüyor. Sadece alan gereksinimi kullanımını kısıtlar çünkü birçok ülkede yeterli güneş paneli kurmak için yeterli alan yoktur. HelioRec, bu sorunu uygun maliyetli ve kaynak tasarrufu sağlayan platformlarla çözmek istiyor.
2018’den beri Ocean Tribute Ödülü, Prince Albert II Vakfı, Alman Okyanus Vakfı ve Boot Düsseldorf su sporları fuarı tarafından ortaklaşa veriliyor . Burada bir iş bölümü var: Prens 20.000 Euro’luk ödül parasını bağışlıyor. Uzmanlardan oluşan bir jüri, sonunda HelioRec’in yarışı kazandığı 27 uluslararası göndericiden beş aday seçti. Ve boot Düsseldorf Ocak 2022’de ara verdiğinden, boot proje yöneticisi Petros Michelidakis kazananları çevrimiçi olarak sundu.
2023 başvuruları Mayıs ayından itibaren mümkün
2023 ödülüne başvurmak isteyen şirketler, kurumlar, dernekler, girişimler ve araştırma tesisleri, belgeleri Mayıs 2022’den itibaren ödüllerin web sitesine yükleyebilir . Ocean Tribute Award 2023 için halk oylaması, yine ödül web sitesinde sonbaharda başlayacak
.
]]>
Sodyum iyon Batarya
ABD Enerji Bakanlığı’nın Pasifik Kuzeybatı Ulusal Laboratuvarı’ndan (PNNL) bir araştırma ekibi, büyük ölçüde uzun ömürlü bir sodyum iyon pil geliştirdi. Bir energi dergisinde yayınlanan bulgular, bir gün elektrikli araçlara güç sağlayabilecek ve güneş enerjisi depolayabilecek bir pil için umut verici bir tarif sunuyor.
Araştırmacılar pilin sıvı çekirdeğini oluşturan bileşenleri değiştirdi ve bu önceden sodyum bazlı pillerde sorunlara neden olan performans sıkıntısını giderdi.
Enerji depolama teknolojisinde 23’ten fazla patentli buluşa sahip pil teknolojileri öncüsü ve PNNL baş yazarı, şunları söyledi:
Burada prensip olarak sodyum iyon pillerin uzun ömürlü ve çevre dostu bir pil teknolojisi olma potansiyeline sahip olduğunu gösterdik.
Doğru Tuz Bileşiği
PNNL’nin açıkladığı gibi, pillerde elektrolit, enerjinin akmasını sağlayan dolaşımdaki kandır. Elektrolit, tuzların çözücülerde çözülmesiyle oluşur, pozitif ve negatif elektrotlar arasında akan yüklü iyonlarla sonuçlanır. Zamanla, enerji akışını sağlayan elektrokimyasal reaksiyonlar yavaşlar ve pil artık yeniden şarj edilemez. Mevcut sodyum iyon pil teknolojilerinde bu işlem, lityum iyon pillerden çok daha hızlı gerçekleşir.
PNNL ekibi, yeni bir elektrolit tarifi oluşturmak için sıvı çözeltiyi ve içinden akan tuzun türünü değiştirerek bu sorunla mücadeleye girdi.
Bilim insanları ilk kez, laboratuvar testlerinde madeni para büyüklüğünde bir pilde minimum kapasite kaybıyla (>%90’ı korunan) şarj döngülerinin sayısını (300 veya daha fazla) büyük ölçüde genişletti.
PNNL’nin açıkladığı gibi, sodyum iyon piller için mevcut elektrolit tarifi, negatif uçtaki (anot) koruyucu filmin zamanla çözülmesiyle sonuçlanır. Bu film kritiktir çünkü pil ömrünü korurken sodyum iyonlarının geçmesine izin verir.
PNNL tarafından tasarlanan teknoloji, bu koruyucu filmi stabilize ederek çalışır. Yeni elektrolit ayrıca pozitif kutup (katot) üzerinde tüm ünitenin ek stabilitesine katkıda bulunan ultra ince bir koruyucu tabaka oluşturur.
Yanmaz Teknoloji
PNNL araştırmacılarının yeni geliştirilen sodyum iyon teknolojisi, sıcaklık değişimlerinden etkilenmeyen ve yüksek voltajlarda çalışabilen, doğal olarak yangın söndürücü bir çözüm kullanır. Bu özelliğin bir anahtarı, anot üzerinde oluşan ultra ince koruyucu tabakadır. Bu ultra ince tabaka, oluşturulduktan sonra sabit kalır ve araştırma makalesinde belirtilen uzun çevrim ömrünü sağlar.
Sodyum-iyon teknolojisi, enerji yoğunluğu söz konusu olduğunda halen lityumun gerisinde kalmaktadır. Ancak yine de sıcaklık değişim direnci, kararlılık ve uzun çevrim ömrü gibi kendine özgü avantajları vardır. Bu avantajlar, gelecekte belirli hafif hizmet tipi elektrikli araçların uygulamaları ve hatta şebeke enerji depolaması için değerli olacaktır.
Elektrek
]]>Bugün yazımızda denizlerde kullanılan elektrik enerjisine odaklanacagız. Amerika’ da en havalı tekneleri inşa eden üretici, sudaki en çağdaş tekneleri dikkate alan biriyseniz, elektrikli teknelerin belirgin yükselişini ve diğer taraftan içten yanmalı makinaların hakimiyetinin hayatınız boyunca sürmeyeceğini görüyor olmalısınız.
Şöyleki; Kaliforniya Hava Kaynakları Kurulu 2045 yılına kadar sadece elektrikli kamyonlarin kullanılacağı bir yaşama geçişi önerdi. Federal Hükümet bu zaman diliminde kamyon motorlarının azaltılmış CO2 ve NO emisyonlarını takip edecek 2030′ ların ortalarına kadar ağır hizmet kamyonlarinin % 40, hafif hizmet kamyonlarının 75 i elektrikle çalışır hale getirilecektir. Avrupa’ da ise yeni AB standartları, mevcut araçların yarısı kadar bir azalmayi ve 2030 a kadar emisyonların sıfırlanmasını gerektiriyor. BMW, Nissan, Renault, Mitsubishi, Mersedes ve Volkswagen grubu planlarını açıkladı. 2025 yılına kadar araçların %15 ile 30 kadarı elektrikli olarak hayata geçirilecek. Avrupa Komisyonu kaçınılmaz olarak sıfır emisyon seviyesine doğru ilerliyor. Açıkçası bir kaç on yıl içinde denizlerde ve yollarda içten yanmalı motorları daha az göreceğiz.
Bu yüzden denizcilik sektörünün en büyük dizel motor tederikcisi olan Volvo Penta ilk elektrikli teknesini tanıttı; Lucia 40. Ayrıca gelecek yıl Volvo Penta İngiltere’ de hibrit motorlu yolcu gemisini denize indirmeyi planlıyor. Gücü sağlayan beş adet son teknoloji Volvo D8 jeneratör seti kullanan yolcu gemisine daha önce Bangkok’ ta nehir feribotlarında başarıyla denenmiş Danfoss etitron elektrik makinalarıni eklediler.
Southport Maine’ deki Hodgdon vessels 1816 da kuruldu ve Amerika nın en uzun süreden beri çalışmakta olan tersanesi ünvanına sahiptir. Bu kadar yaşlı olması firmanın çağın gerisinde kaldığı anlamına gelmez. Tam tersine aslında son teknoloji kullanılan tersane; 5 tam günde Atlantiği geçme rekorunu 21.4 knot hızla elinde bulunduran Jim Clark’s foot Comanche gibi okyanus yarış yatlarını üretmektedir.
Tersanede aynı zamanda motorlu tekneler de üretiliyor. Artık Hodgdon İtalya’ nın vitas Süper Power yatlarının elektrikli versiyonunu sunacak.
Diğer taraftan bazı girişimciler elektrik gücünü bir adım daha ileri götürmek istiyorlar. Mayıs 2007′ de İsviçre’de Spartal Sun 21 inşa edildi ve ilk transatlantik yolculuğunu tamamladı. İsviçre’de başlayarak tek başina ve sadece güneş enerjisi kullanarak Atlantiği geçip Karayipler üzerinden Newyork’ a 7000 millik bir yolculuk yaptı.
Seyir yatlarinda elektrik gücü Avusturyalı Michael ve Heike Kohler universiteden sonra hem geleneksel yelkenli hem de motor yatlarla 23 sene zamanlarını Dünyayı dolaşarak geçirdiler. Neticede her iki tekne tipinde de yaşanan bazı sorunları fark ettiler; motorlu teknelerin yüksek yakıt maliyeti, motorların mekanik problemleri vardı. Ayrıca gürültü, titreşim ve emisyon sorunları yaşamışlardı. Yelkenli tekneler ise çoğu zaman ters rüzgarlara maruz kalıyor ya da rüzgarsız ortamda seyir ediyorlardı. Ve sürekli olarak donanım ve bakım ihtiyaçları oluşuyor, teknede iş gereksinimi hiç bitmiyordu.
Arayış bir sonuca vardı. Çözümnü adı güneş enerjisi idi ve üzerinde çalışmaya başladılar. 4 senelik araştırma ve çalışmadan sonra 2009′ da Sun Wave 46′ yı inşa ettiler. Sadece teknenin seyrini sağlamak için değil aynı zamanda katamaranın diğer buzdolabı, dondurucu, klima gibi yaşam ihtiyaçları için invertor üzerinden güç sağlamışlardı. Almanya’ da inşa ettikleri elektrikli katamaranla Tuna nehri üzerinden Akdeniz’ e indiler. Sonra okyanusa geçtiler ama onlar güneş enerjisi ile yolculuğa çıkan ilk tekne değillerdi. Aynı sene 101 FT yüksek teknolojili 15 milyon eur ile bir alman tarafından desteklenen Turanor Planetsolar teknesi de Mart ayında yola çıktı.
Boyutu ve tasarımı nedeniyle her yerde gündeme oturdu manşetleri ele geçirdi. Alanı 6000 sq.ft ulaşan solar panelleri ve taşıdığı 8,5 ton lityum-iyon bataryası ile 2 elektrik motoruna güç sağlayan ve güneş enerjisi kullanan şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük tekne dünya turunu tamamlamıştı. 584 gün devam eden seyrini bitiren planetsolar yolculuğu boyunca uğradığı her limanda nefes aldı ve dinlendi. Kohlerler ise 15000 millik yolculuklarını tamamlayıp Avusturya’ ya döndüklerinde konseptleri geçerliydi ve sonraki süreçte Silent Yat doğmuş oldu. 2018 de elektrikli katamaranları ile Atlantiği tekrar kat ederek konseptlerini kanıtladılar. 30 solar panel tarafından hasat edilen güneş enerjisi 28 adet Li-iyon bataryada depolandi ve oradan kullanıldı. Her biri 5 kWh depolama kapasitesine sahip bataryalar 135 kW güç sağladılar. Oldukça sessiz çalışan ve bakım gerekmeyen elektrik motorlarına sahip katamaran sınırsız menzile sahipti. Ayrıca tekne seyir esnasında titreşim, ısı üretmiyor ve karbon ya da azot gazı emisyonuna sebep olmuyordu. Güncel modelleri ise Silent 55, 60, 80 ve 80 tridec olarak hazırlandı. Biri İtalya diğeri Tayland’ ta iki tesisde 11 katamaran inşa edildi ve 20 tanesi ise halen üretim bandında bulunuyor. En son teknoloji donanımı olan Silent-80 yapım aşamasında ve 2021 de pazara sunulacak durumda bulunuyor..
Silent yatının bir özelliği daha bulunmakta; opsiyonel olarak rüzgar uçurtması ilave edilebilmektedir. Uçurtma kitiyle teknenin hızına 5 knot ilave etmek mümkün ve bu şekilde solar sistemini destekleme olanağı ortaya çıkmaktadır.
Pazarın diğer taraflarına göz attığımızda Silent yatına rakip dikkate değer girişimlerden biri Fransa’dan geliyor. Energy Observer, solar enerji ile beraber Hidrojeni yakıt olarak kullanıyor. Hidrojeni deniz suyundan elde eden sofidtike bir sisteme sahip tekne dolayısyla hibrit bir tekne olarak nitelenebilir. Ancak Silent katamarandan daha hızlı olduğunu bildiğimiz Energy Observer ın fiyatının düşmesini beklemek gerekiyor. Diğer taraftan ticari olarak üretilen Silent yatının yanında Energy Observer in henüz bu aşamaya gelmediğini söylememiz gerekiyor.
Denizlerde Elektrikli yatların payı sürekli artıyor. Solar panel ve Li-iyon bataryaların fiyatları düşmeyw devam ediyor. Daha ucuz ve daha yüksek torklu elektrik motorları tüm gezegende güçlü kompakt motorları etkileyerek ucuzlatti. Bu süreç özellikle hibrit motorlu tekneleri popüler hale getirmektedir. Son yıllardaki gelişmeler sonucunda temiz enerjiye daha çok ilgi bekleniyor açıkçası.
]]>Her hücrenin kalbi geri dönüştürülmüş küçük bir nükleer atık parçasıdır. NDB, nükleer yakıt çubuklarından radyasyon emmiş ve kendileri radyoaktif hale gelmiş grafit nükleer reaktör parçalarını kullanır. İşlenmemiş, yüksek dereceli nükleer atık: çok uzun bir yarı ömre sahip, depolanması tehlikeli, zor ve pahalı olduğunu hatırlatmalıyız.
Bu grafit, beta bozunmasından nitrojene giren, bu süreçte bir anti-nötrino ve bir beta bozunma elektronu açığa çıkaran karbon-14 radyoizotop açısından zengindir. NDB bu grafiti alıyor, saflaştırıyor ve küçük karbon-14 elmasları oluşturmak için kullanıyor. Elmas yapı yarı iletken ve ısı emici görevi görür, yükü toplar ve dışarı taşır. Radyoaktif karbon-14 elmasını tamamen kaplayan, ucuz, radyoaktif olmayan, laboratuvarda oluşturulmuş, enerjik parçacıkları içeren, radyasyon sızıntılarını önleyen ve süper sert koruyucu ve kurcalamaya dayanıklı bir tabaka görevi gören bir karbon-12 elmas tabakasıdır.
Bir pil hücresi oluşturmak için bu nano-elmas malzemenin birkaç katmanı istiflenir ve şarjı toplamak, depolamak ve anında dağıtmak için küçük bir entegre devre kartı ve küçük bir süper kapasitör ile birlikte depolanır. NDB, AA, AAA, 18650, 2170 veya her türlü özel boyut dahil olmak üzere herhangi bir şekle veya standarda uyacağını söylüyor.
Ve böylece aldığınız şey asla şarj edilmesi gerekmeyen bir pil şeklinde minyatür bir güç jeneratörüdür – ve NDB’nin söylediği gibi, mevcut lityum pillere kıyasla uygun maliyetli ve bazen çok daha ucuzdur. Bu denkleme, orijinal nükleer atığın tedarikçilerinden bazılarının onu ellerinden alması için NDB’ye ödeme yapması gerçeğiyle birlikte yardımcı oluyor.
NDB, bir hücreden gelen radyasyon seviyelerinin, insan vücudunun ürettiği radyasyon seviyelerinden daha düşük olacağını ve çeşitli uygulamalarda kullanımı tamamen güvenli hale getireceğini söylüyor. Küçük ölçekte bunlar, kalp pili pilleri ve diğer elektronik implantlar gibi şeyleri içerebilir; burada uzun ömürleri, kullanıcıyı değiştirme ameliyatlarından kurtarır. Ayrıca doğrudan devre kartlarına yerleştirilerek bir cihazın ömrü boyunca güç sağlanabilir.
Bir tüketici elektroniği uygulamasında, bir NDB yöneticisi bize bu cihazların ne kadar farklı olacağına dair bir örnek veriyor:
Bunu bir iPhone’da düşünün. Aynı boyuttaki pilinizi saatte beş kez sıfırdan şarj eder. Bir bunu hayal edin. Ayrıca pilinizi gün boyunca şarj etmek zorunda kalmayacağınız bir dünya hayal edin. Daha sonra bir hafta için, bir ay için düşünün… Peki ya on yıllarca? Bu teknolojiyle yapabildiğimiz şey bu.
Ve elektrikli araç boyutlarına ve ötesine ölçeklenebilir, bu uygulamada 90 yıla kadar dayanması öngörülen bir batarya paketinde mükemmel güç yoğunluğu sunar – eski arabanızdan alınıp yeni aldığınız arabaya takılabilen bir batarya – Bir hücrenin bir kısmı arızalanırsa, aktif nano elmas kısmı başka bir hücreye geri dönüştürülebilir ve ömürlerinin sonuna geldiklerinde – bu, örneğin kullanılabilecek düşük güçlü bir sensör için 28.000 yıla kadar çıkabilir – zararsız atık ürünler dışında hiçbir şey bırakmazlar.
UNESCO Başkanı ve Londra Üniversitesi Profesörü Dr. John Shawe-Taylor’ın sözleriyle:
NDB, pahalı altyapı projeleri, enerji taşıma maliyetleri veya olumsuz çevresel etkiler olmaksızın tek seferde karbon emisyonlarının başlıca küresel sorununu çözme potansiyeline sahiptir. Fosil yakıt santrallerinde, hidroelektrik santrallerinde, türbinlerde veya nükleer santrallerde karbon yakalama gibi alternatif çözümlerle ilişkilidir. Teknolojilerinin yeniden doldurma, yakıt ikmali veya servis gerekmeden çok uzun süreler boyunca enerji sağlama yeteneği, onları sıfıra yakın çevresel etkiye ve enerji taşıma maliyetlerine sahip dağıtılmış bir çözüm aracılığıyla dünyanın enerji gereksinimlerini karşılamak için ideal bir konuma getiriyor.
Nitekim, NDB bataryası şebekeden bağımsız yaşam için 24 saatlik olağanüstü bir enerji sunumu teklif ediyor ve NDB ekibi, zamanının belli bir yüzdesini ihtiyacı olan uzak topluluklara yardım edecek ürünler için ayırmak istiyor.
Şirket, dünyanın karbon-14 nükleer atığının ulaşamazsa – ki son derece ciddi bir olasılıkla gerçekleşebilir – NDB, kendi karbon-14 hammaddesini basit ve uygun maliyetli bir şekilde yaratabileceğini söylüyor.
Şirket, bir konsept kanıtını tamamladığını iddia ediyor ve COVID den sonra laboratuvarları yeniden açıldığında ticari prototipini oluşturmaya hazır olduğunu ifade ediyor. Düşük güçlü bir ticari versiyonun iki yıldan daha kısa bir süre içinde piyasaya çıkması bekleniyor ve yüksek güçlü versiyon için beş yıllık bir süre öngörülüyor. NDB, teknolojisi ve üretim süreçlerinde patentleri ile beraber rekabette çok önde olduğunu söylüyor.
Bu söz verildiği gibi çıkarsa, bunun nasıl devrim yaratacağını görmemekk zor. Böylesine uzun ömürlü bir pil, birçok modern teknolojinin tek kullanımlık değerlerine temelde meydan okuyacak veya tüketicilerin on yıllar boyunca telefondan telefona, arabadan arabaya, dizüstü bilgisayardan dizüstü bilgisayara taşıdıkları pil paketlerine yol açacaktır. NDB donanımlı evler şebekeye bağlı olabilir veya olmayabilir. Her pil kendisi bizzat neredeyse tükenmez yeşil enerji kaynağıdır ve nükleer atıkları sessizce faydalı enerjiye dönüştürür.
Sanırım nano-elmas batarya olağanüstü bir haber !
newatlas.com/energy/
]]>Uzun zamandan bu yana yerli linyit kullanan Termik Santraller hakkında yazmak istiyordum bugüne kısmetmiş. İlgili yasanın veto edilmesi vesile oldu diyelim.
Neden yazmak istediğime gelince; kişisel ilgi alanlarımdan biri olan yenilenebilir enerji daha genel ifade edersem enerji konusu bir yanda dururken eğitim hayatımın önemli bir parçasını yaşadığım yüksek lisans dönemim diğer yanda bulunuyor. Eğer takip edenler varsa 2010 dan beri enerji konularında yazdığım blogum karbonkaleyi bilirler. İstanbul Teknik Üniversitesindeki yüksek lisans günlerim Maçka’da yaşandı. Esas olarak Türkiye linyit kömürlerinin Akışkan Yatakta yakılarak enerji üretimi şeklinde kısaca özetlenebilecek araştırma grubunda çalışarak Yüksek Kimya Mühendisi olmaya hak kazanmıştım. Yazımın ilerleyen bölümlerinde biraz ayrı duruyormuş görünen konuların nasıl bir araya geldiğini ve anlamlı bir iletişim ortaya çıkarmaya çalıştığını anlatabilirim ümit ediyorum.
Çan’ da doğmuş büyümüş biri olarak diğer termik santrallerin bulunduğu bölgelerde yaşayanlara olduğu gibi memleketimin insanlarına karşı sorumlu olduğumu düşünüyorum. Yazımın temel motivasyonu bu noktadan başlıyor ve yaşamımın öteki evrelerindeki hassasiyetlerle buluşuyor.
| Tablo-1 | Yer | -Termik Santrali | İşletme |
| 1 | Çanakkale | Çan 18 Mart | EÜAŞ |
| 2 | Şırnak | Silopi | Ciner Grup |
| 3 | Kahramanmaraş | Afşin Elbistan | EÜAŞ |
| 4 | Karabük | Kardemir | Kardemir AŞ |
| 5 | Kütahya | Tunçbilek Termik Santrali | Çelikler Holding |
| 6 | Kütahya | Seyitömer | Çelikler Holding |
| 7 | Manisa | Soma A | EÜAŞ |
| 8 | Manisa | Soma B | Konya Şeker AŞ |
| 9 | Sivas | Kangal (1 ve 2) | Konya Şeker AŞ |
| 10 | Ankara | Çayırhan | Ciner Grup |
| 11 | Muğla | Yeniköy | İçtaş-Limak |
| 12 | Muğla | Kemerköy | İçtaş-Limak |
| 13 | Bursa | Orhaneli | Çelikler Holding |
| 14 | Kahramanmaraş | Afşin Elbistan | EÜAŞ |
Tablo-1 de Cumhurbaşkanımızın veto ettiği yasanın kapsadığı termik santrallerin listesini görebiliriz.
İlk tespitimiz yasayı meclise getiren ve kabul oylarının çoğunluğunu verenin ve Cumhurbaşkanımızın Genel Başkanı olduğu parti olduğunu ifade edelim.
Sonra Çizelgeden de görüleceği üzere Termik Santrallerin 5 tanesinin devletimiz tarafından işletildiği tespitidir. Hadi özel sektörün işlettiği santrallere baca gazları ve tozlarını engelleyen filtre takılması için verilen 2,5 yıl sürenin veto edilmesini anlıyoruz da, devletin bizatihi kendi işlettiği santrallere neden şimdiye kadar anılan filtre sistemlerini kurmadığını anlamıyoruz!
Halkın parasıyla neden halkı zehirlemek durumunda kalıyoruz?
Üstelik bu termik santralleri devlet inşa etmiş ve 2013 yılından itibaren özelleştirmiş iken!
Ancak devletin işlettiği 5 santralin içinde Çan 18 Mart Termik Santralinin farklı bir durumu var. Neden mi?
Çan 18 Mart Termik Santrali akışkan yatak teknolojisiyle kuruldu… 25 Haziran 2000 de başlayan inşaatın yatırım kararı nasıl alındı? Akışkan yatak teknolojisini seçenleri kutluyorum.
Kısaca şunu demek istiyorum; yurdumuzdaki linyit kömürlerinin ortak bir özelliği var, kükürt içeriği oldukça yüksek linyitlerimiz var açıkçası. Bu özellik linyiti enerji üretimi yaktığımız zaman bacasından kükürt gazlarını fazla üretecek olması anlamına geliyor. Akışkan yatak teknolojisi ise buna çözüm getiriyor. Kireç taşı kullanılarak kükürtün gaz haline geçmesi yerine kireçle reaksiyona girerek yanma külü içinde kalmasına imkan veriyor. Ayrıca bir diğer hava kirliliği sebebi NOx gazları yanma sıcaklığının düşük olması nedeniyle oluşmaması söz konusu oluyor. Nereden biliyorsun? derseniz yazımın başlarında yüksek lisansımdan söz ettiğim bölümü tekrar gözden geçirin derim.
Çan bu sebeple diğer termik santral bölgelerinden daha şanslı durumdadır çok şükür. Fakat bütün termik santrallerde toz partiküllerinin bacadan havaya atılması söz konusudur. Bunu engellemek için elektro filtre yatırımı yapılmalıdır. Bu emrimize yurdumuzdaki bütün çimento fabrikaları da dahildir. Neden mi? Şöyle;
Yürürlükte olan Anayasamızın 56. maddesini hatırlatarak yazımıza son verelim diyorum;
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Yani
Poşet paralı, filtresiz santral serbest olmaz..
diyor.
Kaynakça
Mühendis ve Makina güncel, Kasım 2018
Karbonkale
Anayasa
istanbul Teknik Üniversitesi
Texas Üniversitesinden John B Goodenough, Binghamton Üniversitesinden M Stanley Whittingham ve Meijo Üniversitesinden Akira Yoshino, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından ilan edilen ödülden eşit pay alacaklar. 97 yaşındaki Goodenough, herhangi bir disiplinde Nobel ödülü alan en yaşlı araştırmacı oldu; Whittingham ise bu sene Nobel ödülü kazanan ikinci İngiliz araştırmacı konumuna geldi.
Lityum-iyon batarya uzun zamandan beri ödül için uygun konu olarak görülüyordu. Akademi,
Kablosuz, fosil yakıtsız bir toplumun temelini attılar ve insanlığa en büyük yararı sağladılar.
dedi.
Eski tip şarj edilebilir pillerden çok daha hafif ve daha kompakt olan ve daha uzun süre şarjlarını koruyabilen cep telefonlarından dizüstü bilgisayarlara ve elektrikli arabalara kadar geniş bir yelpazede uygulama alanı buluyorlar.
Nobel kimya komitesinin bir üyesi olan Prof Sara Snogerup Linse;
Elektrikli otomobiller artık iki ton değil, 300 kg ağırlığında. Yenilenebilir kaynaklardan, güneşten, rüzgârdan enerji depolamak yoluyla sürdürülebilir enerji tüketimi mümkün oluyor.
dedi.
Bu yılın başlarında Times’ ın yaptığı bir röportajda konuşan Goodenough, işinin yapacağı etkiyi önceden tahmin etmediğini söyledi;
Bataryayı geliştirdiğimiz sırada sadece başarmayı dilediğimiz bir projeydi.
Elektrik mühendislerinin pille ne yapacağını bilmiyordum. Gerçekten cep telefonları, kameralar ve diğer kullanım alanlarını beklemiyordum.
dedi.
Geçen hafta güzel haberi alan Goodenough bir basın toplantısında Nobel ödülünün beklediği bir şey olmadığını ancak çok mutlu olduğunu söyledi.
Yaşam sürprizlerle dolu dedi fakat diğer taraftan onun yaşında alınan ödülün pek anlamı olmadığını söyleyebiliriz…
Hala her gün laboratuarda çalışan Goodenough, teknolojinin elektrikli arabaları daha uygulanabilir hale getirmek için gelişmeye devam edeceğini umduğunu ifade etti.
Fosil yakıtların yanmasına bağımlı olmaktan kendimizi özgürleştirmenin bir yolunu bulmalıyız. dedi.

Bataryalar -ya da piller- kimyasal enerjiyi elektriğe dönüştürerek çalışır. Tipik bir batarya, genellikle yüklü parçacıkları taşıyabilen bir sıvı ile ayrılan biri anot ve diğeri katot olan iki elektrottan oluşur.
Her iki elektrot bir elektrik devresine bağlanır. Batarya bir elektrikli cihaza güç verirken, elektronlar anottan elektrik devresi üzerinden anotta katoda doğru akarken pozitif yüklü iyonlar elektrolit içinde hareket ederler. Şarj edilebilir bir bataryada bu işlemi tersine çevirmek için cihaza enerji konulabilir.
1970′ lerde şarj edilebilir piller depoladıkları enerji miktarında sıkıntılar vardı vardı. Çok hafif ve elektronunu kolayca verebilen bir metal olduğu için Lityum’un buna çözüm olabileceği düşünülüyordu. Bununla birlikte, lityumun reaktivitesi kullanımını zorlaştırıyordu.
Petrol krizinin yaşandığı o yıllarda Stanley Whittingham fosil kaynaklı olmayan enerji için yaklaşımlar geliştirmeye çalışırken sorunu çözdü. İlk fonksiyonel lityum bataryası olan cihazı, anotta lityum metali ve katot için titanyum disülfürün içine sokulmuş lityum iyonlarını kullandı. Ne yazık ki, bu batarya tekrar tekrar şarj edildiğinde, patlama riskiyle karşı karşıya kaldı. Whittingham güvenliği arttırmak için metalik lityum ile alüminyumdan oluşan anot üretti.
Oxford Üniversitesinden Goodenough ise katottaki titanyum disülfürü kobalt oksitle değiştirdi ve bu üretilen voltajı iki katına çıkardı.
1985 yılında Yoshino ilk ticari lityum-iyon bataryasını oluşturmak için Goodenough tarafından geliştirilen katodu kullandı; bataryasındaki anot, petrol kola denilen bir karbon malzeme içinde yer alan lityum iyonları ve elektronlardan oluşuyordu. Bu, bataryayı lityum metal kullanan bataryalara göre çok daha güvenli hale getirdi.
Sonuçta modern teknolojinin temelini oluşturan bir çok kez yeniden şarj edilebilen hafif, kompakt bir batarya üretildi. Günümüzde çevresel etkilerini artırmak için geliştirilmeye devam ediyor.
İsveç Kraliyet Kimya Derneği Başkanı Prof. Carol Robinson, pil teknolojisinin heyecan verici bir alan olarak kalmaya devam ettiğini söyledi.
Bu yolculuğun sonu değil, çünkü lityum sınırlı bir kaynak ve dünyadaki birçok bilim adamı çalışmalarını bu üç harika kimyacının attığı temeller üzerine inşa ediyor. dedi.
theGuardian.com
]]>İçindekiler / Content
Executive Summary
Yönetici Özeti
1 Giriş
2 Toryumun enerji teknolojilerinde kullanılabilirliği
3 Toryum teknolojisinin Türkiye’ ye sunacağı fırsatlar
4 Türkiye Toryum stratejisi için öneriler
5 Sonuç Kısaltmalar Listesi / List of Abbreviations
What is Thorium?
Thorium is an element which can be used in nuclear power plants to generate electricity. In other words, thorium has the potential to contribute to the solution of Turkey’s energy problem.
Thorium in Turkey
Turkey has one of the largest thorium reserves in the world. However, more studies are needed in order to determine the exact and complete amount of the reserves.
According to MTA, proven thorium reserves in Turkey are 380.000 tons. Yet, according to OECD and IAEA, thorium reserves in Turkey are minimum 744.000 tons, and Turkey has the second largest thorium reserves after India. Thorium reserves in Turkey are around Eskişehir-Sivrihisar, Isparta-Aksu, and Malatya-Hekimhan.
Turkey’s weaknesses in thorium are unrealistic public opinion, bureaucratic hardships, and irregular R&D processes. Binding SCST decisions, which were taken in February 2003 and March 2007, have yet to be implemented.
Thorium Race in the World
There are ten countries having a thorium strategy: the USA, China, Russia, the United Kingdom, Japan, Korea, Norway, Belgium, and India. The existence of countries with no thorium reserves, like Japan and Korea, among these ten countries, is an outcome of commercialization expectation of thorium technology. This situation is called thorium race.
China has allocated $ 350 million for thorium projects for 2015 alone, and it plans to increase the total number of researchers employed to 750. Delays in Turkey’s thorium strategy damage the image of Turkey in regional and global terms.
Technical Aspects of the Topic
Technically, an external neutron source is needed for thorium to be used in nuclear power plants. There are three ways of using thorium:
A) Adding some amount of uranium into thorium, B) With neutrons obtained in proton accelerator, C) With neutrons obtained in fusion processes.
There are some diplomatic and practical obstacles to the utilization of enriched uranium used in method A because it poses some risks to international security. However, especially the method B is both a more environment-friendly technology in comparison to uranium reactors, and less problematic for international security. In comparison, to generate 1 GW uninterrupted power for one year, 3,5 million tons of coal, 200 tons of uranium, or only 1 ton of thorium is needed.
Opportunities for Turkey
There are four main opportunities for Turkey in developing thorium technology:
1 Turkey can avoid import dependency in power generation thanks to thorium reactors. Turkey can have chances for securer, cleaner, and cheaper power generation. Thus, high energy import bill can also be reduced.
2 Turkey can expand its room for manoeuvre by eliminating foreign policy limitations created by import dependency in energy. Besides, Turkey can pioneer the establishment of an International Thorium Agency. With the establishment of this agency in Ankara, and as one using Turkish as one of its official languages, Turkey can be the centre of an international energy organization.
3 Turkey can benefit from the export of high-tech goods/services with the commercialization of thorium technology. Since the thorium technology has high added value, it has the potential to make positive spillover effects on other relevant sectors.
4 Turkey can have a more environment-friendly electricity generation infrastructure thanks to thorium reactors. Thus, particularly the fossil fuel consumption can be decreased.
Recommendations for the Turkish Thorium Strategy
Turkish thorium strategy should be conducted as a peaceful nuclear R&D activity, and be integrated into the current nuclear strategy. Thus, long-term administrative commitment and allocation of funding can be sustained more easily. Turkish thorium strategy should progress in an incremental and cumulative way.
Turkey should develop its thorium capabilities in the fields of administration, human capital, and physical infrastructure respectively.
1 Administrative Capabilities: Turkish Thorium Institute should immediately be established, and thorium assets of the country should be reported. The institute should be authorized and responsible for developing required human capital.
2 Human Capital: National human capital should be trained in graduate programs both in the country and abroad to conduct R&D projects, and should be employed in the institute to prevent brain drain.
3 Physical Infrastructure: High cost projects should be avoided in the early periods when there is not enough national human capital, and the physical investment strategy should be designed in accordance with the increasing research needs of human capital. The ultimate physical investment is foreseen as a thorium reactor constructed with national technology.
Toryum Nedir?
Toryum, nükleer santrallerde elektrik üretiminde kullanılabilecek olan bir elementtir.
Yani toryum, Türkiye’ nin enerji sorununun çözülmesine katkı yapma potansiyeline sahiptir.
Türkiye’de Toryum Varlığı
Türkiye, dünyadaki önde gelen toryum rezervlerinden birine sahiptir. Fakat, Türkiye’deki rezervlerin tam ve kesin miktarının belirlenmesi için henüz yeterince çalışma yapılmamıştır.
MTA’ya göre Türkiye’deki kanıtlanmış toryum rezervi 380.000 tondur. OECD ve UAEA’ya göre ise Türkiye’deki toryum rezervi asgari 744.000 ton olup Türkiye, Hindistan’dan sonra ikinci büyük toryum rezervine sahiptir. Türkiye’deki rezervler, Eskişehir-Sivrihisar, Isparta-Aksu ve Malatya-Hekimhan bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
Türkiye’nin toryum konusundaki zafiyetleri, magazinleşmiş kamuoyu algısı, ilerlemeyen bürokratik mekanizma ve çarpık Ar-Ge süreçleridir. Konu hakkında Şubat 2003 ve Mart 2007’de alınan bağlayıcı BTYK kararları uygulanmamıştır.
Dünya’da Toryum Yarışı
Dünya’da, 10 ülkenin toryum stratejisi vardır: ABD, Çin, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Japonya, Güney Kore, Norveç, Belçika ve Hindistan. Bu ülkeler arasında Japonya ve Güney Kore gibi toryuma sahip olmayan ülkelerin de olması, toryum teknolojisinin ticarileşmesi beklentisinin bir sonucudur. Dünya’da bu durum, toryum yarışı olarak adlandırılmaktadır.
Çin, toryum teknolojisine sadece 2015 yılı için 350 milyon $ ayırmıştır ve toryum Ar-Ge projelerinde çalışan araştırmacı sayısını 750’ ye çıkarmayı planlamaktadır. Türkiye’ nin, bu alana girmekte gecikiyor olması, bölgesel ve küresel büyüklük iddiasındaki bir devletin imajına gölge düşüren bir durumdur.
Konunun Teknik Boyutu
Teknik olarak, toryumun nükleer santrallerde kullanılması için harici bir nötron kaynağı gerekmektedir. Bu ise üç yolla sağlanabilir:
A- Toryum yakıtı içine belirli bir miktar uranyum katkılama, B- Proton hızlandırıcısında üretilen nötronlar, C- Füzyon süreçleri ile üretilen nötronlar.
A yönteminde kullanılan zenginleştirilmiş uranyum, uluslararası güvelik riskleri yaratabildiği için, kullanılmasının önünde diplomatik ve pratik engeller vardır. Fakat, özellikle B yöntemi, hem atık üretimi açısından uranyum santrallerine kıyasla daha çevreci bir teknolojidir hem de uluslararası güvenlik için bir tehdit oluşturmamaktadır. Bir yılda 1 GW kesintisiz güç üretmek için 3,5 milyon ton kömür, 200 ton uranyum veya sadece 1 ton toryum gerekmektedir.
Türkiye İçin Fırsatlar
Türkiye’nin toryum teknolojisini geliştirmesi, dört ana fırsat yaratabilir:
1 Türkiye, toryum reaktörleri sayesinde, elektrik üretiminde dışa bağımlılıktan kurtulabilir. Bu sayede, daha güvenli/temiz/ucuz elektrik üretme imkanına kavuşabilir. Böylece yüksek enerji ithalat faturası da azaltılabilir.
2 Türkiye, enerjide dışa bağımlılığın yarattığı dış politika kısıtlarını azaltıp hareket alanını genişletebilir. Ayrıca Türkiye, Uluslararası Toryum Ajansı’ nın kurulmasına öncülük edebilir. Bu ajansın Ankara merkezli ve Türkçe resmi dilli olarak kurulmasıyla hem uluslararası bir enerji örgütünün merkezi Türkiye olmuş olur hem de Türkçe’ nin uluslararası örgütlerin resmi dillerinden biri yapılmasına yönelik resmi politikaya katkı sağlanabilir.
3 Türkiye, toryum teknolojisinin ticarileşmesiyle birlikte, yüksek teknolojili ürün/hizmet ihracından kazanç elde edebilir. Toryum teknolojisinin, yüksek katma değere sahip olacağı düşünüldüğünde, ilişkili olduğu birçok yan sektöre de faydası olacaktır.
4 Türkiye, toryum reaktörleri sayesinde, daha çevreci bir elektrik üretim altyapısına kavuşabilir. Böylece, özellikle fosil kaynak kullanımı azaltılabilir.
Toryum Stratejisi İçin Öneriler
Türkiye’ nin toryum stratejisi, barışçıl bir nükleer Ar-Ge faaliyeti olarak yürütülmeli ve mevcut nükleer stratejiye entegre edilmelidir. Böylece uzun dönemli idari önemin ve kaynak aktarımının sağlanması kolaylaşabilir. Stratejinin tüm adımları, artımlı ve birikimsel olarak ilerlemelidir.
Türkiye’ nin toryum kabiliyetlerini sırasıyla idari, beşeri ve fiziki alanlarda geliştirmesi gerekmektedir.
1 İdari Kabiliyetler: Türkiye Toryum Enstitüsü derhal kurularak ülkenin toryum varlıkları tam ve kesin şekilde raporlanmalıdır. Enstitü, beşeri kabiliyetlerin geliştirilmesi için yetkili ve sorumlu kılınmalıdır.
2 Beşeri Kabiliyetler: Ar-Ge projelerini yürütecek milli insan gücü yurt içi ve yurt dışında lisansüstü eğitimlerle yetiştirilmeli ve enstitü bünyesinde projelerde istihdam edilerek beyin göçüne fırsat verilmemelidir.
3 Fiziki Kabiliyetler: Yeterli milli insan gücü olmayan erken dönemlerde yüksek maliyetli projelerden kaçınılmalı ve insan gücünün ihtiyaçlarına paralel şekilde artımlı bir fiziki yatırım stratejisi izlenmelidir. Yapılacak nihai fiziki yatırımın, milli teknolojiyle inşa edilecek bir toryum reaktörü olduğu öngörülmektedir.
Türkiye’de bol miktarda bulunan toryum (Th), nükleer yakıt olarak kullanılabilme özelliği sayesinde, Türkiye’ nin kronik enerji sorununa bir çözüm getirme potansiyeline sahip olan bir elementtir. Bu çalışmada, Türkiye’deki toryum varlığı ve Dünya’ daki toryum yarışı ana hatlarıyla özetlenerek, toprak altındaki bu atıl varlığın, refah, güvenlik ve uluslararası işbirliğinin aktif bir unsuruna nasıl dönüştürülebileceği incelenmekte ve Türk karar alıcıları için bir toryum enerji stratejisinin çerçevesi çizilmektedir. Türkiye’ nin toryum konusundaki temel zafiyetlerinin, konunun magazinleştirilmiş olmasından kaynaklanan gerçek dışı kamuoyu algısı, ilerlemeyen bürokratik ve idari mekanizma ve duraksayan, çarpık Ar-Ge süreçleri olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada yapılan öneriler ise, Türkiye’ nin, toryum teknolojisindeki kabiliyetlerini sırasıyla idari, beşeri ve fiziki olmak üzere üç ana sahada geliştirmesi şeklindedir. Çalışmanın bütününde savunulmakta olan görüş ise, toryum stratejisinin aslında, genel olarak barışçıl bir nükleer Ar-Ge faaliyeti şeklinde olması gerektiği ve bunun da, Türkiye’ nin yüksek teknoloji üretimi/ihracı hedefine yönelik olarak ele alınmasının önemli olduğudur.
Türkiye, Dünya’ nın önde gelen toryum rezervlerinden birine sahip olmakla birlikte, rezervlerin tam ve kesin miktarı tartışmalı konumunu sürdürmektedir. Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) Eskişehir-Sivrihisar bölgesinde yaptığı çalışmalarda elde ettiği bulgulara göre Türkiye’ nin kanıtlanmış toryum rezervi 380.000 tondur (1). Bu bölgedeki toryum rezervlerine ilişkin ana sorun ise, farklı mineraller içinde karışık halde bulunan toryumun tenörünün Sivrihisar bölgesinde %0,2 gibi nispeten düşük bir oranda kalmasıdır. Bu sebeple, Türkiye’deki mevcut toryum rezervi nispeten daha az ekonomiktir. Yine aynı sebepten ötürü önceki yıllarda, Türkiye’ nin toryum rezervlerinin Dünya toryum rezervleri arasında gösterilmediği çalışmalar da yapılmış olup bu durum, son gelişmelerle birlikte ortadan kalkmıştır.
Türkiye’de, Sivrihisar rezervlerine ek olarak, Isparta-Aksu bölgesinde de önemli rezervler bulunmuştur. Buna ek olarak, Malatya-Hekimhan bölgesinde yapılacak çalışmalarla ciddi rezervlerin tespit edilmesi ihtimali olduğu da belirtilmektedir. Bu açıdan, milli kurumların verileri ile uluslararası kuruluşların verileri tam anlamıyla uyuşmamaktadır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) derlediği bilgilere göre, Türkiye’deki toplam toryum rezervi ortalama 880.000 ton olup Sivrihisar bölgesine ek olarak Türkiye’ nin diğer bölgelerinde de rezervler vardır (UAEA, OECD)(2). Aynı çalışmalara göre, Türkiye’ nin henüz incelenmeyen bölgelerinin de araştırılmasıyla toplam rezerv miktarının, eldeki miktarın üstüne çıkması kuvvetle muhtemeldir. Özellikle, Isparta-Aksu bölgesinde yer alan ve daha kolay işlenebilir olmasıyla dikkatleri üzerine çeken torit mineralleri, bu anlamda umut vaat etmektedir. Bütün bu bilgilerin ışığında Eti Maden İşletmeleri, Türkiye’ nin, Dünya’daki toplam toryum rezervinin %13,8’ine sahip olduğunu ileri sürmektedir (3).
Doğada, uranyuma (U) kıyasla miktarca 3-4 kat daha fazla bulunmakta olan toryumun Dünya’ daki toplam rezervinin değerlendirildiği çalışmalarda, en büyük ispatlanmış rezerve sahip olan ülke yaklaşık 850.000 ton ile Hindistan olarak gösterilmektedir (OECD)(4).
| Sıra | Ülke | Rezerv ton | Payı % |
| 1 | Hindistan | 846,500 | 12.5 |
| 2 | Türkiye | 744,000-880,000 | 11.0 |
| 3 | Brezilya | 606,000 | 9.0 |
| 4 | Avustralya | 521,000 | 7.7 |
| 5 | ABD | 434,000 | 6.4 |
| 6 | Mısır | 380,000 | 5.6 |
| Dünya | 6,730,0000 | 100 |
Tablo 1. Dünya’ daki önde gelen toryum rezervlerine sahip ülkeler (Kaynak: Eti Maden)
Dünya’da yaklaşık on ülke, milli toryum stratejilerini oluşturmuş ve toryum reaktörleri için uygun teknolojiyi geliştirmek amacıyla çalışmalara başlamıştır. Bu on ülke Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Japonya, Güney Kore, Norveç, Belçika ve Hindistan’ dır(5). Dikkate değer herhangi bir toryum rezervine sahip olmayan Japonya, Güney Kore ve hatta Belçika gibi devletlerin de toryum teknolojisine yatırım yapıyor olmaları, toryum reaktörlerinin yakın gelecekte ticarileşmesi beklentilerinin bir sonucudur(6). Uranyum (veya plütonyum) katkılı toryum yakıtlarıyla çalışan ve geleneksel nükleer güç santrallerine benzeyen tipteki toryum reaktörlerinin takriben beş yıl içerisinde ticarileşeceği, hızlandırıcı sürümlü toryum reaktörlerinin ise, 10 ile 15 yıl içinde ticari hale getirileceği düşünülmektedir(7).
Örneğin Çin, 2020’li yılların ilk yarısında, toryum reaktörlerini devreye almayı planlamaktadır(8) (Bkz. Bölüm 2). Dünya’ nın önde gelen ve bir iddia sahibi bütün ülkelerinin toryum konusunda bir stratejisi varken, ciddi toryum rezervlerine sahip olan ve bunların enerji sektöründe değerlendirilmesine ihtiyaç da duyan Türkiye’ nin, bu alana girmekte gecikiyor olması, bölgesel ve küresel büyüklük iddiasındaki bir devletin imajına gölge düşüren bir durumdur.
Toryum yarışı olarak adlandırılan kavram da, ticari toryum reaktörlerini ilk önce üretip Dünya’ya pazarlayarak yüksek kazanç/fayda elde etmeyi hedefleyen ülkelerin kendi aralarında girmiş oldukları yarışı simgelemektedir(9). Bu yarışa katılan ülkeler arasında başta gelen Çin, toryum araştırmaları için 350 milyon dolar tahsis etmiş bulunmaktadır ve 2015 yılı sonunda, toryum Ar-Ge projesi kapsamında istihdam edilen araştırmacı sayısının 750’ye ulaşması beklenmektedir. 1960’lı yıllarda, Oak Ridge laboratuvarında başarılı denemeler yapan ABD de, Çin’in toryum yarışında öne geçmesi üzerine, son zamanlarda bu alana yaptığı yatırımları artırmaktadır. Toryum yarışı konusunda belirtilmesi gereken bir diğer konu da, ülkelerin toryum konusunda bir diğer ülkenin işine yarama ihtimali olan her türlü bilgi/belgeyi paylaşmama ve hatta gizleme konusunda gösterdikleri çabadır. Genel bir literatür taraması bile bu tespiti doğrulamaktadır.
Toryum yarışı konusunda Türkiye de, stratejik ufku itibariyle kendini küresel siyasi ve ekonomik denklemin önemli bir oyuncusu olarak konumlandırması sebebiyle, özellikle denklemin iki ana ağırlığını oluşturan Çin ve ABD’nin bu alanda attığı adımları dikkatle izlemeli ve kendi planlamalarını bu temelde yapmalıdır. Üstelik Türkiye, zengin toryum kaynaklarına sahip olması sayesinde daha en baştan avantajlı bir konumda bu yarışa girebilecek durumdadır. Türkiye hem kendisinin hem de Dünya’nın enerji sorununun çözümüne katkı sunma potansiyeli olan bu teknolojiyi geliştirme yarışına bir an önce girmeli ve bu konuda tutarlı ve kapsamlı bir strateji belgesi hazırlayarak, gereken idari, beşeri ve fiziki altyapısını oluşturmalıdır.
Fakat, Şubat 2003 ve Mart 2007’deki Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) toplantılarında alınan ve kanun gereği bağlayıcı olan kararlara rağmen toryum konusunda çalışacak olan kurumların oluşturulmaması ve bu konudaki diğer hiçbir kararın da yerine getirilmemiş olması, bürokrasinin bu konudaki hantallığı hakkında bazı soru işaretleri doğurmaktadır. Sevindirici bir gelişme olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) yayınladığı 2015-2019 Stratejik Planı’nda toryuma yer verilmiş olsa da, raporda çok genel ve muğlak ifadeler kullanılmış olması, konunun daha ciddi ele alınması halinde, Türkiye’ nin elde edeceği faydanın da o oranda artabileceğini düşündürmektedir(10). Ayrıca, bahse konu belgede öngörülen adımların takvimlendirilmesi hususunda da daha disiplinli ve tempolu bir yöntemin belirlenmesi, daha faydalı olabilir.
Toryumun nükleer güç santrallerinde kullanılması teknolojisinin, mevcut uranyum temelli yapıya kıyasla önemli bazı avantajları bulunmaktadır. Bu avantajlar arasında, toryumun doğada uranyumdan çok daha yaygın ve dengeli bir şekilde bulunabiliyor olması ve toryumun, nükleer enerji üretiminde uranyuma kıyasla daha verimli bir şekilde kullanılabiliyor olması başı çekmektedir(11). Bir yılda 1 GW kesintisiz güç üretmek için 3,5 milyon ton kömür, 200 ton uranyum veya sadece 1 ton toryum gerekmektedir(12).
Toryum tek başına fisil (bölünebilir) bir madde değildir. Bu nedenle, toryumun nükleer yakıt olarak kullanılabilmesi için tetikleyici bir nötron kaynağına ihtiyaç vardır. Nötron kaynağı olarak;
1 Zenginleştirilmiş uranyum (veya plütonyum) katkılama,
2 GeV enerjili proton hızlandırıcısında üretilen nötronlar,
3 Füzyon süreçleri kullanılarak elde edilen nötronlar kullanılabilir.
Üretilen nötronlar, Th-232 çekirdeği tarafından yakalanarak,
232Th90 + 1n0 → 233Th90 → 233 U92 + β- + β-
reaksiyonu sonucunda, fisil olan U-233’e dönüşmektedir. Geleneksel uranyum yakıtlı reaktörlerin en önemli problemi olan uzun ömürlü radyoaktif atıklar açısından, birinci seçenekte bu atıkların miktarı uranyum katkısı oranında azalmaktadır. Mesela, %5 uranyum ve %95 toryum karışımı durumunda bu atıkların miktarı 20 kat daha azdır. Diğer iki seçenekte ise uzun ömürlü atıklar ihmal edilebilir seviyede olup çevresel açıdan önemli bir risk oluşturmamaktadır.
Zenginleştirilmiş uranyum kullanılarak Amerika’da ve Almanya’da 1970 ve 1980’li yıllar boyunca başarılı denemeler yapılmıştır. Bu teknolojiyle üretilmiş yakıt çubuklarının miktarca % 95’i toryumdan ve % 5’i de zenginleştirilmiş uranyumdan oluşmaktadır. Fakat, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum, aynı zamanda nükleer silah yapımında da kullanılabilmektedir. Yüksek düzeyli uluslararası güvelik önlemlerine ve denetimlere rağmen, zenginleştirilmiş uranyumun terörist örgütlerin veya uluslararası barış ve istikrara tehdit oluşturan devlet aktörlerinin eline geçmesi riski, bu teknolojinin kullanılmasında, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ nın koyduğu kısıtlardan da kaynaklanan bazı pratik sıkıntılar doğurmaktadır. Bu tip yakıtların kullanımında ortaya çıkan plütonyum da, tehlikeli ve silah yapımında kullanılabilen radyoaktif bir maddedir. Uranyum veya plütonyum katkılı sistemler uranyum temelli geleneksel santrallerdeki bazı riskleri taşımaya devam etmektedir.
Hızlandırıcı sürümlü sistemler ise bu risklerden muaftır. Dahası, hızlandırıcı sürümlü sistemler, geleneksel reaktörlerde oluşan nükleer atıkların bertaraf edilmesi için de imkan sağlamaktadır. Türkiye kısa vadede uranyum (ve plütonyum) katkılı sistemleri üretebilmek için gerekli kabiliyetleri geliştirmeli ve fakat orta vadede ise, hızlandırıcı sürümlü sistemleri geliştirmeyi hedeflemelidir. Uygun toryum yakıt tasarımı sayesinde, toryumun tamamı reaksiyona sokularak güç üretimi gerçekleştirilebilir. Bu durum, terminolojik olarak yüksek yakılabilirlik (high burn-up) deyimiyle ifade edilmektedir. Halbuki uranyum temelli reaktörlerde, uranyumun ancak %10 kadarı kullanılabilmekte ve geri kalan kısmı atılmak zorunda kalınmaktadır. Bu tip toryum reaktörlerinde açığa çıkan atığın bir sorunu, özellikle yan ürün olan U-233’ün sebep olduğu sert gama ışınları gibi zararlı ışınların çıkması ve depolama konusundaki sorunlardan bazılarının devam ediyor olmasıdır. Fakat toryum atığının en önemli avantajı, bu atığın silah yapımına uygun olmamasından ötürü uluslararası barış ve istikrara herhangi bir tehdit oluşturmuyor olmasıdır(13).
Türkiye’ nin hem toryum teknolojisi hem de genel olarak nükleer teknolojisi henüz çok ileri bir seviyede değildir. Fakat özellikle Çin, Hindistan ve Norveç, toryum araştırmalarında belli bir noktaya geldiklerini ve toryum yakıtlı ticari nükleer santralleri yakın bir gelecekte devreye alacaklarını duyurmuşlardır. Bu anlamda, Mersin-Akkuyu ve Sinop’ta yapılacak olan nükleer santrallerin, Türkiye’ nin genel nükleer teknolojisinde dikkate değer bir ilerleme yaratacağı ve bunun, Türkiye’ nin toryum araştırmalarına başlayabilme anlamında da elini rahatlatacağı düşünülebilir. Orta vadede, toryum yakıtlı nükleer santrallerin, ticari ve yaygın şekilde hayata geçirilmesi halinde, ellerinde büyük toryum rezervi bulunduran ülkelerin bugünkü Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) gibi bir Toryum İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OTEC) oluşturmaları ve nükleer toryum yakıtı ve gerekli toryum teknolojilerinin ihracından büyük gelirler elde etmeleri de ihtimal dahilindedir (Bkz. Bölüm 3). Türkiye’ nin de, en kısa zamanda bu yarışa katılarak kendi milli üretimini gerçekleştirmesi azami seviyede önemlidir.
Türkiye’ nin toryum teknolojisine sahip olmasının yaratacağı en temel ve önemli fırsat, enerji fakiri olan Türkiye’ nin enerji problemlerinin çözülmesi ve bununla ilişkili ekonomik ve siyasi maliyetlerin giderilmesidir. Buna ek olarak, toryum teknolojisinin ticari hale getirilebilmesi durumunda, ülkenin önemli miktarda katma değer yaratması ve bunu ihracata çevirmesi de söz konusu olabilir. Ayrıca, nükleer enerjinin genel anlamda fosil yakıtların yerine geçmesiyle hem karbon salınımlarının hem de çevresel risklerin azaltılması mümkün olabilecektir. Diğer taraftan, ne yazık ki, konunun sıklıkla yazılı ve görsel basında magazinleştirilerek gündeme getirilmesinden kaynaklı olarak, toryuma karşı gerçek dışı bir kamuoyu algısı olduğunu da gözden kaçırmamak gereklidir (14). Türkiye’ nin toryum stratejisinin içerdiği konulardan birisinin de, kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilmesi olması faydalı olabilir.
Bu çalışmadan beklenen faydalardan biri de, kamuoyundaki bu yanlış toryum algısının düzeltilmesine katkı yapmaktır.
Türkiye, fosil kaynak zengini ülkelere çok yakın bir coğrafyada bulunmasına rağmen, kendi topraklarında yeterince fosil kaynağa sahip değildir. Türkiye’ nin, Kasım 2014 itibariyle kendine yeterlilik oranı petrolde %11,82 ve doğalgazda ise %1,12 seviyesindedir. Buna ek olarak Türkiye, önemli miktarda kömür rezervine sahip olsa da, bu kömürün yüksek kaliteli bir ürün olmadığı görülmektedir. Diğer taraftan Türkiye, yaklaşık her on yılda bir ikiye katlanarak büyümüş elektrik talebi, artan petrol tüketimi ve yaygınlaşan doğalgaz kullanımı nedeniyle Dünya’daki önde gelen petrol ve doğal gaz ithalatçıları arasındadır. Türkiye, 2014 Kasım’ına kadar yaklaşık 16 milyon ton ham petrol ve 48,6 milyar metreküp doğalgaz ithal etmiştir (17). Bu boyutlarda yapılan ithalat yüzünden Türkiye 2013 yılında, doğalgazda ve kömürde, sırasıyla Dünya’daki altıncı ve sekizinci büyük ithalatçı olmuştur (18).
Toryum teknolojisine sahip olunmasının getireceği ilk fırsat da tam olarak bu noktada belirginleşmeye başlamaktadır. Toryum reaktörleri, Dünya’nın elektrik tüketiminin karşılanmasında önemli rol oynayabilecek potansiyele sahiptir. Türkiye açısından düşünülürse, 2015 yılı başı itibariyle yaklaşık 70.000 MW olan Türkiye kurulu gücünün önemli bir kısmına karşılık olarak toryum reaktörleri kurulabilir ve bu sayede, elektrik enerjisi üretimi için ithal edilen doğalgaz ve kömüre ödenen 56 milyar dolarlık dış ticaret açığı azaltılmış olur. Diğer bir deyişle, 56 milyar doların büyük kısmı, ithalat için kullanılmak yerine ülkedeki diğer ihtiyaçlara, yatırımlara ayrılabilir ve toplum refahının yükseltilmesine katkı sağlanabilir. Türkiye’ de yeterli toryum rezervi olduğu düşünülürse (Bkz. Bölüm 1), ülkenin elektrik talebinin toryum reaktörlerinden karşılanması halinde, Türkiye’ nin yakıt anlamında da dışa bağımlılığı olmayacağı görülmektedir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, sadece Isparta-Aksu bölgesindeki rezervlerin dahi Türkiye’ye önümüzdeki 100 yıl boyunca yeteceği öngörülebilir (Bkz. Bölüm 1).
İkinci fırsat, Türkiye’ nin birincil enerji kaynakları tüketiminde yaklaşık %72 oranında dışa bağımlı olmasının sebep olduğu siyasi maliyetlerin giderilmesidir. Elektrik tüketimini, toryum reaktörlerinin de katkısıyla kendi karşılayabilen, yani dışa bağımlı olmayan bir Türkiye’ nin, bağımlılığın sebep olduğu siyasi maliyetlerle yüzleşmesi durumu söz konusu olmayacaktır. Türkiye’ nin, enerjide dışa bağımlı olması sebebiyle yüklenmek durumunda kaldığı siyasi maliyet, son birkaç yıldır Avrasya ve Orta Doğu jeopolitiğinde gelişen olaylar karşısında izlediği dış politikanın analiziyle kolayca görülebilmektedir. Özellikle 2014 Ukrayna krizi ve Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrasında Türkiye ’nin, izlemek istediği kadar aktif bir dış politika izlemesinin mümkün olamaması, Türkiye’ nin Rusya’ya doğalgazda %58 oranında bağımlı olmasıyla ve elektrik üretiminin yaklaşık %45’inin doğalgazla gerçekleştirilmesiyle açıklanabilir. Türkiye’ nin, toryum reaktörlerinin de katkısıyla dışa bağımlıktan kurtulmasıyla birlikte, dış politikadaki imkan ve kabiliyet seti ciddi ölçüde gelişecek ve ayrıca Türk dış politikasının manevra alanı da genişleyecektir. Hatta Türkiye, enerjide dışa bağımlılığın siyasi ve ekonomik maliyetlerini ödeyen bir ülke olma konumundan, enerjide ve enerji teknolojilerinde kendisine bağımlılık duyulan bir ülke olmanın avantajlarını kullanma aşamasına geçiş yapabilir.
Üçüncü fırsat alanı, toryum reaktörlerinin ticarileşmesinin Türkiye’ ye sağlayacağı yüksek teknolojili ürün ihracatı ve OTEC tipi örgütlenmelerin yaratacağı imkanlar ile bu imkanların ekonomik anlamdaki büyüklüğüdür. Toryum reaktörleri ve bugün kullanılmakta olan uranyum yakıtlı nükleer santraller, teknik ve mantıksal açıdan birbirine benzemektedir.
Fark ise, uranyum yerine toryumun yakıt olarak kullanılmasından ileri gelmektedir (Bkz. Bölüm 2). Mevcut teknoloji ile inşa edilen ortalama bir nükleer santralin GW kurulu güç başına inşaat bedeli yaklaşık olarak dört milyar dolardır. En basit mantıkla düşünüldüğünde, Türkiye’ nin ticari toryum reaktörleri kurabilecek bir teknolojiye sahip olması demek, Türkiye’ nin milli teknolojisini pazarlayarak bu projelerden büyük boyutta pay alması ve katma değerli mal ve hizmet ihracatı kapasitesini artırması demektir. Ticarileşmiş toryum teknolojisinin fayda sağlayacağı madencilik, metalürji ve elektromekanik sanayi gibi yan sektörler de düşünüldüğünde, bu alana yapılan Ar-Ge yatırımlarının, çarpan etkisi sayesinde aslında yatırılandan çok daha büyük bir ekonomik faaliyeti tetiklemesi mümkün olabilecektir.
Toryum teknolojisinin ticarileşmesinin ve geniş çaplı kullanıma girmesinin yaratacağı bir diğer ekonomik etki ise, Türkiye’ nin ve diğer toryum zengini ülkelerin, tıpkı günümüzün petrol ve doğalgaz ihraç eden ülkeleri gibi, hem net enerji ihracatçısı, hem enerji hammaddesi ihracatçısı hem de yüksek teknoloji ihracatçısı konumuna gelmeleri ve bundan gelir elde etmeleridir. Toryum zengini ülkeler, tıpkı OPEC gibi bir yapılanma oluşturarak Dünya toryum arzının dengeli ve tüm taraflara faydalı olmasını sağlayabilirler. Diğer taraftan, OTEC’in de, tıpkı bugün OPEC’in karşılaştığına benzer bazı sorunlarla karşılaşması ihtimal dahilindedir.
OTEC’in kurulması, en basitinden, diğer ülkelere, toryum ihraç eden ülkelerin tekelleşmekte olduklarını düşündürtebilir. Ayrıca, OTEC ülkelerinin, ellerindeki toryum ihracatı kozunu dış siyasetlerinin bir aracı olarak kullanmaları ihtimali, diğer muhatap ülkeleri büyük oranda tedirgin edebilir. Kısaca OTEC’in kurulması, ilişkilerin, ‘sıfır toplamlı oyun’ mantığıyla algılanmasına sebep olabilir.
Bu sebeple, OTEC yerine, Uluslararası Enerji Ajansı’nı veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nı örnek alarak kurulabilecek bir Uluslararası Toryum Ajansı (UTA) kurulması, ilişkilerin daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir zemine oturtulmasının yanında, ilişkilerin ‘artı toplamlı oyun’ şeklinde algılanmasını sağlayabilir. Türkiye ise, bu oluşuma öncülük ederek, dış politikadaki nüfuz alanını genişletme amacıyla önemli bir adım atabilir. Özellikle, 2015 yılı içinde göreve başlaması beklenen enerji ataşelerinin öncelikli görevlerinden birinin bu olması düşünülebilir. UTA gibi, sekreteryası Ankara’da olan ve resmi işleyiş dilleri arasında Türkçe’nin de olduğu uluslararası bir örgütün kurulmasına Türkiye’ nin öncülük etmesinin iki temel faydası vardır.
İlk faydası, UTA merkezinin Ankara olması, toryum konusundaki en üst uluslararası otorite kurumun Ankara’da olması anlamına geleceğinden, hem Türkiye’deki toryum araştırma(cı)larına katkı sağlanır, hem de toryum konusundaki uluslararası gündemin belirlenmesinde Türkiye önemli etki elde edebilir. İkinci faydası ise, Türkiye’ nin genel dış politikasında savunduğu, Türkçenin uluslararası platformların ve özellikle Birleşmiş Milletler’in resmi dillerinden biri haline getirilmesi politikasına ciddi bir katkı sağlanması ihtimalidir. UTA’da Türkçe’nin kullanılması sayesinde, küresel enerji gündeminde etkili ve gerçek anlamda uluslararası bir örgütün resmi dillerinden birinin Türkçe olması sağlanabilir ve bu konudaki ana hedefe katkı sağlanmış olur. Toryumun, doğası gereği petrolden farklı olması sayesinde ve milli bir toryum teknolojisine sahip olmanın da avantajıyla Türkiye, iktisat ve Uluslararası İlişkiler literatüründe kaynak laneti (resource curse) olarak geçen zafiyete de yakalanmadan hem nükleer toryum yakıtını, hem de toryum reaktörlerini ihraç edebilen, enerji merkezi bir ülke haline gelebilir.
Dördüncü fırsat alanı, toryum santrallerinin, karbon salınımlarının azaltılması ve onların neden olduğu çevresel tahribat ve risklerin giderilmesi hususunda önemli çözümler getiriyor olmasıdır. Nükleer santrallerin, çevresel etkileri açısından olumsuz yanının, atıklarının yüksek radyoaktiviteye sahip olması ve bu atıkların zararsız hale gelmesinin uzun sürmesi iken olumlu etkileri, fosil yakıtlara kıyasla çok daha az karbon salınımına sebep olmasıdır. Toryum reaktörleri de uranyum yakıtlı nükleer santrallerin olumlu bütün özelliklerine fazlasıyla sahip olan bir teknoloji olduğu için, Türkiye gibi, Kyoto protokolünden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanan bir ülke açısından toryum teknolojisi, değerlendirilmesi hayati önemi haiz bir fırsattır. Fakat, bu fırsatın değerlendirilebilmesi için Türkiye’ nin gerekli imkan ve kabiliyetleri henüz çok zayıftır ve mutlak surette geliştirilmeleri elzemdir.
Her şeyden önce tekrarlanması gereken husus, çalışmada önerilen Türkiye Toryum Stratejisi’nin, Türkiye’ nin mevcut barışçıl nükleer Ar-Ge politikasının bir parçası olarak tasarlanmasının önemli olduğudur. Bunun ilk sebebi, geleneksel (uranyum temelli) nükleer teknolojide belirli bir noktaya ulaşamamış bir ülkenin, toryum teknolojisini geliştirmesinin imkansızlığıdır. Bu çerçevede, Türkiye’ nin yapımına başladığı nükleer santrallerin ve santrallerin inşası projesi kapsamda Rusya’ya gönderilecek olan Türk öğrencilerin önemli bir fırsat yarattığı düşünülebilir. Bu durumun ikinci sebebi ise, müstakil bir toryum Ar-Ge projesine ayrılması gereken mali kaynakların ve verilmesi gereken idari önemin, zaman içinde değişen yöneticilere göre dalgalanma riskinin nispeten daha fazla olmasıdır (Küçükçekmece’ de 1960’ larda kurulan deneme reaktörünün, bir müddet sonra, yönetimin değişmesiyle akamete uğraması bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir). Toryum stratejisinin, zaten en temelde de barışçıl bir nükleer enerji projesi olduğu hatırlandığında, genel nükleer enerji stratejisinin daha tutarlı ve koordineli olması için de bu yöntemin daha makul olduğu görülebilir.
Stratejiye göre, idari kabiliyetlerin geliştirilmeye başlanmasından sadece bir yıl sonra hem yurtiçinde hem de yurtdışında toryum konusunda lisansüstü seviyede öğrenci yetiştirilmesine başlanması önerilmektedir. Stratejinin üçüncü yılından itibaren de bazı fiziki kabiliyet yatırımlarının yapılmaya başlanması önerilmektedir. İlk etapta yapılacak yatırımların, yurtiçi lisansüstü programlarında yetiştirilmekte olan öğrencilerin deneysel ihtiyaçlarının karşılanması amacına matuf olması fakat zaman içinde, işgücünün gelişimine paralel olarak, fiziki altyapı yatırımlarının da artırılması konusunda aksama yaşanmaması gereklidir.
İdari kabiliyetler açısından yapılması gereken ilk iş, ‘Türkiye Toryum Enstitüsü’nün (TÜTEN) hızlı karar alabilen çekirdek bir kadro ile kurularak, müteakip basamaklardaki beşeri ve fiziki altyapının planlanmaya başlamasıdır. TÜTEN, Türkiye Toryum Stratejisi’nin hazırlanmasında birincil derecede yetkili ve sorumlu kılınmalıdır. Bu anlamda yapılması gereken ilk iş, Türkiye’ nin toryum teknolojisi alanındaki mevcut beşeri ve fiziki varlıklarının envanterinin çıkarılmasıdır. Türkiye’ nin toryum varlığının ve toryum teknolojisi kabiliyetlerinin tam ve kesin bir şekilde saptanarak düzenli şekilde izlenmesinin ve raporlanmasının sağlanması da bu çerçevede değerlendirilmektedir. TÜTEN aynı zamanda, beşeri kabiliyetlerin geliştirilmesi için uygun planlamayı yapmakta da yetkili ve sorumlu olmalıdır. Türkiye’ nin liderlik ve öncülük etmesi önerilen UTA da TÜTEN, Dışişleri Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı işbirliği ile geliştirilebilir. Buna ek olarak TÜTEN, UTA’ nın Ankara merkezli ve Türkçe resmi dilli olarak kurulması hususunda da önemli bir rol oynayabilir (Bkz. Bölüm 3). TÜTEN kurulurken, Bor Enstitüsü’ nde (BOREN) yapılan hataların tekrarlanmamasına da ayrıca dikkat edilmelidir.
Beşeri kabiliyetler açısından yapılması gereken, bir üst basamağın temeli olacak olan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi için çalışmalara başlanmasıdır. Bu amaçla, yurtiçindeki üniversitelerde lisansüstü öğrenci yetiştirilmesi ve yurtdışındaki üniversitelere öğrenci gönderilerek işbirliklerinin geliştirilmesi önemlidir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için TÜTEN, TÜBİTAK ve YÖK gibi kurumlarla işbirliği yapabilmelidir. Yabancı ülkelerle yapılacak işbirliklerinde akılda tutulması gereken husus, temel hedefin daima Türkiye’nin kendi imkan ve kabiliyetlerini artırmaya yönelik olmasıdır. Yurtiçinde ve yurtdışında eğitimini tamamlayan insan gücünün, TÜTEN bünyesinde oluşturulacak projelerde istihdam edilmesi de, dışarıya beyin göçüne fırsat verilmemesi anlamında önemlidir.
Fiziki kabiliyetler açısından ilk sırada yapılmaması gereken şey, büyük ve pahalı yatırımlardır. Toryum stratejisinin temel ilkesi artımlı ve birikimsel şekilde ilerlenmesi olduğu için, yeterli insan gücünün henüz tam anlamıyla oluşmadığı erken dönemlerde büyük yatırımların yapılması, sonraki dönemlerde geliştirilebilecek olan toryum projelerinin güvenilirliğine zarar verebilir.
Dolayısıyla, bunun yerine ilk sırada yapılması gereken şey, yurtiçinde toryum konusunda yapılan lisansüstü eğitim ve araştırma faaliyetlerinin pratik ve deneysel olarak ihtiyaç duydukları laboratuvar ortamlarının sağlanmasıdır. Bu hareket tarzının iki temel faydası vardır. Birinci faydası, büyük boyutlu fiziki tesisleri yüzde yüz verimli kullanabilecek milli işgücünün olmadığı erken dönemlerde, stratejinin ilerleyen dönemlerinde ihtiyaç duyulabilecek kıt kamu kaynaklarının israf edilmesinin önlenmesidir. İkinci faydası ise, toryum araştırmalarında kullanılacak küçük boyutlu laboratuar donanımlarının yurtiçinden temininin sağlanmasıyla birlikte, Türk sanayinin, sonraki dönemlerde ihtiyaç duyulabilecek büyük boyutlu ticari donanımları üretebilmesi için bir teşvik ve hazırlık sistemi uygulanmasıdır. Küçük boyutlu donanımların üretimini gerçekleştirebilen Türk girişimcilerinin, kendi kapasitelerini de adım adım artırmalarına bir olanak sağlanarak, yukarıda belirtilen üçüncü fırsat alanındaki çarpan etkisi gerçekleştirilebilir (Bkz. Bölüm 3). Türk Hızlandırıcı Kompleksi’ nin hızla tamamlanarak hizmete açılması da, yalnızca toryum teknolojisinin veya nükleer teknolojinin geliştirilmesi açısından değil, aynı zamanda genel temel araştırma imkanlarının geliştirilmesi açısından da azami seviyede hayati bir adımdır <sup>(19)</sup>. Nihai hedefin toryum reaktörlü bir nükleer santral inşa edebilmek olduğu göz önünde bulundurulursa, yapılacak en büyük ve en önemli fiziki kabiliyet yatırımının ise milli teknolojinin kullanılacağı bir toryum nükleer güç santrali olduğu öngörülebilir. Bu süreç, ülkemizde birçok farklı teknolojinin de gelişmesine imkan sağlayacaktır.
Sonuç olarak toryum, yakın gelecekte nükleer santrallerde kullanılabilme potansiyeli olan bir maddedir ve Türkiye’deki toryum rezervi, Dünya’daki önde gelen toryum rezervlerindendir. Her ne kadar toryum teknik açıdan nükleer güç santrallerinde kullanılabilir olsa da bu durumun ancak beş yıl zarfında pratiğe geçirilmesi beklenmektedir. ‘Toryum yarışı’ olarak adlandırılan yarış ise, bu beklentinin hızla hayata geçirilerek ticarileştirilmesi ve yüksek teknolojili ürün/hizmet ihracından büyük boyutta
kazanç elde edilmesine yönelik olan bir yarıştır.
Türkiye, kronik enerji problemlerini çözme potansiyeline rağmen, toryum yarışına henüz girmemiştir. Fakat, hızlı davranarak, makul bir hedefe odaklanarak ve oluşturacağı toryum stratejisinde adım adım ilerleyerek kendi milli toryum teknolojisini üretmesinin gerekliliği her geçen gün artmaktadır. Türkiye’de toryum konusunda bugüne kadar yapılan çalışmaların, 2003 ve 2007 tarihli iki BTYK kararına (Bkz. Bölüm 1) rağmen hala bir netice vermemiş olmasının ana sebepleri ilerlemeyen
bürokratik süreçler, konunun magazinleştirilmiş olmasından kaynaklanan gerçek dışı kamuoyu algısı ve etkin çalışan milli bir Ar-Ge politikasının halen oluşmamış olmasıdır.
Türkiye’ nin, toryum alanındaki kabiliyetlerini idari, beşeri ve fiziki olmak üzere üç ana sahada geliştirmesiyle birlikte, öngörülebilir bir gelecekte kendi milli toryum teknolojisine sahip olması imkansız bir hedef değildir. Türkiye Toryum Enstitüsü behemehal kurularak gerekli yetki ve sorumluluk ile donatılmalı ve Türkiye Toryum Stratejisi için gereken envanter oluşturulmalıdır. Hızlandırılmış ve esnek karar alma süreçleri ile etkinliği artırılan enstitü bünyesinde öncelik, yerli insan gücünün yurti çi çalışmalar ve yurt dışı işbirlikleriyle geliştirilmesine verilmeli ve iş gücünün elverdiği doğrultuda fiziki altyapı imkanları da, popülizme sapılmadan gerçekleştirilmelidir. Ayrıca, UTA gibi, Türkiye’ nin küresel nüfuzunu katlayarak artıracak inisiyatiflerin ve Türk Hızlandırıcı Kompleksi gibi temel bilim araştırmaları altyapısının inşasının da bu stratejiye entegre edilmesi faydalı olacaktır. Milli bir toryum teknolojisine sahip olunması sayesinde Türkiye, yakın gelecekte gerçek bir uluslararası enerji merkezine ve teknoloji ihraç ülkesine dönüşebilir.
Kısaltmalar Listesi
ABD : Amerika Birleşik Devletleri
Bkz. : Bakınız
BOREN : Bor Enstitüsü
BTYK : Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu
EPDK : Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
ETKB : Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
GW : Gigawatt
MW : Megawatt
MTA : Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü
OECD : Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü
OPEC : Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü
OTEC : Toryum İhraç Eden Ülkeler Örgütü
Th : Toryum
TÜBİTAK : Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
TÜTEN : Türkiye Toryum Enstitüsü
U : Uranyum
UAEA : Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı
UEA : Uluslararası Enerji Ajansı
UTA : Uluslararası Toryum Ajansı
YÖK : Yükseköğretim Kurulu
List of English Abbreviations
GW : Gigawatt
IAEA : International Atomic Energy Agency
MTA : General Directorate of Mineral Research and Exploration
OECD : Organisation for Economic Co-operation and Development
SCST : Supreme Council for Science and Technology
USA : United States of America
Tenva Türkiye Enerji Vakfı, Çukurambar / Ankara www.tenva.org
Prof.Dr. Saleh Sultansoy, Prof.Dr. Sümer Şahin, Serhan Ünal
Şubat 2015
Kaynakça
(1) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Toryum, 19 Temmuz 2012. http://www.taek.gov.tr/nukleer-guvenlik/nukleerenerji- ve-reaktorler/172-nukleer-yakit-cevrimi/471-toryum.html; Melih Tokay ve Cahit Erentöz, Türkiye’de Muhtemel Uranyum ve Toryum Bölgeleri, http://www.mta.gov.tr/v2.0/daire-baskanliklari/bdt/kutuphane/mtadergi/52_8.pdf.
(2) UAEA, Thorium Fuel Cycle – Potential Benefits and Challenges, Mayıs 2005, http://www-pub.iaea.org/mtcd/publications/ pdf/te_1450_web.pdf.
(3) Eti Maden İşletmeleri, Thorium potential of Turkey – Resource and Recent Developments, Ekim 2012, http://www.unece.org/ fileadmin/DAM/energy/se/pdfs/UNFC/ws_IAEA_CYTED_UNECE_Oct12_Lisbon/19_Bodur.pdf.
(4) OECD ve UAEA, Uranium 2011: Resources, Production and Demand, http://www.oecd-nea.org/ndd/pubs/2012/7059-uranium-2011.pdf.
(5) Bazı örnekler için bakınız: Hindistan: Hindistan Hükümeti Basın Bilgilendirme Bürosu, Availability of Thorium, http://pib.nic.in/newsite/erelease.aspx?relid=74293; Hindistan Hükümeti Atom Enerjisi Departmanı, Answer to Question No 1181, http://dae.nic.in/writereaddata/lsus1181.pdf; Birleşik Krallık: Milli Nükleer Laboratuvar, Comparison of thorium and uranium fuel cycles, Mart 2012, https://www.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/65504/6300-comparison-fuel-cycles.pdf, Toryum Enerjisi Konferansı 2013, The UK’s strategy on thorium nuclear technologies, http://indico.cern.ch/event/222140/.
(6) World Nuclear News, Thorium Test Begins, 21 Haziran 2013, http://www.world-nuclear-news.org/ENF_Thorium_test_
begins_2106131.html, Mark Halper, “As thorium tests begin in Norway the nuclear industry watches closely”, Smart Planet, 26 Haziran 2013, http://www.smartplanet.com/blog/bulletin/as-thorium-tests-begin-in-norway-the-nuclear-industrywatches-closely/.
(7) Roger Harrabin, “Thorium backes as a ‘future fuel’”, BBC, 31 Ekim 2013, http://www.bbc.com/news/scienceenvironment-24638816; Sebastian Anthony, “Thorium nuclear reactor trial begins, could provide cleaner, safer, almostwaste-free energy”, Extreme Tech, http://www.extremetech.com/extreme/160131-thorium-nuclear-reactor-trial-beginscould-provide-cleaner-safer-almost-waste-free-energy; Peter Murray, “Norway Begins Four Year Test of Thorium Nuıclear Reactor”, Singularity Hub, Aralık 2012, http://singularityhub.com/2012/12/11/norway-begins-four-year-test-of-thoriumnuclear-reactor/.
(8) Stephen Chen, “Chinese scientists urged to develop new thorium nuclear reactors by 2024”, South China Morning Post, 19 Mart 2014, http://www.scmp.com/news/china/article/1452011/chinese-scientists-urged-develop-new-thorium-nuclearreactors-2024.
(9) Ambrose Evans-Pritchard, “Chinese going for broke on thorium nuclear power, and good luck to them”, The Telegraph,19 Mart 2014, http://blogs.telegraph.co.uk/finance/ambroseevans-pritchard/100026863/china-going-for-broke-on-thoriumnuclear-power-and-good-luck-to-them/;Duncan Clark, “China enters race to develop nuclear energy from thorium”, The Guardian, 16 Şubat 2011, http://www.theguardian.com/environment/blog/2011/feb/16/china-nuclear-thorium.
(10) ETKB, 2015-2019 Stratejik Planı, sf. 41.
(11) Sümer Şahin, H.Mehmet Şahin, Mahmut Alkan ve Kadir Yıldız, “An assessment of thorium and spent LWR-fuel utilization potential in CANDU reactors”, Energy Conversion and Management, Vol. 45, pp. 1067 – 1085.
(12) Metin Arık, Saleh Sultansoy, Mehmet Atıf Çetiner, Abdüllatif Çalışkan, P.S.Bilgin, “Yeşil Nükleer Enerji: Proton Hızlandırıcıya Dayalı Toryum Yakıtlı Enerji Sistemi”, Bilim ve Teknik, No. 537, ss. 46 – 51.
(13) Avustralya Nükleer Bilim ve Teknoloji Kurumu, The Thorium Fuel Cycle, Aralık 2013, http://www.ansto.gov.au/cs/groups/corporate/documents/document/mdaw/mda2/~edisp/acs015365.pdf.
(14) Bazı örnekler için bkz: Bülent Erandaç, “Türkiye trilyonluk uranyum madenleri üzerinde oturuyor”, Takvim, 2 Eylül 2011, http://www.takvim.com.tr/yazarlar/erandac /2011/09/02/turkiye-trilyonluk-uranyum-madenleri-uzerinde-oturuyor; Cengiz Yalçın, “Toryum Efsanesi ve Talihsiz Uçak Kazası”, Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/8032270.asp; “Isparta’ya Yüzyılın Fırsatı”, Ajans 32, 3 Eylül 2014, http://www.ajans32.com/ispartaya-yuzyilin-firsati-23905h.htm?interstitial=true.
(15) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Petrol Piyasası Sektör Raporu 2013.
(16) EPDK, Doğalgaz Piyasası Sektör Raporu 2013.
(17) Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Enerji Raporu 2013.
(18) UEA, 2014 Key World Energy Statistics, sf. 13 – 15.
(19) Özgür Etişken, “Türkiye’nin Mega Projesi: Türk Hızlandırıcı Merkezi”, Bilim ve Teknik, No. 524, ss. 54 – 59.
]]>Resmi Gazete’de yayınlanan ilan;
05/10/2018 tarih ve 30556 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Güneş Enerjisine Dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları ve Bağlantı Kapasitelerinin Tahsisine İlişkin Yarışma İlanı kapsamında duyurulan yarışma iptal edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı’nın ikinci 100 günlük programında da yer alan ihale yeterli teklif gelmesi durumunda hayata geçirileceği ifade edilmişti.
İhale ile Niğde-Bor’da 300 MW, Hatay-Erzin’de 200 MW ve Şanlıurfa-Viranşehir’de 500 MW olmak üzere toplam 1.000 MW olmak üzere 30 yıllık kapasite hakkı tahsis edilecek idi.
Açık eksiltme usülü yapılacak yarışmada kazanan fiyat üzerinden 15 yıl alım garantisi verilecekti. İlk YEKA yarışması 2017 yılında yapılmıştı. Güneş enerjisi alanındaki ilk yarışma Mart 2017 tarihinde 1.000 MW’lık kapasite hakkı ve yerli güneş paneli üretim şartı ile yapılmıştı.
Neticede ilk YEKA yarışmasını Hanwha Q CELLS – Kalyon Enerji konsorsiyumu kilovat-saat başına 6,99 dolar-sent teklifi ile kazanmıştı.
Diğer taraftan bu hafta sanayi sitelerindeki yenilenebilir enerji yatırımlarına KDV istisnası geldi. Yasayla getirilen istisna, organize sanayi siteleri ile küçük sanayi sitelerindeki yatırımlarda uygulanacak.
Yasada önerilen değişiklik ilgili maddeye ’yenilenebilir ve diğer enerji ifadesinin eklenmesini içeriyordu.
İlgili madde değişiklikten sonra şu şekli aldı;
]]>Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin su, kanalizasyon, arıtma, doğalgaz, elektrik, haberleşme, yenilenebilir ve diğer enerji tesisleri ile yol yapımına ve küçük sanayi sitelerindeki işyerlerinin inşasına ilişkin, bunlara veya bunlar tarafından oluşturulan iktisadi işletmelere yapılan mal teslimleri ile hizmet ifaları,
Bu yılın başlarında Oxford Üniversitesi ile birlikte çalışan bir firma olan Oxford PV, güneş hücresi üretmek için yeni bir tür malzeme kullanan teknolojiyi geliştirmek üzere İngiltere hükümetinden 3 milyon dolar aldı. Yakın bir tarihte ABD’ de Swift Solar adlı bir şirket, aynı teknolojiyi pazara sunmak için 7 milyon dolar yatırım aldı .
Perovskit hücresi olarak adlandırılan yeni fotovoltaik teknolojisi, hafif hasat-aktif katman olarak hibrit (organik-inorganik) kurşun veya kalay halojenür bazlı bir malzeme kullanır. Işığı elektrik enerjisine dönüştürmede mevcut teknolojilerden daha düşük bir maliyetle daha iyi verimlilik sunan hücre son yıllarda geliştirilen ilk yeni teknolojidir.
Perovskitin gerçekten heyecanlandıran yönü: oldukça ucuza üretilme potansiyelidir. Bu ince kristalik filmler, bir çok farklı şekilde çöktürülebilen bir çözelti, günümüzde çok ucuz olan iki tuzun karıştırılmasıyla üretilmektedir. Bu, perovskit güneş panellerinin silikon muadillerinin yarısından daha ucuza mal olabileceği anlamına gelir.
İlk olarak 2009 yılında Japon araştırmacılar tarafından güneş hücrelerine uygulanan perovskit güneş panelleri düşük verime sahip ve aynı zamanda kararlı olmaktan uzaktılar. Ancak son yıllarda hem kullanılan bileşiklerin stabilitesini hem de bu güneş hücresinin veriminin sürekli olarak geliştirdiler.
İngiltere’ deki Oxford PV, mevcut polikristal fotovoltaik veya ince film güneş hücrelerinden çok daha yüksek – yüzde 37’lik dönüşüm verimi sağlayabilen hücreler geliştirmek için çalışıyor.
techcrunch.com
]]>