Sezon sonunda Jack e yaptırdıkları ve buna mukabil gelişen durum dizinin tonuna ne kadar uyacak göreceğiz.
]]>Netflix, Too Hot To Handle ve Perfect Match‘le tanıdığım Harry Jowsey’e yine alan açıp bu sefer de kendi flört şovunu getirdi geçenlerde.
Az çok tanıyan evlenmeyeceğinin farkındadır da maksat merak ve eğlence olsun işte, başlayıp onu da izledim (Let’s Marry Harry).
* Öncelikle, size kim dedi 1 saat 23 dk. Reunion bölümü çekin diye ya? Ortalama bir film de o kadar sürüyor. Tövbest.
* Geneliyle değerlendirirsek The Bachelor‘ın Netflix versiyonu olmuş bu. Dijital hali, dolayısıyla biraz daha rahat bir versiyon.
Harry’nin 1.96 olduğunu öğrenmek şovun kendisinden daha şaşırtıcıydı bu arada. Avustralya aksanını da genelde koyuverdi. Bölüm süreleri bir tık uzun, bazı kadınların ekran görünürlüğü istediği barizdi. Harry aynı Harry’ydi, değişmemiş (neyse ki). Bu sayede izlettiler de (bir şekilde).
* Reunion da dahil olmak üzere;
İlk olarak o tavırla benim Amber’a hak veresim gelmedi. Haklı taraflarını törpüledi. Ayrıca Amber/Harry gelmeden öncesi ve sonrası iki ayrı programdı sanki. Hava (haliyle) değişti.
Diğer nokta, izlerken ister istemez sorgulamama sebep oldular, Harry’yi tanıyarak şova gelmiş olmaları meselesi. Kafada sorgulamanız sonucu değiştirmiyor ki, makul bir ilişki üstüne evlenmeyeceğini oturduğum yerden benim bildiğim adamla flört etmeye ta oraya gelmişsiniz. Sonra niye böyle oldu?
Birazı şov devam ederken anladı gerçi, o hali de vermişlerdi. Bu açıdan Reunion’ın ilk yarısı da verimliydi. ‘Lead’ demeden objektif gömdüler. Harry’nin savunması ağzı laf yaptığından makuldü ama Harry usulüydü. Üstüne F-Boy etiketi yapıştı bir kere.
Bu arada arkadaşları resmen daha iyi savundu ^.^ Zaten onlar biraz dizginlemeseydi şovda kim bilir daha neler olurdu?
Neyse bu da böyle.
Not: Bu şova bu kadar yorum fazla. Siz bana bakmayın.
]]>Bu tarz dizileri izlenebilir kılan bütün klişeleri tıkmışlar içine. Hatta 10 sene öncesinin The CW tipi gençlik dramalarını izliyormuşum gibi geldi. Öyle bir prodüksiyon kalitesi de var bu arada. Farklı tarafı da merkezindeki sporun kürek olması olabilir. Daha önce bu açıdan bir şey izlediysem de hatırlamıyorum.
Netflix’in elinde sonu ne olur bilemiyorum ama sezona devam edesim var.
]]>
Şu gelecek versiyonu (Ya da ona benzeyen başka bir adamdır belki bilemedim.) olmasa izlemeye devam edebilirdim belki ama o kısımda satmaya çalıştıkları gizem diziyi aşağıya çekmiş bence.
]]>
]]>Hiç ‘ATV & Tarihi Dönem Dizisi’ bileşimi izlemek gibi bir huyum yok aslında ama Koyu Beyaz’dan beğendiğim ve o dizi sonrasında ‘Başka Türk dizilerinde de yer alsın mutlaka’ dediğim Boşnak güzel Merjem Šiljak’ın başrollerden birinde olduğunu görünce bir deneyeyim bari dedim. 1 saat kadar şans verdim ama yetersiz bir dizi olmuş tahmin edilebileceği üzere.
Elbette benden pas ama Merjem Šiljak’ın buradaki hali Koyu Beyaz’dakinden de hoştu tabii. Umarım dizinin ömrü kısa olur da kendine tez vakitte daha eli yüzü düzgün bir dizi bulur. 
genel olarak izletti kendini. temel sebebi karakterleri sevmiş olmam. sezon onayı alırsa devam ederim herhalde.
bu dizilerdeki kızlarımızın kendini hiç kötü ya da suçlu hissetmeden, aynı anda, hatta bazen hemen arka arkaya iki farklı potansiyel sevgili ile cilveleşebilmelerini sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım. ama bu dizilerin de klişesi yapacak bir şey yok.
]]>İki bölüm Sheriff Country’de de gözükecekmiş.
]]>AMC & Canal+: Onay
]]>(Bit artık, bit.)
]]>Usta oyuncu Çetin Tekindor, yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle çekimlere kısa bir süre ara verecek. Bu süreçte Tekindor’un canlandırdığı Ökkeş Karataş karakterine usta oyuncu Tamer Levent hayat verecek.
İyileşme sürecinin ardından yeniden sete dönmesi planlanan Çetin Tekindor, Ökkeş Karataş rolünü kaldığı yerden sürdürecek.
(Tekindor’a acil şifalar da “bu ne saçmalık” demeden edemedim.)
]]>
* Öncelikle iptalden dolayı teessüf ederim. İlk sezon kadar gürültü koparmadığının farkındaydım ama iptal olması beklentisi/isteğinde değildim.
* İlk sezonun kıvamı daha iyiydi, o ayrı. Bu sezonu karakter gelişimine ve ileriye yatırıma daha fazla ayırmışlardı esasında. Gerçi durdukları nokta itibarıyla ucu açık ya da ciddi bir sorun var denemez. Sadece olağan bir romantik dramanın normalde biteceği “yoldan” bitmemiş oldu.
Bu çiftler takla atacaktı devam etseydi, attırmadılar. Ona da OK. Sezona başlamadan önce iki kardeş+bir kız yapacaklarını düşünmüyordum ama düşündüğümden iyi işlediler hiç değilse o kısmı. Yetişkinlerin dramasına göre özellikle.
[ispiyon]Üstelik bu şekliyle Lauren-Kit birlikte kaldı, olan da Lucas’a oldu
[/ispiyon]
Bye.
]]>Aslında olmaya olmuş, ama dizinin bundan daha iyi bölümleri varken yıllar sonra bu tarz bir filmle çıkagelmelerine bir tık bozulmuş olabilirim. Sanırım daha iyisini bekliyordum.
Onun dışında karakterler aşağı yukarı bildiğimiz hallerinde dönüverdiler. Andrea ve Noémie daha öne çıkanlardan oldu. Camille diziye oranla daha gerideydi. Emekli duayen olsa da Arlette’i de unutmadılar. Hatta…
[ispiyon]…filmin senaryosunun Arlette’in hayat hikayesi çıkması hoş bir sürprizdi. Filmin kayda değer noktası da buydu bana göre.[/ispiyon]
Bir de final montajıyla ilgili ne düşünsem onu bilemedim şu an. Filmin çekim sürecine aşırı girmeden bitirmelerini anlıyorum da, durulacak nokta bu mu olmalıydı ona karar veremedim. Bir anda kapanış jeneriği girince tatlı bir şaşkınlık oldu, “Lan?” demiş bulundum
Neyse, bu da böyle. Bu ekiple Downton Abbey misali 1-2 film daha çekilebilir dilerlerse. Bir tane dahaya yok demem.
Not: George Clooney veya Eva Longoria bir tanıdığa yok dememişler de sete uğramış kadar varlar.
]]>Bunlar bir şekilde Nashville + Lone Star crossover yapıyorlar. 8-9. bölümler civarı bir ar gibi.
]]>@dkamoy
]]>2. yarısı konuyu toparlama yolunda adım atmaya başladıklarından bence daha iyi geçti. Hem Chelsea-Jason ilişkisi de bir şeye benzedi hiç değilse. Ama finali keşke biraz daha güçlü olsaymış.
Geçmişteki üç ilişkinin anmasından sonra yeni hayata doğru çengel atarken çıkardıkları engeller tam Hallmark usulüydü. Kendinize dert mi arıyorsunuz, tepkisi verdim… Sezon 6 bölüme tamamlandı mı, tamamlandı tabii. Makul şekilde de kapandı.
E yeter. Thanks. Hallmark’ın biraz daha fazla dizi yapması dileğiyle.
]]>“6. bölüme ne gerek vardı, 5’in sonunu azıcık elleseniz final olurdu işte,” sorumun cevabını bölümün sonuyla aldım… Düşününce şaşırılası bir son değil ama orta yolu bulsalar niye demezdim.
Dizinin geneline gelirsek, ortalama denebilecek bir iş bence. “Dickinson” bunun daha iyisini yaptı gibi bana kalırsa. Burada “O mu bu mu?” sorusunun cevabı biraz fazla belliydi, onun da etkisi vardır. İzlediğime pişman değilim gerçi.
[ispiyon]
Frank’i değil de Harry’yi seçileceği belliydi. Harry finansal zorluklar nedeniyle “Şimdi olmaz, önce geleceğimizi garantiye almalıyım,” diyerek uzağa gitmese ve evlenseler nasıl olurdu acaba?
Onun yerine Sybilla’nın kendisini ve yazarlık kariyerini seçmesiyle kapattılar. Adam onca şeyin üstüne reddedilince gülmem geldi, o doğru
Neyse bu da böyle olsun.
[/ispiyon]
Direkt olmasa da Sybilla üzerinden bir devam kitabı varmış. Olur da uyarlarlarsa görüşürüz.
]]>konu klişenin klişesi, replikler de karakterler de her şeyiyle klişe tabii ki. ama izletiyor kendini. aşk üçgeni bu sefer iki erkek kardeş arasında değil şaşırtıcı şekilde.
my life with crew boys ismi bu diziye yakışırdı ama ucundan kaçırdılar. zira 3 bölümde pek başka yan konu göremedik. başrol kıza ikincil bir sosyal çevre daha yazsalar fena olmazdı.
]]>Danny Huston, Sofia Black D’Elia, Paul Sparks, Boris McGiver and Shea Whigham
]]>Biri kayıp babasını arayan, diğeri yeğeninin ölümündeki gizemin peşine düşen iki kişinin yolunun kesişmesiyle yol almaya başladılar. Fena da ilerlemedi aslında ama tuz+karabiber misali bir şey eksik sanki.
İlk bölüm zaten Neşe’nin intihar görünümlü ölümüne doğru giden yol ve Işık-Deniz’in tanışması üzerineydi. Işıl’ın cevap arayan tavırlarıyla sabır testi hali, annesinin göz devirici samimiyetsizliği ve bir şeyler sakladığı belli olan gıcık tutumu, Deniz’in aile tarafı, ayrıca polislik yaparkenki donuk tavırları falan derken henüz pek çekmedi beni.
Muhtemelen alışması zor olmaz gerçi. Deniz’in olay yerini/anını gözünde canlandırabilen türden bir zekâya sahip olmasını sevdim. Açtıkları kapılar iyi bir yere götürürse ne âlâ. Ona da bakarız.
]]>