78. Primetime Emmy Ödülleri’nin kazananları dün gece düzenlenen törenle bugün belli oldu. NBC’nin 100. yılında düzenlenen ödül töreninin sunuculuğunu kanalın ömürlük dizisi Law and Order: SVU’nun başrolü Mariska Hargitay üstlendi.
İşte kazananlar:
EN İYİ DRAMA
“The Diplomat”
“The Gilded Age”
“A Knight of the Seven Kingdoms”
“Paradise”
“The Pitt” ✓✓✓
“Pluribus”
“Slow Horses”
“Your Friends and Neighbors”
EN İYİ KADIN OYUNCU (DRAMA)
Carrie Coon, “The Gilded Age”
Chase Infiniti, “The Testaments”
Keri Russell, “The Diplomat”
Rhea Seehorn, “Pluribus” ✓✓✓
Zendaya, “Euphoria”
EN İYİ ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Sterling K. Brown, “Paradise”
Gary Oldman, “Slow Horses”
Mark Ruffalo, “Task”
Rufus Sewell, “The Diplomat”
Noah Wyle, “The Pitt” ✓✓✓
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (DRAMA)
Taylor Dearden, “The Pitt”
Fiona Dourif, “The Pitt”
Allison Janney, “The Diplomat” ✓✓✓
Katherine LaNasa, “The Pitt”
Sepideh Moafi, “The Pitt”
Julianne Nicholson, “Paradise”
Karolina Wydra, “Pluribus”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Patrick Ball, “The Pitt”
Billy Crudup, “The Morning Show”
Shawn Hatosy, “The Pitt”
Gerran Howell, “The Pitt”
Jack Lowden, “Slow Horses”
Tom Pelphrey, “Task” ✓✓✓
Carlos-Manuel Vesga, “Pluribus”
EN İYİ KONUK KADIN OYUNCU (DRAMA)
Brittany Allen, “The Pitt”
Tal Anderson, “The Pitt”
Tina Ivlev, “The Pitt”
Miriam Shor, “Pluribus”
Merritt Weaver, “The Gilded Age”
Shailene Woodley, “Paradise” ✓✓✓
EN İYİ KONUK ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Colman Domingo, “Euphoria”
Ernest Harden Jr., “The Pitt” ✓✓✓
Jeff Hiller, “Pluribus”
Jeff Kober, “The Pitt”
Jonathan Pryce, “Slow Horses”
Bradley Whitford, “The Diplomat”
EN İYİ KOMEDİ
“Abbott Elementary”
“The Bear”
“Hacks”
“Margo’s Got Money Troubles”
“Nobody Wants This”
“Only Murders in the Building”
“Shrinking”
“Widow’s Bay” ✓✓✓
EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Quinta Brunson, “Abbott Elementary”
Ayo Edebiri, “The Bear”
Elle Fanning, “Margo’s Got Money Troubles”
Lisa Kudrow, “The Comeback”
Jean Smart, “Hacks” ✓✓✓
EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Dale Dickey, “Widow’s Bay”
Hannah Einbinder, “The Diplomat”
Janelle James, “Abbott Elementary”
Kate O’Flynn, “Widow’s Bay” ✓✓✓
Michelle Pfeiffer, “Margo’s Got Money Troubles”
Megan Stalter, “The Diplomat”
Jessica Williams, “Shrinking”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
Colman Domingo, “The Four Seasons”
Paul W. Downs, “Hacks”
Harrison Ford, “Shrinking”
Nick Offerman, “Margo’s Got Money Troubles”
Stephen Root, “Widow’s Bay” ✓✓✓
Michael Urie, “Shrinking”
Tyler James Williams, “Abbott Elementary”
EN İYİ KONUK KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Leslie Bibb, “Hacks”
Jamie Lee Curtis, “The Bear”
Betty Gilpin, “Widow’s Bay” ✓✓✓
Cherry Jones, “Hacks”
Laurie Metcalf, “Hacks”
Kaitlin Olson, “Hacks”
Lauren Weedman, “Hacks”
EN İYİ KONUK ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
Michael J. Fox, “Shrinking”
Brett Goldstein, “Shrinking”
Hamish Linklater, “Widow’s Bay”
Christopher McDonald, “Hacks”
Rob Reiner, “The Bear” ✓✓✓
Connor Storrie, “Saturday Night Live”
EN İYİ MİNİ DİZİ
“All Her Fault”
“The Beast in Me”
“Beef”
“DTF St. Louis” ✓✓✓
“Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bessette”
EN İYİ TV FİLMİ
“Heads of State”
“Miss You, Love You”
“People We Meet on Vacation”
“Remarkably Bright Creatures” ✓✓✓
“Tom Clancy’s Jack Ryan: Ghost War”
EN İYİ KADIN OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Claire Danes, “The Beast in Me”
Sally Field, “Remarkably Bright Creatures” ✓✓✓
Carey Mulligan, “Beef”
Sarah Pidgeon, “Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bessette”
Sarah Snook, “All Her Fault”
EN İYİ ERKEK OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Riz Ahmed, “Bait”
Jason Bateman, “Black Rabbit”
Charlie Hunnam, “Monster: The Ed Gein Story”
Oscar Isaac, “Beef”
Matthew Rhys, “The Beast in Me” ✓✓✓
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Linda Cardellini, “DTF St. Louis” ✓✓✓
Dakota Fanning, “All Her Fault”
Laurie Metcalf, “Monster: The Ed Gein Story”
Joy Sunday, “DTF St. Louis”
Youn Yuh-jung, “Beef”
Constance Zimmer, “Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bissette”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Jason Bateman, “DTF St. Louis”
Richard Gadd, “Half Man”
David Harbour, “DTF St. Louis” ✓✓✓
Richard Jenkins, “DTF St. Louis”
Charles Melton, “Beef”
Nick Offerman, “Death By Lightning”
EN İYİ ANİMASYON
“Bob’s Burgers”, Grand Pre Pre Pre Opening
“Rick and Morty”, There’s Something About Morty
“The Simpsons”, Homer? A Cracker Bro?
“Smiling Friends”, Le Voyage Incroyable de Monsieur Grenouille
“South Park”, Sermon on the ‘Mount ✓✓✓
“Star Wars: Visions”, “Black
EN İYİ SESLENDİRME PERFORMANSI
Pamela Adlon, “King of the Hill”
Julie Andrews, “Bridgerton” ✓✓✓
Hank Azaria, “The Simpsons”
Trey Parker, “South Park”
Matt Vogel, “The Muppet Show”
Steven Yeun, “Invincible”
EN İYİ REALITY/YARIŞMA PROGRAMI
“Dancing With the Stars”
“RuPaul’s Drag Race”
“Survivor”
“Top Chef”
“The Traitors” ✓✓✓
EN İYİ REALITY ŞOV SUNUCUSU
RuPaul Charles, “RuPaul’s Drag Race”
Alan Cumming, “The Traitors” ✓✓✓
Kristen Kish, “Top Chef”
Ariana Madix, “Love Island USA”
Jeff Probst, “Survivor”
EN İYİ OYUN ŞOVU
“Celebrity Family Feud”
“Jeopardy!” ✓✓✓
“The Price Is Right”
“Wheel of Fortune”
“Who Wants to Be a Millionaire”
EN İYİ OYUN ŞOVU SUNUCUSU
Steve Harvey, “Celebrity Family Feud”
Ken Jennings, “Jeopardy!”
Colin Jost, “Pop Culture Jeopardy”
Jimmy Kimmel, “Who Wants to Be a Millionaire” ✓✓✓
Martin Short, “Match Game”
EN İYİ VARIETY ŞOV
“The Daily Show”
“Jimmy Kimmel Live!”
“Last Week Tonight With John Oliver”
“The Late Show With Stephen Colbert” ✓✓✓
“Saturday Night Live”
EN İYİ VARİETY ŞOV (ÖNCEDEN ÇEKİLMİŞ)
“Dave Chappelle: The Unstoppable…”
“The Muppet Show” ✓✓✓
“Nikki Glaser: Good Girl”
“Taylor Swift: The Eras Tour: The Final Show”
“Wicked: One Wonderful Night”
EN İYİ VARIERY SPECIAL (CANLI)
“The Apple Music Super Bowl LX Halftime Show Starring Bad Bunny” ✓✓✓
“83rd Annual Golden Globes”
“68th Annual Grammy Awards”
“The Oscars”
“78th Annual Tony Awards”
EN İYİ SENARYOSUZ (UNSTRUCTURED) REALITY PROGRAM
“America’s Sweethearts: Dallas Cowboys Cheerleaders”
“Love On The Spectrum” ✓✓✓
“RuPaul’s Drag Race: Untucked”
“Summer House”
“Welcome To Wrexham”
EN İYİ SENARYOLU (STRUCTURED) REALITY PROGRAM
“Antiques Roadshow” ✓✓✓
“Diners, Drive-ins And Dives”
“Love Is Blind”
“Queer Eye”
“Shark Tank”
DC Comics yönetimine, 2023 yılında daha önce Marvel projelerinde çalışmış James Gunn ve Peter Safran getirilmişti. Bu devirden sonra ikili 10 yıllık bir planla geldiklerini açıklamış; oluşturan evreni sıfırlayarak yeni baştan bir evren kurma hazırlığına girişmişlerdi. Dizi, film ve animasyon kanadının dizi kısmında projelerinden bir tanesi Lanterns‘tı.
2024 yılında hazırlanmaya başlanan proje, 2026’nın ağustos ayında bizlerle HBO Max aracılığıyla buluştu. Şu ana kadar dört bölüm yayınlanan dizimizin sezonu sekiz bölüm sürecek. Bölüm süreleri 50-60 dakika aralığında değişmekte. İkinci sezonu ile ilgili henüz bir haber yok ancak dizide rol alan Aaron Pierre aynı karakteriyle 2027 yılında yayınlanacak olan Man of Tomorrow filminde de rol alacak.
Dizinin mutfağında Chris Mundy, Damon Lindelof ve Tom King gibi isimler bulunmaktadır.
Öncelikle Green Lantern nedir, ne değildir tarihini merak edenleri bu kısma alalım:

Yeşil Bir Mirasın Yetmiş Beş Yılı: Green Lantern’ın Çizgi Roman Tarihi
Süper kahraman evreninde çok az karakter, Green Lantern kadar köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Bugün bir yüzük takıp iradesiyle her şeyi yaratabilen bir uzay polisi olarak bilinen bu isim, aslında farklı dönemlerde farklı yazarların elinden geçmiş, kimi zaman tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmiş bir mitolojinin adıdır. Bu yazıda, karakterin 1940’lardan günümüze uzanan yayın tarihini, dönüm noktalarını takip ederek anlatmaya çalışacağız.
Altın Çağ: Bir Fener, Bir Yüzük ve Alan Scott
Green Lantern’ın kökleri, Amerikan çizgi romanının henüz emekleme dönemine, 1940 yılına dayanır. Karakter, Martin Nodell’in kaleminden ve Bill Finger’ın senaryo katkısıyla All-American Comics #16’da okurla tanışır. Nodell, New York’a yeni gelmiş genç bir çizerdir ve editör Sheldon Mayer’in yeni bir kahraman arayışına yanıt olarak aklında biriken pek çok imgeyi tek bir figürde birleştirir: Yunan mitolojisinden esintiler, Wagner’in opera döngüsünden ilham ve bir tren istasyonunda gördüğü yeşil sinyal feneri. Ortaya çıkan karakter Alan Scott’tır; bir demiryolu mühendisi olan Scott, geçtiği bir köprünün sabote edilip patlatılması sonucu hayatta kalır ve enkazın içinden, göktaşından yontulmuş gizemli bir fenerle karşılaşır. Bu fenerden ürettiği yüzük ona uçma, duvarlardan geçme ve zihniyle nesneler yaratma gücü verir; tek zaafı ahşaptır.
Alan Scott kısa sürede kendi adını taşıyan bir seriye kavuşur ve 1940’ların en tanınan kahramanlarından biri hâline gelir. Justice Society of America’nın kurucu üyeleri arasında yer alır. Ne var ki savaş sonrası dönemde süper kahraman furyasının sönmesiyle birlikte, karakterin solo serisi 1949’da 38. sayıyla kapanır. Scott bir süre daha grup hikâyelerinde görünmeye devam etse de sektörün geneline hâkim olan düşüş onu da sahneden çeker.
Gümüş Çağ: Uzaydan Gelen Yüzük ve Hal Jordan
1950’lerin sonunda DC Comics, editör Julius Schwartz önderliğinde Altın Çağ kahramanlarını yeni kimliklerle diriltme stratejisine girişir. Flash’ın yeniden doğuşundaki başarının ardından sıra Green Lantern’a gelir. Yazar John Broome ile çizer Gil Kane, 1959 yılında Showcase #22’de tamamen farklı bir köken hikâyesi sunar: Bu sefer karakter bir mistik değil, test pilotu Hal Jordan’dır.
Hikâyeye göre, Oa gezegenindeki Muhafızlar tarafından kurulan galaktik bir düzen gücü olan Green Lantern Corps’un üyesi Abin Sur, Dünya’ya düşen gemisinde ölmek üzereyken yüzüğü, korkusuz bir insan bulup onu halef seçmesi için gönderir. Yüzük, Ferris Havacılık’ta çalışan Jordan’ı seçer. Kane’in tasarımında, oyuncu Paul Newman’dan görsel ilham alınması da dikkat çekicidir.
Bu yeniden yorum, karakteri kökten değiştirir: Artık mistik bir fenerin değil, evrensel bir örgütün gücünü taşıyan Jordan, yalnızca Dünya’yı değil, kendisine ayrılmış uzay sektörünü de koruyan bir görevlidir. Bu dönemde Green Lantern Corps kavramı da doğar; binlerce farklı türden üyesi bulunan bu teşkilat, sonraki altmış yılda serinin en zengin kaynaklarından biri olacaktır.

Yeni Yüzler: Guy Gardner ve John Stewart
1960’ların sonunda seri, Jordan’a alternatif olabilecek yeni karakterler kazanır. 1968’de Green Lantern #59’da, yine Broome ve Kane’in elinden, Jordan’ın olası bir yedeği olarak Guy Gardner tanıtılır. Ardından 1971 yılında, yazar Denny O’Neil ile çizer Neal Adams’ın toplumsal meselelere eğilen ünlü ortak çalışmaları sırasında, Green Lantern #87’de mimar John Stewart sahneye çıkar.
Oyuncu Sidney Poitier’den ilhamla tasarlanan Stewart, dönemin ırkçılık ve fırsat eşitsizliği gibi konularını doğrudan işleyen hikâyelerle, DC evreninin öne çıkan ilk Siyahi kahramanlarından biri olur. Gardner ciddi bir yaralanma geçirince, Muhafızlar yedek olarak Stewart’ı seçer ve karakter zamanla kendi başına bir Green Lantern kimliği kazanır.
Yıkım ve Yeniden Doğuş: Emerald Twilight’tan Rebirth’e
1990’ların başında seri, kırk yıldır süregelen düzeni tamamen tersine çeviren bir dönüşüm yaşar. Yazar Ron Marz’ın kaleme aldığı “Emerald Twilight” hikâyesinde, Hal Jordan’ın memleketi Coast City bir düşman saldırısıyla yok edilir. Acısına dayanamayan Jordan, kurallara aykırı biçimde şehri yüzüğüyle diriltmeye kalkışınca Muhafızlarla çatışmaya girer, Oa’daki merkez güç pilini ele geçirir ve neredeyse tüm Green Lantern Corps’u yok ederek kötücül bir figüre, Parallax’a dönüşür. Bu yıkımın ardından, Muhafız Ganthet son yüzüğü genç bir sanatçı olan Kyle Rayner’a verir ve on yılı aşkın bir süre boyunca Rayner, evrenin tek Green Lantern’ı olarak seriyi taşır.
Bu köklü kopuş, 2004-2005 yıllarında yazar Geoff Johns’un altı bölümlük “Green Lantern: Rebirth” mini serisiyle onarılır. Johns, Jordan’ın kötülüğe dönüşmesinin aslında yıllardır onu içeriden etkileyen kozmik bir korku varlığının, Parallax’ın, manipülasyonu olduğunu ortaya koyar. Rayner, Stewart, Gardner ve Kilowog’un ortak çabasıyla Jordan bu varlıktan arındırılır ve hem kendisi hem de Green Lantern Corps eski konumuna kavuşur.
Johns’un bu dönemde kaleme aldığı Green Lantern serisi, 2007’deki “Sinestro Corps War” ve 2009’daki “Blackest Night” gibi büyük olay örgüleriyle, karakterin belki de en çok sevilen ve satan dönemine imza atar. Bu hikâyelerde duygusal spektrum kavramı genişletilir; korku, irade, umut, öfke gibi duygulara karşılık gelen farklı renkte yüzük teşkilatları tanıtılır ve Green Lantern mitolojisi kozmik ölçekte yeniden şekillenir.
Yakın Dönem: Yeniden Başlangıçlar ve Ekranlara Uzanış
2011 yılında DC’nin “New 52” adlı büyük yeniden lansmanıyla birlikte Green Lantern serileri de sıfırdan numaralandırılır; Hal Jordan, John Stewart, Guy Gardner ve Kyle Rayner farklı başlıklarda paralel hikâyeler sürdürür. 2016’daki “DC Rebirth” girişimiyle klasik continuity unsurları kısmen geri getirilir. Takip eden yıllarda seri, hem Jordan merkezli klasik anlatılara hem de Jessica Cruz ve Simon Baz gibi yeni nesil karakterlere yer açar. Alan Scott’ın kökeni de bu dönemde yeniden ele alınarak, karakterin eşcinsel kimliği hikâyeye dahil edilir; bu, seksen yıllık bir mirasın modern okurla yeniden buluşturulma çabalarından biridir.
Bugün Green Lantern, çizgi romanların ötesinde animasyon dizilerinden sinema uyarlamalarına, canlı aksiyon televizyon projelerine kadar geniş bir medya evreninde varlığını sürdürüyor. Ancak karakterin asıl gücü, belki de hiçbir zaman tek bir isme veya tek bir çizgiye sabitlenmemiş olmasında yatıyor. Alan Scott’ın mistik feneri, Hal Jordan’ın uzay polisiyle taşıdığı iradesi, John Stewart’ın mimar bakışı ve Kyle Rayner’ın sanatçı ruhu, hepsi aynı yeşil ışığın farklı yansımaları olarak, karakteri sekiz-on yıl boyunca canlı tutmayı başardı.
Diziye geçecek olursak:

Hal Jordan (Kyle Chandler), tüm dünyaca tanınan Lantern’ların yeryüzündeki polislerinden bir tanesidir. Artık kendini emekli etme umudu olan Hal yetiştirmek üzere son öğrencisi olarak düşündüğü John Stewart (Aaron Pierre)‘ı seçer ve onu da yanına alarak eğitime başlar.
John, uzun yıllardır bu anı beklemektedir ve bir an önce görevlere atılmak istemektedir. Bu sırada bulundukları kasabada esrarengiz bir cinayet işlenir. Hal bunun doğaüstü bir suç olduğunu düşünür ve John’la birlikte olayı araştırmaya başlar. Bu sırada kasabanın şerifi Kerry (Kelly Macdonald) de kendi araştırmasını sürdürmektedir. William Macon (Garret Dillahunt) şehrin güçlü isimlerinden biridir. Hal ve John’un karşısına çıkmaktadır.
Dizide ayrıca Guy Gardner karakteriyle Nathan Fillion, Sinestro karakteriyle Ulrich Thomsen ve Lianna karakteriyle Laura Linney de tekrar eden rolle karşımıza çıkacaklar.

Lanterns, aslında DC Comics evreninin önemli bir parçası olan fakat hak ettiği değeri yeterince görmediğini düşündüğüm Green Lantern’larla ilgili olduğu için beni oldukça heyecanlandırmıştı. Yine de James Gunn ve Peter Safran yeniden bir evren kuruyorlar ve henüz eski seri seviyelerine de ulaşabilmiş değiller fakat daha derli toplu ilerlemeyi tercih ettiklerinden bizim Marvel ile yarışır mı diye düşündüğümüz DC Comics için bu süre bir 10 yılı daha bulabilir.
Lanterns’ın ilk dört bölümüyle beni son derece tatmin ettiğini söyleyebilirim. Kalan dört bölümünü de güzel bir şekilde işlerlerse bu sezonun en iyileri listeme alacağım bir iş olabilir. Ancak süper kahraman dizisi izleyeceğiz bol kostümlü adam göreceğiz beklentiniz varsa o beklentinizi azaltmanızı öneririm; zira bu dizi daha çok polisiye-gizem üzerinden konusunu işlemekte. Buna süper kahraman sosunu belli derecede atmakta dersek çok daha doğru olur ve o beklenti olursa da başından memnun kalkarsınız diye düşünüyorum.
Green Lantern geçmişi ile ilgili yazıya destekleri için @okakacukaka’ya teşekkür ederim. Bu yazı aslen iki yazar tarafından ortak hazırlanmıştır.
]]>
Yaz sezonunu artık uğurluyoruz ve sonbahar dönemine giriş yapıyoruz. Yeni sezon herkese hayırlı olsun. Bol diziden çok umarım herkesin sağlığının yerinde olduğu bir sezon olur diye temenni ediyorum.
Bu yazı dizisini sevgili @ozgun14‘ten devraldığımın 8. yılı olmuş; zaman yine çabuk geçiyor. 8 yıldır bu yazı dizisini yazıyorum, ilgi gösteren, beğenen, yorum atan ve tutan herkese çok teşekkür ederim.
18 yeni gelen 16 da geri dönen toplamda 34 diziyle herkese başarılar dilerim 

6 Eylül – A Tale of Two Cities (MGM+) (Fragman)

8 Eylül – The Drop: A Snowfall Saga (FX) (Fragman)

10 Eylül – The Perfect Lie (De Eetclub) (NETFLIX) (Fragman)

13 Eylül – High Value Target: The Hunt for Saddam (TNT) (Fragman)

15 Eylül – Tommy & Tuppence (BRITBOX) (Fragman)

16 Eylül – City of Blood (DISNEY+) (Fragman)

17 Eylül – Monster: The Lizzie Borden Story (NETFLIX) (Fragman)

17 Eylül – Seni Tanıyorum (NETFLIX) (Fragman)

18 Eylül – The Scandal (NETFLIX) (Fragman)

20 Eylül – American Hostage (MGM+) (Fragman)

21 Eylül – Line of Fire (NBC) (Fragman)

23 Eylül – Brothers (APPLE TV+) (Fragman)

25 Eylül – 4 Blocks Zero (HBO MAX) (Fragman)
Güney Kore yapımı Teach You a Lesson (참교육), 5 Haziran 2026 tarihinde Netflix’te izleyici karşısına çıkan, aksiyon, drama ve komediyi bir araya getiren 10 bölümlük bir dizi. Yapım, Yong-Taek Chae ve Han Ga-ram tarafından hazırlanan aynı adlı Naver webtoonundan uyarlandı.
Dizinin yönetmen koltuğunda daha önce Juvenile Justice gibi yapımlarla da tanınan Hong Jong-chan otururken senaryo tarafında Lee Nam-Gyoo, Da Hee Kim ve Moon Jong-ho görev aldı. Dizi, Netflix tarafından sınırlı seri (limited series) olarak sunuldu. Bölümlerin süreleri ise yaklaşık 50 dakika ile 1 saat 10 dakika arasında değişiyor.

Konusu:
Günümüzde okullarda öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki otoritesini giderek azalması, okul şiddetinin artması ve bazı öğretmenlerin yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmeden yollarına devam edebilmesi ciddi bir problem haline gelmiştir. Teach You a Lesson da hikayesini tam olarak bu noktadan hareketle kuruyor. Dizinin dünyasında öğretmenlerin ve öğrencilerin haklarını korumak, okul içerisindeki düzeni yeniden sağlamak ve kontrolden çıkan olaylara müdahale etmek amacıyla özel bir devlet kurumu oluşturuluyor. Bu kurumun adı Eğitim Hakları Dairesi (EHD).
Bu kurumun en dikkat çekici tarafı ise elini kolunu bağlayan klasik bürokratik kurallara mümkün olduğunca takılmadan hareket edebilmesi. Bünyesindeki müfettişler, yalnızca rapor hazırlayıp olayları üst makamlara bildiren memurlar değiller. Gerektiğinde fiziksel müdahaleden psikolojik baskıya kadar oldukça sert yöntemlere başvurabiliyorlar. İşte dizinin eğlenceli olduğu kadar tartışmalı tarafı da burada ortaya çıkıyor. Çünkü karşımızda “Öğrenciye nasıl daha iyi eğitim verilir?” sorusundan ziyade, “Sınırı aşan bir öğrenciyle nasıl baş edilir?” sorusuna oldukça sert cevaplar veren bir ekip bulunuyor.

Bu ekibin başında Na Hwa-jin bulunuyor. Eski özel kuvvetler geçmişi sayesinde fiziksel anlamda oldukça yetenekli olan Hwa-jin, problemli okullara gönderilerek düzeni yeniden kurmakla görevlendiriliyor. Ancak diziyi yalnızca Hwa-jin’in gidip zorbalık yapan öğrencileri dövdüğü bir yapım olarak düşünmek büyük bir hata olur. İlk bölümlerdeki temel çatışmalar üzerinden ilerleyen hikaye, zaman içerisinde eğitim sisteminin farklı katmanlarına ve bu sistemin arkasındaki yetişkinlere de uzanıyor.
Üstelik sorun her zaman yalnızca öğrencilerden kaynaklanmıyor. Öğretmenler, veliler, okul yönetimleri ve hatta siyasetçiler de hikayenin içerisinde kendilerine yer buluyor. Böylece dizi, “kötü öğrenci – iyi öğretmen” şeklinde basit bir denklem kurmak yerine, okul ortamındaki problemlerin arkasında çok daha büyük bir sistem bulunduğunu göstermeye çalışıyor.
Teach You a Lesson’ın en güzel taraflarından birisi de bütün bunları son derece ciddi bir dram havasına hapsetmemesi. Bir yandan okul zorbalığı, öğretmenlerin çaresizliği ve güç ilişkileri gibi ağır konular ele alınırken diğer taraftan karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinden ve olayların absürt taraflarından doğan bir mizah kullanılıyor. Özellikle Hwa-jin’in sakin tavırlarıyla çevresindeki kaos arasındaki zıtlık, dizinin eğlenceli tarafını besleyen unsurlardan biri.
Dolayısıyla karşımızda yalnızca okulda geçen bir aksiyon dizisi yok. Teach You a Lesson, okul üzerinden toplumun farklı problemlerini tartışmaya açan ve bunu aksiyon ile komedinin yardımıyla daha kolay izlenebilir hale getiren bir yapım.

Karakterler:

Na Hwa-jin (Kim Mu-yeol): Dizinin merkezindeki isim olan Na Hwa-jin, EHD’nin en etkili müfettişlerinden biri. Eski özel kuvvetler geçmişi, fiziksel yetenekleri ve olaylara yaklaşım biçimi onu klasik anlamdaki bir eğitim görevlisinden oldukça farklı bir noktaya taşıyor. Hwa-jin’in en dikkat çekici özelliklerinden biri ise kendine olan güveni. Karşısındaki kişinin kim olduğuna, ne kadar güçlü olduğuna veya arkasında kimlerin bulunduğuna fazla takılmıyor. Eğer birinin sınırı aştığını düşünüyorsa, onu durdurmak konusunda pek tereddüt etmiyor.
Kim Mu-yeol’un canlandırdığı karakterin en güçlü tarafı ise bağırıp çağırmadan da tehditkar olabilmesi. Hwa-jin çoğu zaman sakin, hatta rahat bir görüntü çiziyor. Fakat bu sakinliğin altında ne kadar sert bir karakter olduğunu anlamak uzun sürmüyor. Bu durum karakteri klasik “güçlü adam” klişesinden biraz olsun ayırıyor. Hwa-jin için mesele yalnızca kavga etmek değil; karşısındaki insanın hangi noktada geri adım atacağını hesaplamak da önemli.

Choi Gang-seok (Lee Sung-min): Eğitim Bakanı ve EHD’nin kurulmasının arkasındaki önemli isimlerden biri. Lee Sung-min’in canlandırdığı karakter, hikayenin yalnızca okul içerisindeki kısmını değil, siyasi tarafını da temsil ediyor. Çünkü böylesine sıra dışı yetkilere sahip bir kurumun varlığını sürdürebilmesi için yalnızca sahada başarılı olması yeterli değil. Bunun arkasında siyasi bir iradenin de bulunması gerekiyor.
Gang-seok, eğitim sistemindeki sorunları görmezden gelmek yerine bunlara doğrudan müdahale edilmesi gerektiğine inanan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak siyasetin devreye girdiği noktada işler doğal olarak karmaşıklaşıyor. İdealist amaçlarla kurulan bir kurumun zamanla siyasi mücadelelerin ortasında kalması, Gang-seok karakterini de hikayenin önemli parçalarından biri haline getiriyor.

Im Han-rim (Jin Ki-joo): Han-rim, benim dizide en dikkatimi çeken karakterlerden birisi oldu. Eski bir asker olan Han-rim, EHD’nin müfettişlerinden biri ve Hwa-jin’le birlikte sahada görev yapıyor. Fakat Hwa-jin’in kontrollü ve sakin yapısının aksine Han-rim çok daha fevri, sert ve yüksek enerjili bir karakter. Zorbalık yapan kişilere karşı sabrı neredeyse yok ve gerektiğinde fiziksel gücünü kullanmaktan çekinmiyor.
Han-rim’in karakterini ilginç yapan noktalardan biri, bugünkü güçlü kişiliğinin arkasında farklı bir geçmişin bulunması. Yaşadığı deneyimler onun güçlü birine dönüşmesinde etkili olmuş. Bu nedenle karakterin sertliği yalnızca “havalı olmak” için yazılmış bir özellik değil; geçmişinin şekillendirdiği bir savunma mekanizması olarak da okunabiliyor.

Bong Geun-dae (Pyo Ji-hoon): Geun-dae, ekibin diğer üyelerinden biraz daha farklı bir noktada duruyor. Na Hwa-jin ve Im Han-rim fiziksel güçleriyle öne çıkarken Geun-dae daha çok zekası ve teknik becerileriyle ekibe katkı sağlıyor. KAIST mezunu olan karakter, kurumun başkan yardımcısı konumunda ve özellikle gizli görevlerde önemli roller üstleniyor.
Pyo Ji-hoon’un canlandırdığı Geun-dae, ekibin havasını yumuşatan karakterlerden biri. Her problemi yumrukla çözmeye çalışan iki karakterin arasında onun daha hesapçı ve teknik yaklaşımı güzel bir denge oluşturuyor. Bu nedenle Geun-dae yalnızca yardımcı karakter olarak kalmıyor; ekibin çalışma biçiminin tamamlanmasını sağlayan önemli bir parça haline geliyor.

Hwang Gi-tae (Kim Jong-soo): Dizinin okul koridorlarından çıkıp siyasetin karanlık tarafına uzanmasını sağlayan karakterlerden biri. Kim Jong-soo tarafından canlandırılan Gi-tae, Choi Gang-seok ile aynı siyasi çevrede bulunan güçlü bir politikacı. Ancak Gang-seok’un yükselişi ve EHD’nin kamuoyundaki etkisi, onun açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle kurumun faaliyetlerine karşı çıkıyor ve onu ortadan kaldırmak için siyasi gücünü kullanmaya çalışıyor.
Hwang Gi-tae’nin varlığı, dizinin “öğrenciler kötü, yetişkinler iyi” gibi basit bir anlayışa saplanmasını engelliyor. Çünkü bazen asıl problemin okul sıralarında değil, o sıraların çok daha üzerinde oturan insanların güç mücadelelerinde olduğunu görüyoruz. Karakter bu açıdan dizinin politik tarafını temsil eden en önemli figürlerden birisi.

Teach You a Lesson Dizisinin Vermek İstediği Mesaj Nedir?
Teach You a Lesson’ın temelinde oldukça basit görünen ama üzerine düşünüldüğünde pek de kolay cevaplanamayan bir soru yatıyor: Bir çocuğun yanlış davranışlarını düzeltmek için ne kadar ileri gidilebilir?
Dizi, öncelikle okul zorbalığı ve öğretmenlerin otoritesinin zayıflaması gibi konuları ele alırken seyirciyi sürekli olarak doğru ile yanlış arasındaki çizgiye götürüyor. Zorbalık yapan bir öğrencinin karşısına güçlü bir yetişkin çıkıp onu durdurduğunda ortaya çıkan adalet duygusu seyirciyi tatmin edebiliyor. Fakat aynı yöntemlerin sınırı aşmaya başlaması halinde işler değişiyor. İşte dizinin tartışmaya açtığı nokta da burası.
Bir başka önemli konu ise yetişkinlerin sorumluluğu. Çocukların yaptığı hataları yalnızca “çocuk işte” diyerek görmezden gelmek, sorunu çözmediği gibi daha büyük problemlere de yol açabiliyor. Ancak bunun karşısında yetişkinlerin de kendi sorumluluklarını kabul etmesi gerekiyor. Öğretmenler, aileler, okul yöneticileri ve siyasetçiler… Hepsinin sistem içerisinde oynadığı bir rol var.
Bu açıdan bakıldığında dizi, yalnızca zorbalık yapan çocuklara ders vermekten söz etmiyor. Aslında çocuklara doğruyu öğretmesi gereken yetişkinlere de bir ders vermeye çalışıyor. Adaletin yalnızca cezalandırmak olmadığı, bazen birini korumak, bazen sorumluluk almak ve bazen de yanlışın karşısında durmak anlamına geldiğini hatırlatıyor.

Son Söz:
Teach You a Lesson benim açımdan oldukça keyifli bir seyir deneyimi oldu. Diziyi gerçekten beğendim. Özellikle komedi, drama ve aksiyonu birbirleriyle çok güzel ve dozunda harmanlamalarını başarılı buldum. Çoğu yapımda bu üç türü aynı potada eritmeye çalıştığınızda genelde bir tür diğerlerinden daha öne çıkıyor. Ama burada ise genel olarak dengeli bir yapı var.
Oyunculuklar genel anlamda yeterliydi. Benim açımdan dizinin parlayan ismi kesinlikle Jin Ki-joo oldu. Açık konuşmak gerekirse, Im Han-rim karakteri diziyi izleyecek çoğu kişiyi zaman zaman yoracak kadar çok bağırıyor. Hatta bazı sahnelerde insanın kulaklarını biraz dinlendiresi geliyor. Fakat tüm bunlara rağmen Jin Ki-joo’nun ekrandaki enerjisi inanılmaz. Karakter ne zaman ortaya çıksa sahnenin havası değişiyordu.
Dizide beğendiğim bir diğer nokta ise hikayeyi sadece okul içerisindeki problemlere hapsetmemeleri oldu. Bölümler ilerledikçe farklı olaylar üzerinden eğitim sisteminin, ailelerin, siyasetin ve toplumun diğer unsurlarının da hikayeye dahil olduğunu görüyoruz. Bu sayede 10 bölümlük yapım, yalnızca her bölüm başka bir kötü öğrenci noktasında kalmıyor.
Teach You a Lesson, aksiyon arayanları da, dramdan hoşlananları da, arada bir komedi görmek isteyenleri de memnun edebilecek bir yapım. Üstelik ele aldığı konuların gerçek hayatta karşılığının bulunması, dizinin bazı bölümlerini izlerken ister istemez kendi eğitim sistemimizi ve okul yıllarımızı düşünmemize neden oluyor.
Benim için Teach You a Lesson, yılın hoş sürprizlerinden biri oldu. Kesinlikle kusursuz bir dizi değil; ancak sunduğu fikir ve karakterleriyle izlemeye değer bulduğum bir yapım oldu. Eğer klasik okul dizilerinden biraz daha farklı bir yapım arıyorsanız Teach You a Lesson güzel bir adres olacaktır.
Fragman:
]]>
USA Network, Suits, White Collar, Mr. Robot gibi dizileriyle bir dönemin en popüler kanallardan bir tanesiydi. Fakat COVID döneminden sonra ve dijital platformların yükselişiyle birlikte dizi sektöründe çok fazla ortaya çıkmamaya başlamıştı. Geçtiğimiz yıl The Rainmaker dizisiyle birlikte tekrardan dizi sektörüne geri dönmüş oldu.
The Rainmaker aynı isimli John Grisham’ın çok satan romanının ve 1997 yapımı filmin uyarlaması olarak bizlerle buluştu. İlk sezonu 10 bölüm süren dizimizin bölüm süreleri 45 dk ve ikinci sezon onayı da mevcut.
Lionsgate Television ve Blumhouse Television tarafından hazırlanan dizinin mutfağında Michael Seitzman, Grisham, Patrick Moran, Jason Richman, David Gernert ve Jason Blum gibi isimler yer alıyor.

Rudy, hukuk fakültesinden kız arkadaşı Sarah ile birlikte yeni mezun olmuştur. Avukatlık sınavını geçtikten sonra ikisi de ünlü bir hukuk firmasının mülakatına girerler. Ancak Rudy büyük patrona ilk günden karşı çıkınca kendisini kovulmuş bulur. Bunun üzerine bütün hayalleri yıkılan Rudy avukatlığa başlayabilmek için kendine bir çıkış yolu aramaktadır. Bu sırada karşısına gelen bir dava onu merdiven altı bir yerde avukatlık yapan kendine has kuralları olan Jocelyn ‘Bruiser’ Stone’un ofisine götürür. Jocelyn ile birlikte çalışmaya başlayan Rudy’nin rakibi kız arkadaşı Sarah ve onu işe almayan Leo F. Drummond olacaktır.

Rudy Baylor (Milo Callaghan)
Çocukluğundan beri haksızlıklara karşı savaşan yapısıyla Rudy, hayalini kurduğu avukatlığa ulaşmıştır. Ancak önüne çıkan zorluklar karşısında pes etmeyerek bir şekilde haksızlıkla savaşmak için kendini sahnenin ortasında bulmasına sebep olmuştur. Kendi tırnaklarıyla kazıyarak bir yere gelmiş olan Rudy, sistemin mağdur ettiği insanlar için bu mesleğe atılmıştır.
Oyuncuyu en son Rivals dizisinde izlemiştik.
Jocelyn ‘Bruiser’ Stone (Lana Parrilla)
Merdiven altı sayılabilecek eski bir fast-food restoranını ofis olarak kullanarak kendi çevresinde avukatlık yaparak gününü gün etmektedir. Rudy’yi işe aldığında büyük davalara girme isteği yoktur ancak onun sayesinde kendisini eski günlerdeki gibi işin peşinden koştururken bulur.
Oyuncuyu The Lincoln Lawyer, Why Women Kill ve Once Upon A Time dizilerinden hatırlayabilirsiniz.
Sarah Plankmore (Madison Iseman)
Rudy’nin kız arkadaşıdır, üniversitede tanışmışlardır. Rudy’e göre daha hali vakti yerinde ve zengin dünyasına ayak uydurabilen birisidir. Rudy ile karşılaşmak onun içinde bir test olacaktır.
Oyuncuyu Jumanji film serisinden hatırlayabilirsiniz.

Deck Shifflet (P.J. Byrne)
Jocelyn’in araştırmacısıdır. Hukuk sınavını geçemediği için bir türlü avukatlık lisansını alamamıştır ama iş konusunda çok marifetlidir. Rudy ile birlikte ilgili dava araştırmasına katılır.
Oyuncuyu en son The Boys dizisinde görmüştük.
Leo F. Drummond (John Slattery)
Amerika’nın en ünlü hukuk firmalarından birinin yöneticisidir. Olaylara kendi açısından pragmatik bakar ve kazanmak için her yolu deneyebilecek birisidir.
Ünlü oyuncuyu Marvel filmlerinden, The Good Fight, Mrs. America ve Mad Men dizilerinden hatırlayabilirsiniz.
Brad Noonan (Wade Briggs)
Drummond’un pis işlerini yapan yardımcısıdır.
Oyuncuyu Please Like Me ve A Knight of the Seven Kingdoms dizilerinden hatırlayabilirsiniz.

USA, benim eski zamanlardan yapımlarını severek izlediğim kanallardan bir tanesiydi. Piyasadan çekildiği için aşırı üzülmüştüm, bir diziyle de olsa geri dönmelerine sevindim. Lana Parrilla ve USA dizisi olduğu için başladım çok fazla detayı kurcalamadan izlediğim için başından memnun kalktığımı söyleyebilirim.
Ana konusunun yanında açtıkları bazı konular da vardı ve hepsini toparlayıp kapanış yaptılar. Tek sorun başrol çocuğun biraz yeteneksiz olması ama ona da zamanla gözüm alıştı diyebilirim. Hukuk dizilerini seviyorsanız sevebileceğinizi düşünüyorum. Benim için geçen yılın eli yüzü düzgün iyi yeni dizilerinden bir tanesi oldu.
İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler.
7,5/10
]]>
Kıyıda köşede kalmış sitkomlar kuşağında bugün: George Lopez.
2002-2007 yılları arasında ABC’de yayınlanmış dizimiz 6 sezondan oluşmakta. İlk sezonu 4, ikinci sezonu 24, üçüncü sezonu 28, dördüncü sezonu 24, beşinci sezonu 22 ve altıncı sezonu 18 olmak üzere toplam 120 bölüm uzunluğunda. İlk sezonu 9, ikinci sezonu 10.4, üçüncü sezonu 7.4, dördüncü ve beşinci sezonları 7.2 ve altıncı sezonu ise 6.1 milyon izleyici sayısı ortalaması tutturmuş.

Hem komedyen hem de oyuncu kimlikleriyle tanıdığımız George Lopez, doksanlı yılları stand-up gösterileri yaparak geçirmiş. 2000 yılına gelindiğinde Hollywood’un yıldız isimlerinden Sandra Bullock, George Lopez’in stand-up gösterilerinden birine gitmiş. Amerikan televizyonunda Latinlerin görünürlüğünün yetersizliğinden endişe duyan Bullock, Latin bir hikayeye sahip bir TV şovu geliştirmekle ilgileniyormuş o vakitlerde. Bullock, söz konusu gösteriden sonra kuliste Lopez’in yanına gitmiş ve komedyen etrafında dönen bir durum komedisi yapma ve başrol oynama teklifinde bulunmuş.
Lopez’den okeyi alan ve sonrasında Bruce Helford‘un yardımıyla ABC’yi de ikna etmeyi başaran Bullock, dizi için sadece 4 bölümden oluşan bir nevi test sezonu onayı kapabilmiş. Söz konusu test sezonu başarılı geçince de devamı gelmiş.

Sandra Bullock demişken; kendisinin birçok filmde yapımcılık tecrübesi mevcut olmakla birlikte bu dizi başarılı aktrisin yapımcılık yaptığı ilk ve tek dizi konumunda.
Oyunculuk kariyerine 1987 yılında başlayan Bullock, 1990 yılında çektiği Lucky Chances ve Working Girl dizilerinin ardından tamamen sinemaya yöneliyor ve TV ile olan ilişkisini oyunculuk anlamında kesiyor. Birçok Hollywood yıldızı kablolu kanallarda veya dijital platformlarda dizi sektörüne bulaşmış olsa da o hep bu kulvardan uzak duruyor geride kalan 36 yıllık süreçte. Yapımcılığını üstlenmek dışında 3 bölümlüğüne oyuncu olarak da yer aldığı bu dizi ise bu sürecin istisnası. Bir de Action isimli bir dizide kendisi olarak gözükmüş işte sadece.
Dizimizin yapımcı kadrosunda Bullock, Helford ve Lopez’e ek olarak Robert Borden, Deborah Oppenheimer, Rick Nyholm, Paul A. Kaplan, Mark Torgove ve Dave Caplan gibi isimler mevcut. Borden, Helford ve Lopez, dizinin yaratıcıları sıfatındalar aynı zamanda. Lopez, dizinin malzemesinin büyük bir kısmını kendi yaşam deneyimlerinden, özellikle de San Fernando Vadisi’nde geçen çocukluğundan almış bu arada. Dizinin bölümlerinin üçte birinden fazlasını (43 bölüm) Joe Regalbuto yönetmiş. Onu John Pasquin (17 bölüm) takip etmekte.
Dönelim tekrar Lopez’e. Bu dizi, Lopez’in kendisinin aynı isimli kurgusal bir versiyonuna hayat verdiği ilk dizi konumunda. Lopez, sonrasında hep bu kulvardan devam ediyor. 2014 yılında Saint George, 2016 ve 2017 yıllarında Lopez ve son olarak da 2022-2025 yılları arasında Lopez vs. Lopez dizileri geliyor.

Çok laklak ettik, geçelim diziye. George Lopez isimli bir adam var hikayemizin merkezinde. Çalıştığı fabrikada yeni terfi alıp müdür mertebesine yükseltilen George, evli ve 2 çocuk babası bir adam.

George’un aile ve iş hayatı üzerinden akan dizi için % 65 aile, %35 iş yeri komedisi diyebiliriz sanırım.

Geçelim George Lopez dışındaki oyuncu ve de karakterlere.
*George’un 16 yıldır evli olduğu güzel eşi Angie Lopez rolünde Switched at Birth, With Love, American Family, Union Square ve Dirty Dancing gibi dizilerle tanınan Constance Marie‘yi izliyoruz.
*George’un aynı fabrikada birlikte çalıştığı bencil ve de sevimsiz annesi Benny rolünü Perfect Strangers dizisinden anımsanabilecek olan Belita Moreno canlandırıyor.
*George ve Angie’nin güzelliğini anne tarafından almış olan 13 yaşındaki büyüme çağındaki kızları Carmen rolünde Arnavut oyuncu Masiela Lusha‘yı izleme fırsatı yakalıyoruz. Kendisi dizinin Latin asıllı olmayan tek kadrolu oyuncusu konumunda.
*George ve Angie’nin 9-10 yaşlarındaki uslu ama pek zeki sayılamayacak oğulları Max rolünde Luis Armand Garcia‘yı izliyoruz.
*George’un başarısız flört girişimleriyle nam salan çocukluk ve aynı zamanda iş arkadaşı Ernie rolüne Happily Divorced ve Dad Stop Embarrassing Me gibi dizilerden anımsanabilecek Valente Rodriguez hayat vermekte.
*Emiliano Díez, 2. sezonun ortalarında Angie’nin babası Vic rolüyle dahil olmuş kadroya.
*Lucifer, Dexter, Trauma, Rush Hour, Vegas, All About the Andersons ve Greetings from Tucson gibi dizilerle tanınan Aimee Garcia ise 5. sezonun ortalarında Angie’nin güzel ve şımarık yeğeni Veronica rolüyle dahil olmuş ekibe.
*Mark Tymchyshyn, Bryan Fisher, Elmarie Wendel, Ron Pearson, Mel Rodriguez ve Nick Offerman, dizide tekrar eden rollerle yer almış isiler arasındalar.
*Diziye 1-2 bölümlüğüne konuk olmuş isimler arasında ise Jodi Lyn O’Keefe, Jordan Masterson, Jim O’Heir, Autumn Reeser, Lou Diamond Phillips, Adam West, Hilary Duff, Gigi Rice, George Wendt, Dot-Marie Jones, Stacy Keibler, Ming-Na Wen, Paget Brewster, Esai Morales, James Lesure, Ashley Tisdale, Steve Schirripa, John Michael Higgins, Amaury Nolasco, Casey Sander, Jason Antoon, Brenda Song, Jacqueline Obradors, Kaitlin Olson, Kimberly Williams-Paisley, Paris Hilton, Ian Gomez, Danny Trejo, Stacy Keach, Jim Belushi, Richard Lewis, Ricardo Chavira, Joel McKinnon Miller, Freddie Prinze Jr., Brian Austin Green, Chloe Bridges, Kristin Bauer, Barbara Eden, Mario Lopez, Andy Garcia ve Eva Longoria mevcut.

Dizinin ilk sezonunu izledim. Vasat altı ama izlenir durumda denebilir. İlerleyen sezonlarda biraz daha gelişmiştir diye tahmin ediyorum. Dizinin jeneriğini hiç ama hiç beğenmedim. Benny karakterinden de hiç memnun değilim. George Lopez, bildiğimiz George Lopez. Constance Marie’nin varlığından memnunum. Masiela Lusha ise ekibin enerjisi en yüksek ismi. İlerleyen sezonlarda daha da fazla parlayacağı kesin.









Ağustos bitiyor, dolayısıyla yaz da. Peki yeni takvim nerede? İşte burada!
Önümüzdeki sonbahar ve kış aylarında hangi dizilerin, hangi sezonları, ne zaman başlayacak?
Cevaplarımızı bu takvimleri sürekli güncelleyen abidin77 ile aytackara hazırlamaya ve güncellemeye devam ediyorlar. Kendilerine yine teşekkürler.
2026-2027 sonbahar ve kış aylarında başlayacak olan dizilerimizi kronolojik olarak aşağıda bulabilirsiniz. (Tarihlerle ilgili kaynaklar tarih bağlantılarında.)
Dikkat! Bu, yeni tarihler geldikçe güncellenen bir yazıdır.
2026 yaz ayları için şu takvimi kullanınız.
* Mantar gibi biten kanal ve diziler nedeniyle yıllardır takvimlerimizi hazırlayan dkamoy havluyu atıp destek isteyince, teknik abiler bizler için Mantar isimli eklentiyi yazdılar sağolsunlar. Böylece bu şekilde imece usulü bir yazı çıkartabilir hale geldik. Yaşasın!
]]>
Bazı animeler vardır; hikayesiyle sizi içine çeker, bazıları ise görselliğiyle aklınızda kalır. Kimetsu no Yaiba, yani dünya çapında bilinen adıyla Demon Slayer, bu iki özelliği bir araya getirip üzerine güçlü karakterleri etkileyici müzikler ve son derece başarılı aksiyon sahneleri ekleyen yapımlarından biri. Koyoharu Gotouge tarafından yaratılan manga, 2016 yılında Weekly Shonen Jump dergisinde yayımlanmaya başladı ve toplam 23 ciltte tamamlandı. Anime uyarlamasının yapımını ise özellikle görsel kalitesiyle tanınan Ufotable üstlendi.
Televizyon animesi 2019 yılında Kimetsu no Yaiba: Tanjiro Kamada, Unwavering Resolve Arc ile başladı. Yönetmen koltuğunda Haruo Sotozaki bulunurken karakter tasarımlar ve baş animasyon yönetmenliğini Akira Matsushima üstlendi. Senaryo çalışmalarında ise Ufotable’ın kendisi yer aldı. Müzikler, serinin atmosferinde çok önemli bir yere sahip olan Yuki Kajiura ve Go Shiina tarafından hazırlandı.
Demon Slayer’ın başarısının arkasında yalnızca manga kaynak materyalinin gücü yok. Ufak bir sahneyi bile görsel olarak etkileyici hale getirebilen Ufotable’ın animasyon anlayışı, savaşların koreografisi, renk kullanımı, kamera hareketleri ve özellikle müzikle görüntünün birbirine kusursuz şekilde bağlanması seriyi farklı bir noktaya taşıyor. Bazen birkaç saniyelik bir kılıç hareketi bile uzun süre akılda kalabiliyor. İşte serinin en büyük kozlarından biri de tam olarak bu.

~~ Ailesini Kaybeden Bir Çocuğun Yolculuğu ~~
Hikayenin merkezinde Tanjiro Kamado isimli genç bir çocuk bulunuyor. Tanjiro, ailesiyle birlikte dağlarda yaşayan, geçimini kömür satarak sağlayan, sakin ve oldukça merhametli bir gençtir. Hayatı zenginliklerle dolu değildir ama ailesiyle birlikte geçirdiği zaman onun için yeterlidir. Ne var ki bir gün eve döndüğünde karşılaştığı manzara bütün hayatını değiştirir. Ailesi bir iblis tarafından öldürülmüştür. Hayatta kalan tek kişi ise kız kardeşi Nezuko’dur. Ancak Nezuko artık eskisi gibi değildir; o da bir şeytana dönüşmüştür.
Tanjiro’nun hikayesini ilginç kılan noktalardan biri, karakterin klasik anlamda yalnızca “intikam isteyen kahraman” olmamasıdır. Evet, ailesini öldüren şeytandan intikam almak ister. Fakat asıl amacı Nezuko’yu yeniden insan haline getirebilecek bir yol bulmaktır. Bu nedenle Tanjiro’nun yolculuğu yalnızca düşmanlarını yenmeye çalıştığı bir macera değil, aynı zamanda kardeşini kurtarma mücadelesidir.
Bu noktada Demon Slayer Corps, yani Şeytan Avcıları Birliği devreye girer. Yüzyıllardır insanları şeytanlardan korumak için mücadele eden bu örgütün bir parçası olmak isteyen Tanjiro, zorlu bir eğitimden geçer ve ardından ölümcül sınavlarla karşılaşır. Kılıç kullanmayı, nefes tekniklerini ve şeytanlarla savaşmanın inceliklerini öğrenirken bir yandan da bu dünyanın ne kadar acımasız olduğunu keşfetmeye başlar.
Tanjiro’nun yolculuğu boyunca karşısına çıkan her şeytan da birbirinin kopyası değildir. Kimisi yalnızca bir canavar gibi görünürken kimisinin geçmişinde insan oldukları döneme ait acılar, pişmanlıklar ve trajediler vardır. Bu da serinin güzel taraflarından biri. Demon Slayer, şeytanları yalnızca “öldürülmesi gereken kötü karakterler” olarak ele almak yerine zaman zaman onların insanlıklarını da gösteriyor. Böylece bazı karşılaşmalar, bir savaştan çok trajik bir hikayenin son perdesine dönüşüyor.

Tabii Tanjiro’nun bu yolculuğu tek başına ilerlemiyor. Zaman içerisinde birbirinden oldukça farklı kişiliklere sahip yol arkadaşları ediniyor. Zenitsu Agatsuma, korkaklığı ve sürekli panik haliyle ekibin en komik karakterlerinden biri olurken, Inosuke Hashibira ise vahşi ve saldırgan tavırlarıyla grubun tam zıttı bir enerji taşıyor. Bu üçlü bir araya geldiğinde ortaya zaman zaman ciddi dramın ortasından bile yüzünüzü güldürebilen bir ekip çıkıyor.
Ancak Tanjiro’nun karşısındaki asıl tehdit giderek büyümektedir. Şeytanların kökeninde bulunan ve onları kontrol eden Muzan Kibutsuji, hikayenin merkezindeki en büyük düşman olarak karşımıza çıkıyor. Tanjiro’nun Nezuko’yu kurtarma çabası zaman içerisinde Muzan’a ve onun oluşturduğu şeytan düzenine karşı çok daha büyük bir mücadeleye dönüşüyor.
Demon Slayer’ın hikayesini özel yapan da burada ortaya çıkıyor. Başlangıçta oldukça kişisel görünen bir intikam ve kurtarma hikayesi, ilerleyen bölümlerde genişleyen bir dünya, güçlü düşmanlar, farklı savaş stilleri ve giderek büyüyen bir savaşın parçası haline geliyor.

~~ Karakterler ~~

Tanjiro Kamado (Natsuki Hanae): Tanjiro Kamado, Demon Slayer’ın yalnızca ana karakteri değil, aynı zamanda serinin taşıdığı birçok duygunun merkezinde duran karakter. Onu ilk tanıdığımızda ailesine bağlı, çalışkan, sakin ve çevresindeki insanlara karşı son derece duyarlı bir genç görüyoruz. Dağda ailesiyle birlikte mütevazı bir hayat sürerken sahip olduğu en büyük zenginlik, birbirlerine olan sevgileri. Fakat bu sakin hayatın bir gecede paramparça olması, Tanjiro’yu çocukluğundan koparıp hiç hazır olmadığı bir dünyanın içine sürüklüyor. Ailesinin ölümünden sonra hayatta kalan tek kişi olan Nezuko’nun da şeytana dönüşmesi, onun bütün hayatının yönünü değiştiriyor. Artık önünde iki hedef vardır: Ailesini katleden şeytanın izini bulmak ve kız kardeşini yeniden insan haline getirmenin bir yolunu bulmak.
Tanjiro’yu diğer birçok shounen kahramanından ayıran en önemli özelliği ise merhameti. Karşısındaki kişi bir şeytan olsa bile, onu yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir canavar olarak görmüyor. Savaş sırasında düşmanının geçmişini, yaşadığı acıları ve nasıl bu hale geldiğini fark edebiliyor. Bu durum zaman zaman onun için bir zayıflık gibi görünse de aslında Tanjiro’nun en büyük güçlerinden biri. Çünkü merhameti, onun insanlığını kaybetmemesini sağlıyor. Demon Slayer’ın “insan olmak ne demektir?” sorusunu en güçlü şekilde işlediği karakter de bu nedenle Tanjiro oluyor.
Fakat Tanjiro’nun nazik olması kesinlikle güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, sevdiklerini koruma söz konusu olduğunda inanılmaz derecede kararlı bir karaktere dönüşüyor. Şeytan Avcısı olarak geçirdiği süre boyunca hem fiziksel hem de zihinsel olarak sürekli gelişiyor. Başlangıçta hayatta kalabilmek için savaşan bir gençken zaman içerisinde kendi yeteneklerini tanımaya, farklı savaş tekniklerini öğrenmeye ve karşısındaki tehditleri daha iyi analiz etmeye başlıyor. Üstelik bunu sadece “daha güçlü olayım” düşüncesiyle yapmıyor; her zaman bir başkasını koruyabilmek için daha güçlü olması gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle Tanjiro’nun güçlenmesi, karakter gelişiminin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.
Tanjiro’nun bir başka güzel tarafı da çevresindeki insanları değiştirebilmesi. Zenitsu ve Inosuke gibi birbirinden tamamen farklı karakterlerle aynı ortamda bulunmasına rağmen onlarla kurduğu ilişki, zaman içerisinde bu karakterlerin de daha farklı yönlerini ortaya çıkarıyor. Tanjiro’nun sakinliği ve anlayışlı tavrı, özellikle kaotik karakterlerin arasında dengeleyici bir unsur haline geliyor. Kısacası Tanjiro, klasik anlamda “güçlü kahraman” olmasının yanında, serinin duygusal merkezini oluşturan ve Demon Slayer’ın insanlık temasını temsil eden karakter.

Nezuko Kamado (Akari Kitou): Nezuko Kamado, Tenjiro’nun kız kardeşi olmasının çok daha ötesinde, Demon Slayer’ın temel çatışmasını temsil eden karakterlerden birisi. Hikayenin başında yaşanan trajedinin ardından Nezuko’nun şeytana dönüşmesi, Tanjiro’nun bütün yolculuğunun başlangıç noktası oluyor. Fakat Nezuko’nun diğer şeytanlardan farklı davranması, serinin daha ilk bölümlerinden itibaren önemli bir soruyu ortaya çıkarıyor: Bir insan şeytana dönüştüğünde insanlığını tamamen kaybetmek zorunda mı?
Nezuko’nun karakterini ilginç yapan da tam olarak bu. Şeytan olmasına rağmen Tanjiro’ya ve insanlara karşı taşıdığı bağ tamamen ortadan kalkmıyor. Özellikle Tanjiro ile arasındaki kardeşlik bağı, serinin en güçlü duygusal unsurlarından biri. Tanjiro onun için kendisini tehlikeye atarken Nezuko da sahip olduğu güçlerle kardeşini korumaya çalışıyor. Aralarındaki ilişki çoğu zaman kelimelerle değil, davranışlarla anlatılıyor. Nezuko’nun fazla konuşmaması da bu nedenle büyük bir problem oluşturmuyor; karakterin bakışları, mimikleri ve Tanjiro’ya karşı verdiği tepkiler onun ne hissettiğini anlamamız için çoğu zaman yeterli oluyor.
Nezuko’nun şeytan olması aynı zamanda onu sürekli bir tehlikenin içinde tutuyor. Çünkü Demon Slayer dünyasında şeytanlar insanların düşmanı ve Şeytan Avcıları’nın temel görevi onları ortadan kaldırmak. Bu nedenle Nezuko’nun varlığı başlı başına büyük bir soru işareti oluşturuyor. Tanjiro’nun onu korumaya çalışması yalnızca kişisel bir mesele değil; aynı zamanda içinde bulunduğu örgütün temel kurallarıyla da çatışan bir durum. Bu da kardeşlerin yolculuğunu sıradan bir “şeytan avlama” hikayesinden daha farklı bir noktaya taşıyor.
Nezuko’nun zaman içerisinde sahip olduğu güçler de karakterin ilgi çekici taraflarından biri. İnsan olduğu dönemdeki kişiliğiyle şeytan olduktan sonraki fiziksel yetenekleri arasında ilginç bir kontrast bulunuyor. Küçük ve sevimli görünümü, savaş sırasında ortaya çıkan gücüyle tamamen zıt bir görüntü oluşturabiliyor. Bu kontrast, serinin zaman zaman kullandığı mizahın da önemli kaynaklarından biri.
Ancak Nezuko’yu asıl özel yapan şey gücü değil, insanlığını koruma mücadelesi. Onun varlığı sayesinde Demon Slayer, şeytanları yalnızca “öldürülmesi gereken yaratıklar” olarak değerlendirmek yerine, insan ile canavar arasındaki sınırı da sorgulamaya başlıyor. Bu nedenle Nezuko, konuşma süresi diğer bazı karakterlere göre daha az olsa bile hikayenin en önemli yapı taşlarından biri.

Zenitsu Agatsuma (Hiro Shimono): Zenitsu Agatsuma, Demon Slayer’ın belki de en büyük karakter tezatlarından birini taşıyor. Onu ilk gördüğümüzde korkudan sürekli şikayet eden, tehlikeden kaçmaya çalışan, kolayca panikleyen ve kendi yeteneklerine güvenmeyen bir gençle karşılaşıyoruz. Hatta zaman zaman öyle davranıyor ki insanın “Bu çocuk nasıl Şeytan Avcısı olmuş?” diye sorası geliyor. Özellikle Tanjiro’nun sakin ve kontrollü yapısının yanında Zenitsu’nun aşırı panik hali, serinin komedi tarafının en önemli kaynaklarından birini oluşturuyor.
Fakat Zenitsu’yu yalnızca komik ve korkak karakter olarak görmek büyük bir hata olur. Çünkü onun en önemli özelliklerinden biri, kendisinin sahip olduğu potansiyelin farkında olmaması. Korkusu çoğu zaman gerçek yeteneklerinin önüne geçiyor. Kendisine güvenmediği için yapabileceği şeyleri bile yapamayacağını düşünüyor. Bu açıdan Zenitsu’nun hikayesi, sadece fiziksel olarak güçlenmekten ziyade kendine güvenmeyi öğrenmesiyle de ilgili.
Zenitsu’nun geçmişi de bu kişiliğinin nedenlerini anlamamızı sağlıyor. Onu yetiştiren kişi ve aldığı eğitim, karakterin savaş yeteneklerinin temelini oluşturuyor. Özellikle kullandığı Yıldırım Nefesi, son derece hızlı ve etkili saldırılara dayanan bir savaş tarzı. Zenitsu’nun bu teknik konusundaki yeteneği, karakterin dışarıdan görünen korkak kişiliğiyle büyük bir tezat oluşturuyor. Savaş başladığında ortaya çıkan Zenitsu ile günlük hayatta gördüğümüz Zenitsu arasındaki fark, serinin en eğlenceli ve aynı zamanda en etkileyici zıtlıklarından biri.
Tanjiro ve Inosuke ile kurduğu ilişki de karakterin gelişiminde önemli. Üçlü bir araya geldiğinde ortaya sürekli kavga eden, birbirini anlamakta zorlanan ama gerektiğinde birbirinin arkasını kollayan oldukça eğlenceli bir ekip çıkıyor. Zenitsu’nun Tanjiro’ya duyduğu güven ve Inosuke ile yaşadığı rekabet, serinin ağır dramının arasında nefes alabileceğimiz anlar yaratıyor.
Bununla birlikte Zenitsu’nun korkaklığı zaman zaman izleyici için yorucu olabilecek kadar abartılı hale gelebiliyor. Ancak karakterin ciddi tarafının ortaya çıktığı anlarda bu durum büyük ölçüde telafi ediliyor. Özellikle savaş sırasında gösterdiği kararlılık, günlük hayatta gördüğümüz Zenitsu’nun aslında ne kadar farklı bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Zenitsu, Demon Slayer’ın “göründüğünden çok daha fazlası olan” karakterlerinden biri.

Inosuke Hashibira (Yoshitsugu Matsuoka): Inosuke Hashibira, Demon Slayer ekibinin adeta kontrolsüz gücü. Başında sürekli taşıdığı yaban domuzu maskesi, kaba konuşmaları, saldırgan tavırları ve neredeyse her şeyi bir meydan okuma olarak görmesiyle daha ilk ortaya çıktığı andan itibaren kendisini belli ediyor. Inosuke için dünyadaki hemen her şey bir yarışma. Kim daha güçlü, kim daha hızlı, kim daha fazla şeytan öldürecek…. Sürekli kendisini kanıtlamaya çalışıyor.
Bu agresif tavrının altında ise oldukça ilginç bir geçmiş bulunuyor. Inosuke’nin çocukluğunun büyük bölümünü doğayla iç içe geçirmesi, onun insanlarla olan ilişkisini de şekillendiriyor. Sosyal kuralları pek umursamıyor, insanların normal kabul ettiği davranışların çoğunu bilmiyor ve kendisini diğer insanlardan çok farklı şekilde ifade ediyor. Bu nedenle Tanjiro ve Zenitsu ile ilk karşılaşmalarında ortaya çıkan çatışmalar son derece doğal görünüyor.
Inosuke’nin en dikkat çekici özelliklerinden biri savaş içgüdüsü. Rakibinin hareketlerini sezme, çevresini kullanma ve fiziksel sınırlarını zorlayabilme konusunda oldukça başarılı. Kullandığı Canavar Nefesi de karakterin kişiliğini mükemmel şekilde yansıtıyor. Geleneksel ve kontrollü bir savaş tarzından ziyade içgüdüsel, vahşi ve tahmin edilmesi zor hareketlerden oluşuyor. İki kılıç kullanması da onun diğer Şeytan Avcılarından ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.
Fakat Inosuke’nin en güzel tarafı, zaman içerisinde değişmeye başlaması. Başlangıçta yalnızca gücün önemli olduğunu düşünen ve insan ilişkilerine çok fazla anlam yüklemeyen bir karakterken Tanjiro ve Zenitsu ile geçirdiği zaman, onun dünyaya bakışını yavaş yavaş değiştiriyor. Dostluk, güven, yardımlaşma ve başkaları için mücadele etme gibi kavramları öğrenmeye başlıyor. Bu değişim hiçbir zaman karakterin vahşi ve komik tarafını tamamen ortadan kaldırmıyor; aksine Inosuke hala Inosuke olarak kalıyor.
Tanjiro ve Zenitsu ile oluşturduğu üçlü de serinin en eğlenceli taraflarından biri. Tanjiro’nun sakinliği, Zenitsu’nun korkaklığı ve Inosuke’nin saldırganlığı yan yana geldiğinde ortaya sürekli kaos çıkıyor. Ancak savaş başladığında bu üç farklı kişilik birbirini tamamlamaya başlıyor. Inosuke bu nedenle yalnızca güçlü bir yan karakter değil, aynı zamanda Tanjiro’nun yolculuğunda onun değişimini destekleyen önemli bir arkadaş.

~~ Kimetsu no Yaiba’yı Bu Kadar Özel Yapan Şeyler Neler? ~~
Demon Slayer’ın bu kadar büyük bir popülerliğe ulaşmasının en önemli nedenlerinden biri kuşkusuz animasyon kalitesi. Ufotable, özellikle savaş sahnelerinde 2D animasyon ile bilgisayar destekli görüntüleri bir araya getirerek son derece akıcı sekanslar oluşturuyor. Nefes tekniklerinin kullanıldığı anlarda ortaya çıkan görsel efektler, kılıç hareketleriyle birleştiğinde serinin kendine özgü bir görsel dili oluşuyor.
Üstelik bu görsellik yalnızca “güzel dursun” diye kullanılmıyor. Dövüşlerde kamera hareketleri, ışıklandırma, renkler ve karakterlerin hareketleri birbirini tamamlıyor. Bir savaş başladığında çoğu zaman sahnenin nasıl sonuçlanacağını düşünmeden önce “ Bunu nasıl görselleştirmişler?” diye bakarken bulabiliyorsunuz kendinizi.
Bir diğer önemli unsur ise müzik kullanımı. Yuki Kajiura ve Go Shiina’nın hazırladığı müzikler serinin atmosferini ciddi anlamda güçlendiriyor. Özellikle dramatik sahnelerde müzik ile görüntünün aynı anda yükselmesi, bazı anların duygusal etkisini katlıyor. Açıkçası Demon Slayer’ın müzikleri olmasaydı bazı sahnelerin etkisinin aynı seviyeye ulaşması oldukça zor olurdu.
Aksiyon konusunda ise anime gerçekten başka bir seviyeye çıkıyor. Dövüşler sadece karakterlerin birbirine saldırmasından ibaret değil; her savaşın kendine özgü bir ritmi, koreografisi ve görsel dili bulunuyor. Karakterlerin nefes teknikleri ve silah kullanımları savaşları birbirinden ayırıyor.
Bunun yanında seri, dram ile mizahı da dengeli kullanıyor. Bir bölümde oldukça ağır bir hikayenin ortasında kalırken birkaç dakika sonra Zenitsu veya Inosuke sayesinde gülmeye başlayabiliyorsunuz. Bu ton değişimleri her zaman kusursuz olmasa da serinin genel eğlence değerini ciddi şekilde artırıyor.

~~ Kimetsu no Yaiba İzleme Sırası Nasıl Olmalı? ~~
Demon Slayer’ın izleme sırası ilk bakışta biraz karışık görünebilir. Bunun sebebi Mugen Train, To the Swordsmith Village ve To the Hashira Training gibi filmlerin bulunması. Bu filmler, dizi bölümlerinin birazcık kırpılıp hem bir önceki sezonun son birkaç bölümü hem de gelecek sezonun birkaç bölümünü içerecek şekilde düzenlenmeleri. Kişisel tavsiyem yukarıda belirtilen filmleri es geçmeniz ve direkt sezonlardan devam etmeniz yönünde. Hikayenin finali ise film üçlemesi şeklinde olacak.
Üçlemenin ikinci ve üçüncü filmlerinin kesin tarihleri bilinmiyor. Tahminler ikinci filmin 2027’de, üçüncü filmin 2029’da gelebileceği yönünde.
NOT: Animeyle alakalı 1-2 bilgi, son söz ve fragmana ikinci sayfadan devam edeceğim.

Muzan Kibutsuji
Apple TV+’ın başlamadan önce 2 sezonluk sipariş vermiş olduğu Pluribus‘un 43-62 dakika aralığındaki 9 bölümden oluşan ilk sezonu 7 Kasım-24 Aralık 2025 tarihleri arasında yayınlandı.
Benim o dönemde hiç radarıma giremeyen, fragmanını izlemek şöyle dursun konusunu bile okumadığım bir dizi olmuştu. Şubat ayında bir yerli TV programında dizinin bir müziği üzerinden dönmüş olan bir sohbet sonrasında şans verdim diziye ve sezonu yaya yaya bitirmem 6 ayımı aldı. Diziden memnun kaldım.
Tanıtım yazıp yazmama konusunda tereddütte kaldım aslında ama sonrasında o tereddüdü bırakıp ‘Artık ne çıkarsa’ diyerekten yazmaya karar verdim.

Breaking Bad dizisinin yaratıcısı ve de yürütücü yapımcısı olarak isim yapmış olan Vince Gilligan‘ın elinden çıkan bir dizi var karşımızda. Ona yapımcı koltuğunda yine söz konusu dizide birlikte çalıştığı Diane Mercer, Gordon Smith ve Alison Tatlock gibi isimler eşlik etmiş.
Emmy, Golden Globes, Academy of Science Fiction, Critics Choice, BAFTA ve daha birçok ödül organizasyonunda çok fazla sayıda adaylık ve ödül elde etmiş bir dizi var karşımızda. Bilim kurgu türünde bir dizi Pluribus. Diziyi dramadan ziyade kara komedi olarak kategorize etmek daha doğru bir tercih olur ayrıca bence.
Bir ‘Kıyamet sonrası’ hikayesi olarak lanse edilse de ‘Böyle kıyamete can kurban!’ durumu da var tabii ortada. Sakinlik, düzen, uyum, barış ve refah içeren bir kıyamet sonrası hikayesi düşünülebilir mi hiç keza? Kötü karakter diye bir şey yok mesela dizide. Kavga yok, cinayet yok. Kimsenin bile isteye birbirini incitmek istemesi gibi bir durum söz konusu bile değil.

Neyse, çok geyik yaptık. Hikayeye dönelim biraz daha.
Uzaylı, uzaydan gelen, uzay menşeili gibisinden bir tabirle etiketlenebilecek bir virüs dünyayı ele geçiriyor inanılmaz seri bir şekilde hikayemizin başlangıcında. Bir çeşit bilinç birleşmesi yaşanıyor bu virüsün salınımı sonrasında. Dünyadaki insan nüfusunun bir kısmı bu birleşme sırasında vefat ediyor. Dünyada sadece 13 kişi bu virüsten etkilenmiyor ve olduğu gibi kalıyor. Geri kalan herkes ise bu birleşmenin bir parçası haline geliyor.
Bu birleşme sonrasında ruh denen şey artık bedenlerde yok gibi bir şey. ‘Ötekiler’ olarak adlandırılabilecek bu birleşme toplumunun her bir bireyi artık sadece tek bir zihne sahip. Şu anda hayatta olan ya da birleşme anında bir anlığına bile olsa hayatta olup birleşmeye dahil olmuş olan her insanın zihni bu ortak zihni oluşturmakta. Ötekilerin sadece 1 üyesinin bile sahip olduğu bir yetiye artık tüm ötekiler üyeleri sahip durumda. Ötekilerin herhangi bir üyesinin tüm hafızası, tüm duygu ve düşünceleri artık tüm ötekiler üyelerinin bir parçası durumunda.
Ötekiler olarak nitelendirdiğimiz bu grup, son derece barışçıl bir politika izlemekte. Bırak insan öldürmeyi hayvan öldürmeye bile karşılar. Hatta bitkilere bile zarar vermiyorlar. Bir ağacın dalından meyve bile koparmayıp sadece yere düşmüş meyveleri tüketmekle yetiniyorlar. Herkese ve her şeye karşı bitmek tükenmeyen bir sabırları var. Virüsten etkilenmeyen söz konusu 13 kişinin tüm isteklerini memnuniyetle karşılıyorlar. Onları kibar bir şekilde ve sabırla dinliyorlar. Her türlü sorularını cevaplamaya çalışıyorlar. Yapıları gereği asla da yalan söyleyemiyorlar.

Ortam tasviri genel olarak yukarıdaki şekilde. Biraz da merkez karakterimiz Carol Sturka‘ya değinelim o vakit. New Mexico, Albuquerque’de yaşamakta. Romantik fantezi türünde yazdığı bir roman serisiyle ün yapmış Carol birleşmeden önceki eski dünya düzeninde. Çok büyük bir Amerikan kibrine sahip Carol. Bencil, öfkeli, alkolik, empati duygusu pek gelişmemiş bir kadın.
Birleşme sırasında aşık olduğu kadını, hayat arkadaşını kaybediyor Carol. Sonrasında da tüm öfkesini umarsızca etrafa saçmaya başlıyor. Bu 13 kişilik azınlığın çoğu üyesi sahip oldukları bu nimetin keyfini çıkarmaya çalışırken o ise ötekileri kendine düşman belliyor. Ama bu yolda sürekli olarak tutarsız tavırlar sergiliyor.
Karaktere Better Call Saul, Whitney ve I’m with Her gibi dizilerle tanınan Rhea Seehorn hayat vermekte.

Manousos
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve virüsten etkilenmeyen söz konusu 13 kişinin tamamıyla tanışmıyoruz bu arada sezon içerisinde. Aralarında 68 yaşında bir Türk de olduğu söyleniyor mesela ama o da hiç görmediklerimiz arasında. Hiç görmediklerimizi ve sadece 1 kez gördüklerimizi kenara ayırdığımızda Carol harici hikayede az biraz yer kaplayan sadece 2 kişi kalıyor geriye: Manousos ve
Mr. Diabaté.
Mr. Diabaté, halinden ve bu yeni dünya düzeninden en fazla memnuniyet duyanı bu 13 kişi arasında. Güzel kadınlar, afili yemekler, gösterişli oteller, onu istediği yere götüren kocaman, konforlu uçaklar. Ötekiler, o ne isterse temin ediyor ve o da bu lüks hayatın tadını çıkarıyor.
Manousos ise Mr. Diabaté’nin tam tersi bir tavır içerisinde. Net bir duruşu var. Ötekilerden herhangi bir şey talep veya kabul etmek şöyle dursun; onlarla her türlü teması ve de iletişimi inatla reddetmekte.

Mr. Diabaté
Mr. Diabaté rolünde Samba Schutte‘yi, Manousos rolünde Carlos-Manuel Vesga‘yı izliyoruz.

Zosia
Dizide Rhea Seehorn‘dan sonraki en etkin rol ise Karolina Wydra‘ya ait. Zosia rolüyle karşımıza çıkmakta güzel aktris. Zosia, ötekilerin bir mensubu konumunda. Carol ile olan iletişimlerinde onu temsilci olarak seçmiş durumdalar.

Dizinin yüzde seksenini falan kaplayan Carol Sturka’yı hiç sevmemek ama buna rağmen diziyi sevmek gibi bir tezatlığa sahip bu satırları kaleme alan bu garip izleyici. Gerçekten çok itici yazılmış bir karakter var karşımızda ve sezon içerisinde bolca sinirlendirmekte bizi. Karolina Wydra’yı izlemek, onun o gülümsemesiyle adeta hipnotize olmak ise son derece rahatlatıcı bir etki yaratıyor tam tersi bir şekilde. İyi ki vardı cidden Zosia karakteri.

Dizinin kafasını gerçekten sevdim. Özgün bir tonda yazıldığını söylemek mümkün tabii ama bu kafanın bana 30-40 yıl önceki işleri anımsatan bir kafa olduğunu da söyleyebilirim rahatlıkla.
Dizide sözsüz sahneler sözlü sahnelere kıyasla çok daha fazla yer kaplıyor denebilir. Bu beni rahatsız eden değil de hoşuma giden bir şey oldu bu arada. Ben dizileri genel olarak hızlandırarak izleyen biriyim zaten ama hiç böyle bir huyu olmayan kişilerin de bu dizi özelinde 2x hızda bir tüketim gösterebileceğine inanıyorum. Çünkü bu dizide ortam buna fazlasıyla müsait söylediğim özelliğinden ötürü.
Neyse, gevezeliği bırakayım artık. Yazayım mı yazmayayım mı tereddüdüyle başladığım yazı 900 kelimeyi geçti keza. Benim diziyle ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Hala bir şans vermemiş olanlardansanız o şansı verin mutlaka diyorum ben.
Diziyle ilgili daha önce şu yazının altında yorum yapılmaktaydı.

Netflix’te 7 Ağustos’ta yeni bir Güney Kore dizisi bizlerle buluştu: Our Sticky Love. Bu da diziye ait fragman:
Romantik komedi ve suç draması ögelerini aynı kapta eriten bir dizi Our Sticky Love. 12 bölümden oluşmakta. Bölüm süreleri 42-67 dakika aralığında değişmekte.
Dizinin senaryosu Mo Ji-Hye tarafından kaleme alınmış. Yönetmenliğini ise Kim Jang-Han üstlenmiş.

Hikayemizin merkezinde Go Eun-sae isimli genç ve güzel bir kadın var. Bir gün bir hastane odasında hafızasını tamamen kaybetmiş bir şekilde uyanıyor Go Eun-sae. Vücudunda ufak tefek yaraları var ama en önemli ayrıntı şu ki parmakları parmak izi alınamayacak kıvamda. Hiçbir şey hatırlamıyor ve üzerinde kimlik, telefon vb. herhangi bir şey yokmuş hastaneye getirildiğinde. Parmak izi olmadığı için oradan da bir şey bulunamıyor.

Hastanede geçirdiği 2 haftanın ardından nihayet Go Eun-sae’yi tanıyan biri geliyor hastaneye. Jang Tae-ha isimli bu adam, Go Eun-sae’nin 2 senelik erkek arkadaşı olarak tanıtıyor kendisini. İlişkileri ile ilgili bir şeyler anlatıyor ama ne adam ne de anlattıkları Go Eun-sae’nin aklına bir türlü yatmıyor. Yine de hastaneden çıkıp kimsesizler için bir devlet tesisine gitmemek adına Jang Tae-ha ile birlikte hastaneden taburcu oluyor.

Pasaklı halleri, eski püskü minibüsü ve Seul’ün dışındaki küçük bir köydeki yaşamıyla hiç ama hiç memnun edemiyor bu genç adam Go Eun-sae’yi. İlişkileriyle ilgili anlatmaya devam ettiği şeyler de şüphe uyandırmaya devam ediyor.
Bakalım bundan sonraki süreçte Go Eun-sae ve Jang Tae-ha’yı neler beklemekte? Elbette hafıza kaybından önce neler yaşandı? Tüm bunları izleyip göreceğiz bu 12 bölümlük süreçte.

Go Eun-sae karakterinde Ha-young‘ı, Jang Tae-ha karakterinde ise Jung Hae-in‘i izliyoruz.
Kadroda ayrıca Heo Sung-tae, Seo Jung-yeon, Lee Jae-won, Jeon Bae-soo ve Cha Cheong-hwa gibi isimler bulunmakta.

Dizinin ilk bölümünü izledim ve çokça eğlendim. Go Eun-sae karakteri izlemesi epey keyifli bir karakter olmuş. Karaktere hayat veren Ha-young’un performansı da başarılıydı elbette. İşin komedi kısmından memnunum dediğim gibi.
İşin suç draması kısmı ise daha alt seviyelerde elbette. Bölümlerde bu şekilde çok fazla yer kaplamadığı ve uzunca bir süre ötelendiği müddetçe keyifli bir dizi izlemeye devam ederiz diye düşünmekteyim.


Ana Karakterler
Greg Russo (Steve Carell): Dizinin merkezindeki Greg, “Rooster” adlı kurgusal karakterin maceralarını yazan ünlü bir ucuz roman (pulp fiction) yazarıdır. Kızının boşanma sürecinde ona destek olmak isterken sınırları aşan ve sorunlarını çözmeye çalışırken yer yer bunaltıcı olan bir baba figürü çizer.
Ludlow Koleji’nde misafir yazar olarak çalışmaya başladığında etrafındaki akademik kaosa verdiği alaycı ve duygusuz tepkiler dizinin mizahının temelini oluşturur.
Katie Russo (Charly Clive): Greg’in kızı ve Ludlow Koleji’nde sanat tarihi profesörüdür. Dizinin duygusal çekirdeği olan Katie, kocası Archie’nin ihanetiyle sarsılmış durumdadır. Bir yandan hayatını yeniden kurup bağımsızlığını ve öz değerini bulmaya çalışırken diğer yandan babasının iyi niyetli ama yorucu müdahaleleriyle baş etmek zorundadır. Jenerasyonlar arası farkların en net görüldüğü karakterdir.
Archie Bates (Phil Dunster): Katie’nin eski kocasıdır. Aynı okulda Rus tarihi profesörü olarak görev yapan Archie çekici, zeki ama bir o kadar da kusurlu biridir. Eşini kendinden yaşça küçük bir doktora öğrencisi için terk etmesiyle dizideki ana krizin fitilini ateşler. Buna rağmen tamamen nefret edilecek tek boyutlu bir kötü karakterden ziyade, şeytan tüyüyle kendi kaosunu yaratan bir profil çizer.
Dylan Shepherd (Danielle Deadwyler) :İngiliz Dili ve Edebiyatı bölüm başkanı ve aynı zamanda saygın bir şairdir. Greg’i okuldaki sınıflara konuşmacı olarak davet eden kişidir. Okuldaki ve Russo ailesindeki absürtlüklerin ortasında en pragmatik ve ayakları yere basan karakter olarak öne çıkar; herkesin saçmalıklarının iç yüzünü görebilen ve sakinliğini koruyarak diziyi dengeleyen sığınak gibidir.

Danielle Deadwyler
Sunny (Lauren Tsai): Archie’nin uğruna evliliğini bitirdiği genç sevgilisi ve okulda nörobilim alanında doktora (PhD) adayıdır. Rooster, Sunny karakteriyle klasik “öteki kadın” klişesini yıkar. Sadece hikayeye hizmet etmek yerine kariyer odaklı, öz farkındalığı oldukça yüksek, karmaşık ve eylemlerinin sorumluluğunu alıp kendi sınırlarını çizebilen bir kadın olarak tasvir edilmiştir.
Walter “Walt” Mann (John C. McGinley): Ludlow Koleji’nin eksantrik ve sıra dışı rektörüdür. Greg’e okuldaki pozisyonunu teklif eden Walt, tam anlamıyla bir “akademik taşlama/hiciv” karakteridir. Ofisinde kendine ait bir saunası bulunan ve soğuk su dalışlarına takıntılı olan rektör, bitmek bilmeyen krizleri yönetirken bile otoritesini korumaya ve dışarıya sarsılmaz bir lider imajı çizmeye çalışır. Greg ile yaşadığı güç savaşları ve zıtlaşmalar dizinin en komik anlarına sahne olur.

Steve Carell, John C. McGinley

Charly Clive, Connie Britton, Steve Carell
]]>
Ağustos ekranı sizlerle…

5 Ağustos – Star Wars: Visions Presents – The Ninth Jedi (DISNEY+) (Fragman)
5 Ağustos – Sterling Point (PRIME) (Fragman)

5 Ağustos – The Shards (FX) (Fragman)

7 Ağustos – Alley Cats (NETFLIX) (Fragman)

13 Ağustos – My Brilliant Career (NETFLIX) (Fragman)

20 Ağustos – Blood Sacrifice (NETFLIX) (Fragman)

26 Ağustos – The Airport Chaplain (SBS) (Fragman)






Bir Comic-Con daha gelip çattı. 21-26 Temmuz tarihleri arasında San Diego Kongre Merkezi’ni ve şehrin geri kalanının büyük bir kısmını kaplayacak olan bu yılki etkinliğe katılan çeşitli TV dizileri ve filmler için panellerden etkinliklere kadar programlar geçtiğimiz günlerde arka arkaya açıklandı.

Marvel, 25 Temmuz Cumartesi günü Hall H’e geri dönüp geniş kırmızı halı etkinliğiyle gelecek projelerin ipuçlarını verecek; aynı zamanda Apple TV de bu dev salonda ilk kez boy gösterecek ve son Emmy ödüllerinin gözdesi Widow’s Bay’in yanı sıra Silo ve Dark Matter gibi geniş hayran kitlesine sahip bilim kurgu dizilerini ve bu yaz platformda yayınlanacak, John Cena ve Jessica Biel’in başrollerini paylaştığı Matchbox The Movie ile Ryan Reynolds ve Kenneth Branagh’ın başrollerini paylaştığı Mayday gibi aksiyon filmlerini tanıtacak.
Percy Jackson and the Olympians, 23 Temmuz’da Hall H panellerini başlatmak için büyük bir geri dönüş yapacak. Rick Riordan’ın The Titan’s Curse romanından uyarlanan 3. sezon için, tıpkı 2025 yılında The Sea of Monsters’ın salonu sular altında bırakan 2. sezonu gibi, yayın tarihiyle ilgili bazı haberler açıklaması muhtemel.

Disney Television Entertainment’s ‘Percy Jackson’ Comic Con 2026
The Rookie de geri dönecek ve 25 Temmuz’da Disney Entertainment Television (DET) panellerini sonlandıracak. DET, Percy Jackson 3. sezon, American Horror Story 13. sezon ve Animayhem’deki birçok animasyon yapımını tanıtmak amacıyla konukların ziyaret edebileceği çeşitli etkinlikler düzenleyecek.
HBO Max ise yakında yayınlanacak olan The Big Bang Theory uzantısı Stuart Fails to Save the Universe, Lanterns, House of the Dragon ve daha fazlası için etkinlikler ve deneyimler sunmak üzere fuarda yer alacak.

Stuart Fails to Save the Universe
23 TEMMUZ PERŞEMBE
Percy Jackson And The Olympians (20th Television / Disney Kids & Family / Disney+) (10:00)
Percy Jackson and the Olympians , üçüncü sezonuna özel bir ilk bakışla Hall H’e geri dönüyor. Dizinin başrollerinde yer alan Walker Scobell, Aryan Simhadri, Charlie Bushnell, Tamara Smart, Levi Chrisopulos ve Olive Abercrombie, yapımcılar Craig Silverstein ve Dan Shotz ile birlikte, Juju Green’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde yer alacak. Panelde, The Titan’s Curse’ün bu yılın ilerleyen aylarında ekranlara gelmesiyle birlikte, kamera arkası hikayeleri paylaşılacak, yeni karakterler tanıtılacak ve izleyicilere gelecek maceralara dair bir ön izleme sunulacak.
Marvel’s Wolverine: Deep Cuts (12:00)
Yüzeyi sadece kazımakla kalmıyor; içini de kesip açıyor. Insomniac Games’ten Marcus Smith (yaratıcı yönetmen), Mike Daly (oyun yönetmeni), Walt Williams (hikaye yönetmeni) ve Jess Reiner-Reed (proje yönetmeni), aktörler Liam McIntyre (Wolverine) ve Krizia Bajos (Jean Grey) ile birlikte Eric Monacelli’nin (Marvel Games yönetici yapımcısı) katılımıyla, 15 Eylül’de PlayStation 5 konsollarında çıkacak olan Marvel’s Wolverine hakkında yeni ayrıntıları paylaşacak. Panel, oyunun hikayesi ve karakterlerinin perde arkasını gözler önüne seriyor ve daha önce hiç görülmemiş içerikler sunuyor.
Avatar Aang: The Last Airbender (Paramount+) (13:00)
Dört Ulus’a yapılan nihai dönüş, Hall H’e geliyor! Avatar Aang: The Last Airbender’ın seslendirme sanatçıları ve yaratıcı ekibiyle bir araya gelin ve yakında vizyona girecek filmin yapım süreci ile Avatar evreninde bundan sonra neler olacağına dair derinlemesine bir sohbete katılın. Aang’in bir sonraki destansı yolculuğuna dair özel ön izlemeler ve unutulmaz bilgiler sizi bekliyor.
Drifter (14:00 – 15:00)
Rekabetçi drift dünyası aracılığıyla kurtuluş ve aidiyet bulan yalnız bir temizlik görevlisinin hikâyesine ilk elden bir bakış; yakında vizyona girecek filmin kamera arkası görüntüleri ve oyuncu kadrosu ile ekibin hikayeleriyle. Yazar, yönetmen ve başrol oyuncusu Sung Kang’a (Hızlı ve Öfkeli serisi), oyuncular Tamara Braun, Gregory Cruz, McCaleb Burnett, Michael Nehring, James Pumphrey ve Grant Sullivan, yazar-yapımcı Ted Chung, yazar Aaron Strongoni, yapımcı Brian Yang, kurgucu/ortak yapımcı Lam T. Nguyen ve ikinci yönetmen Brian Scotto eşlik ediyor.
Stuart Fails to Save the Universe (HBO Max) (14:15)
Etkinlikte, merakla beklenen The Big Bang Theory’nin Max Original uzantısının özel bir ön gösterimi yapılacak; ardından, yaratıcıları Chuck Lorre, Zak Penn ve Bill Prady ile başrol oyuncuları Kevin Sussman, Lauren Lapkus, John Ross Bowie ve Brian Posehn’in katılacağı, sürprizlerle dolu bir panel düzenlenecek. Moderatörlüğünü Felicia Day üstlenecek.
Namit Malhotra’s Ramayana (DNEG) (15:15)
Tanrılar ve kralların hüküm sürdüğü bir çağda, dünyaların kaderi belirsizdir. Görev, fedakârlık ve daha büyük iyilikle bağlı bir prens olan Rama, gurur ve intikamla hareket eden, evreni paramparça edecek kadar güçlü, ölümsüz hükümdar Ravana ile yüzleşmek zorundadır. Prime Focus’un kurucusu ve görsel efekt devi DNEG’in küresel CEO’su Ranbir Kapoor (Rama), Yash (Ravana) ve yönetmen Nitesh Tiwari ile bir araya gelerek, Hint sinema tarihinin en büyük sinema projesine ve dünyanın en eski ve en kalıcı destanlarından birinin kapsamlı yeni bir uyarlamasına özel bir ilk bakış sunuyor.
Batman: Caped Crusader (Prime Video / Warner Bros. Animation / DC Studios / Bad Robot Productions / 6th & Idaho) (15:30)
Batman: Caped Crusader 2. Sezon’un ilk bölümünün dünya prömiyeri gösterimi için Gotham City’ye geri dönün; gösterimin ardından, bu popüler animasyon noir dizisinin seslendirme kadrosu ve yaratıcı ekibiyle bir soru-cevap oturumu düzenlenecek.
Directors on Directing (15:30)
Collider tarafından sunulan bu yılki panel, “Barbarian” ve “Weapons” filmlerinin yönetmeni Zach Cregger’ı, “Game Night”, “Dungeons & Dragons: Honor Among Thieves” ve yakında Apple TV+’da yayınlanacak “Mayday” filminin arkasındaki ekip olan yönetmen ikilisi Jonathan Goldstein ve John Francis Daley ile bir araya getiriyor. Panel, Collider Genel Yayın Yönetmeni Steven Weintraub tarafından yönetilecek. Katılımcılar, kamera arkası hikayeleri, “heyecan verici bir sürpriz” ve daha fazlasını bekleyebilirler. Söylentilere göre Cregger, yakında vizyona girecek Resident Evil uyarlamasından ilk görüntüleri gösterebilir, ancak bu bilgi henüz doğrulanmadı. (Hall H)
Hope (Neon) (16:30)
Güney Koreli yönetmen Na Hong-jin’den (The Wailing, The Chaser) bu yılın Cannes Film Festivali’nde en çok konuşulan filmlerinden biri olan Hope geliyor. zak bir köy olan Hope Harbor’da, gizemli bir yaratık topluluğu altüst etmiştir. Polis ve yerel avcılar canavarın izini sürmek için yola çıkar, ancak kendileri av haline gelirler. Kore’nin parlayan yıldızı Hoyeon’un (Squid Game) yapacağı tanıtımın ardından Na, bir söyleşiye katılacak ve özel görüntüleri izleyicilerle paylaşacak.
Inside the Lucas Museum of Narrative Art (16:45)
Lucas Anlatı Sanatı Müzesi’nde, Kıdemli Küratör ve Film Programları Sorumlusu Ryan Linkof, Stoopid Buddy Stoodios’un kurucu ortakları Seth Green ve Matthew Senreich ile DC’nin Başkanı, Yayıncısı ve Kreatif Direktörü Jim Lee’nin katılımıyla, Keke Palmer’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek özel bir ön izleme etkinliğiyle görsel hikâye anlatıcılığının sanatını kutlayın. Panelistlere katılarak müzenin yakında sunulacak içerikleri ve film programlarına ilk göz atın, anlatı sanatını derinlemesine inceleyin ve George Lucas ile nesiller boyu sanatçılara ilham veren beklenmedik sapmaları keşfedin. (Hall H)
Breaking Bear (Tubi) (16:45)
Brendan Fraser, Sarah Michelle Gellar, Annie Murphy, Elizabeth Hurley ve Josh Gad’in seslendirme kadrosunda yer aldığı Breaking Bear, işlevsiz bir ayı ailesinin, evlerini yok etmeye çalışan petrol arayıcılarını, mafya üyelerini ve psikopat bir kurt sürüsünü durdurmak için tam anlamıyla suçluya dönüşmesini konu alan bir animasyon komedi. 24 Temmuz’da Tubi’de gösterime giriyor.
Onslaught (A24) (17:30)
Adam Wingard ve Simon Barrett’tan (Godzilla x Kong, The Guest, You’re Next) gelen bir aksiyon gerilim filmi. Genetiği değiştirilmiş süper askerlerden oluşan asi bir birim çölde kontrolden çıkınca, tecrübeli bir ordu keskin nişancısı küçük bir kızı korumak zorunda kalır. Wingard, Adria Arjona, Drew Starkey, Rebecca Hall ve Dan Stevens, moderatör Kevin Smith eşliğinde filmi tartışacak; ardından sonbahara kadar bir daha gösterilmeyecek, daha önce hiç görülmemiş görüntüler izletilecek.
Brad Bird: My Cinematic Journey (Skydance Animation & Netflix) (18:00)
The Iron Giant, The Incredibles, Ratatouille ve Mission: Impossible–Ghost Protocol filmlerinin arkasındaki Akademi Ödüllü yönetmen Brad Bird, kariyerini kutlayan kapsamlı bir sohbete katılıyor. Bird, yaratıcı sürecini, hikaye anlatım yaklaşımını ve filmlerine damgasını vuran unutulmaz karakterleri ve dünyaları ele alıyor. Ayrıca, Skydance Animation ve Netflix ortak yapımı olarak yakında vizyona girecek olan Ray Gunn filmiyle ilgili özel bir ön izleme sunuyor; filmin hikayesi, tarzı ve izleyicilerin bir sonraki filminden neler bekleyebileceği konusunda yeni ayrıntılar paylaşıyor. Sohbeti Collider’ın genel yayın yönetmeni Steven Weintraub yönetiyor. (Hall H)
Stan Lee: The Final Chapter exclusive screening (Osmosis Global) (20:15)
Stan Lee, çizgi roman dünyasının sevilen yüzü ve efsanevi kişiliğiyle dünyanın dört bir yanındaki insanlara ilham veren bir efsaneydi. Ancak gülümsemelerin, fuar katılımlarının ve kırmızı halı etkinliklerinin ardında çok farklı bir hikaye yatıyordu. Stan Lee: The Final Chapter, Stan Lee’nin son yıllarının gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Daha önce hiç görülmemiş görüntüler ve ilk elden anlatımlar aracılığıyla bu belgesel, bu ikonun hayatının perdesini aralıyor ve kamuoyunun gördüklerinin her zaman tüm gerçeği yansıtmadığını hatırlatıyor.

Lanterns
24 TEMMUZ CUMA
Blade Runner 2099 ve The Lord of the Rings: The Rings of Power (Prime Video) (10:00)
Yakında yayınlanacak Blade Runner 2099 dizisi ve Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri’nin 3. sezonuna dair özel görüntülerle distopik Los Angeles’a ve Orta Dünya için verilen destansı savaşa tanık olun. Dizinin oyuncuları ve yapımcıları sizi kendi dünyalarına davet ederek, kamera arkası detaylarını ve heyecan verici sürprizleri paylaşacaklar. (Hall H)
Forgotten Island (DreamWorks Animation) (10:00)
Animasyon filmin yapımcıları ve başrol oyuncuları, sihirli ve mitolojik yaratıklarla dolu fantastik bir adaya sürüklenen, ömür boyu en iyi arkadaş olan iki karakteri konu alan bu yeni orijinal film hakkında ayrıntılı bilgiler paylaşıyor
Adventure Time: Side Quests (Cartoon Network Studios / Hulu / Disney+) (11:00)
İnsan Human ve Köpek Jake, destansı ve fantastik Ooo diyarında kötülüğün canına okumak için geri döndü! Yaratıcı ekip ve seslendirme kadrosunun üyeleriyle birlikte yepyeni eğlenceli maceralara dalın. Cartoon Network Studios tarafından üretilen dizi, şu anda ABD’de Hulu ve Disney+’ta yayınlanıyor.
Ghosts ve Eternally Yours (CBS Studios) (11:15)
CBS’in Ghost dizisi, aynı yaratıcılar Joe Port ve Joe Wiseman’ın yakında çıkacak vampir komedisi Eternally Yours ile birlikte devasa bir panel bloğu için geri dönüyor. İlk olarak Ghosts yer alacak; panelistlerin arasında yıldızlar Utkarsh Ambudkar, Asher Grodman, Sheila Carrasco, Román Zaragoza ve yürütücü/yönetici yapımcı Port ve Wiseman’ın yer alması bekleniyor. Ardından Eternally Yours ile devam edecek; özel bir prömiyer gösterimi yapılacak ve panelde Port ile Wiseman’ın yanı sıra başrol oyuncuları Ed Weeks, Allegra Edwards, Jaren Lewison, Helen J Shen ve Parker Young yer alacak.
The Walking Dead: Dead City (AMC / AMC+) (11:45)
Jeffrey Dean Morgan, Lauren Cohan, Aimee Garcia, Raúl Castillo, yürütücü ve yönetici yapımcı Seth Hoffman ve yönetici yapımcı Scott Gimple, 26 Temmuz’da prömiyer yapacak yeni sezonu ele alıyor ve ilk bölümden özel bir ön izleme paylaşıyor. (Hall H)
The Vampire Lestat (AMC / AMC+) (12:30)
Oyuncular Jacob Anderson, Assad Zaman ve Eric Bogosian, yaratıcı ve yürütücü yapımcı Rolin Jones ve yönetici yapımcılar Mark Johnson ve Hannah Moscovitch, sezon finalini tartışıyor. Ayrıca, dizinin bestecisi Daniel Hart’ın orijinal şarkılarını içeren ve Lestat rolünde Sam Reid’in seslendirdiği “The Vampire Lestat: One Night Only Live” müzik performansından öne çıkan anlar da yer alıyor. (Hall H)
Lanterns (HBO Max) (13:30)
Kyle Chandler (Hal Jordan) ve Aaron Pierre’in (John Stewart), Garret Dillahunt (William Macon) ve Poorna Jagannathan (Zoe) ile bir araya geldiği ve vizyoner ortak yaratıcılar Chris Mundy, Damon Lindelof ve Tom King’in de yer aldığı Green Lantern Corps’un dünyasına adım atın. Daha önce hiç görülmemiş klipler ve kamera arkası görüntüleri içeren özel bir ön izlemeyle, merakla beklenen bu yeni diziye epik bir dalışa hazırlanın. (Hall H)
Buddy (Roadside Attractions / Saban Films) (13:45)
Barbarian, Friendship and Weapons filmlerinin yapımcıları ile Adult Swim’den Casper Kelly’nin (Too Many Cooks) imzasını taşıyan Buddy, 1990’ların çocuk programlarına eğlenceli bir göndermeyle başlıyor; ancak bir grup çocuk, kendilerini dışarı çıkmalarına izin vermeyen bir televizyon programında mahsur kaldıklarını fark edince, film sürreal ve tüyler ürpertici bir terör sarmalına dönüşüyor. Onaylanan panelistler: yönetmen ve ortak senarist Kelly, yapımcılar J.D. Lifshitz ve Raphael Margules, oyuncu Delaney Quinn ve kuklacı Devon Ludlow. Sundance Midnight seçkisinde yer alan film, 28 Ağustos’ta vizyona girecek.
My Adventures with Superman (Warner Bros. Animation / DC Studios) (14:00)
Adult Swim’in Warner Bros. Animation ve DC Studios tarafından hazırlanan beğenilen animasyon dizisinin 3. sezonunu oyuncular ve yaratıcı ekip ile konuşurken, bir sonraki bölüme hazırlanın. Clark ve Lois’in gelişen ortaklığından Metropolis ve ötesindeki artan gerilime kadar, panelde dizinin dünyanın en ikonik kahramanını nasıl duygu, mizah ve aksiyonla yeniden kurguladığı ele alınacak; ayrıca hayranlar için kamera arkası bilgiler ve özel sürprizler de yer alacak. Panelistler arasında dizinin yürütücü yapımcıları Jake Wyatt ve Brendan Clogher, yazar Karen Graci ve seslendirme kadrosunda Jack Quaid, Alice Lee, Ishmel Sahid ve Kiana Madeira yer alıyor.
Marvel Comics to Screen: X-Men ’97 (Marvel Animation) (14:15)
Marvel Animation’ın X-Men ’97 dizisinin yaratıcı ekibiyle ve özel konuklarla birlikte X-Men ’97’nin 2. sezonunu derinlemesine inceleyin. Sunumda, içeriden gelen bilgiler, özel anekdotlar, gelecek bölümlerle ilgili ipuçları ve sunumun sonunda dağıtılacak özel bir çizgi roman yer alacak.
John Cusack Showcases the Surreal World of Momo (14:30)
John Cusack (Say Anything, Grosse Pointe Blank), meslektaşı ve çizgi roman yaratıcısı David Dastmalchian (Count Crowley, Through) ile birlikte ilk grafik romanını, eserin ardındaki ilham kaynağını ve film ile çizgi roman arasında medya geçişi yapmanın nasıl bir deneyim olduğunu tartışıyor.
NBC100: Grimm 15th Anniversary Panel (NBC) (14:45)
100. yıl kutlamaları kapsamında NBC, sevilen fantastik polisiye dizisi Grimm’in oyuncu kadrosunu ve yapımcılarını özel bir 15. yıl dönümü paneli için bir araya getiriyor. Panel, altı sezon boyunca izleyicileri büyüleyen gizemleri, mitolojiyi ve unutulmaz karakterleri, kişisel kamera arkası hikayeleri, hayranların en sevdiği anlar ve Grimm’in nasıl kalıcı, türlerin sınırlarını aşan bir hit haline geldiğine dair bir bakışla ele alacak.
Rick and Morty (Adult Swim) (15:00)
Seslendirme kadrosu, yapımcılar Dan Harmon ve Scott Marder ile bir araya gelerek 9. sezonu mercek altına alacak; ekip, Rick and Morty ve tüm Smith ailesinin geleceğini tartışırken sahne arkası hikayeleri, yaratıcı içgörüler ve boyutlar arası kaos masaya yatırılacak.
King of the Hill (20th Television Animation / Hulu) (16:00)
Hulu’da yayınlanan en yeni sezonunun prömiyerinin hemen ardından, ortak yaratıcılar ve yapımcılar Mike Judge ve Greg Daniels, yürütücü ve yönetici yapımcı Saladin Patterson ile oyuncular Kathy Najimy, Stephen Root, Lauren Tom, Toby Huss ve Ashley Gardner’a katılarak King of the Hill’in yeni dönemine ve Arlen’in en sevilen sakinlerini bekleyen yeniliklere yakından bir göz atın.
Spaceballs: The Comic-Con Panel (Amazon MGM Studios) (16:00)
Oyuncular ve yapımcılar, Mel Brooks’un 1987 tarihli kült klasiğinin devamı olan ve Nisan 2027’de vizyona girecek olan Spaceballs: The New One’a Schwartz’ın gözünden bir bakış sunuyor. Bu hafta sonu nostaljik ilgiyi çekmek için rekabet eden yeniden yapımlar, klasik serilerin devam filmleri ve sinematik evrenler arasında, bu film tam olarak ne yapmaya çalıştığını açıkça söylemeye hazır olan tek yapım.
Bold Voice of Contemporary Horror 10th Anniversary Panel (16:45)
Shudder’ın yakında vizyona girecek filmi The Cycle’ın başrol oyuncusu Deborah Ann Woll ve AMC’nin The Terror: Devil in Silver dizisinin başrol oyuncusu Dan Stevens, günümüz korku dünyasının en bilgili ve etkili isimleriyle bir araya gelerek bağımsız ve stüdyo yapımı korku yapımlarının durumunu tartışacak ve 10. yıl dönümü vesilesiyle bu yıl daha büyük ve cesur adımlarla karşımıza çıkacak en iyi yapımlara dair bir ön izleme sunacak. Gelecekte vizyona girecek filmlerden ve öne çıkan festival filmlerinden özel görüntüler ile Overlook Film Festivali’nin kurucu ortağı ve Film Programlama Direktörü Michael Lerman’ın moderatörlüğünde, Zachary Wigon (yönetmen, Victorian Psycho), Dave Boyle (SXSW Seyirci Ödülü sahibi Never After Dark) ve diğer konukların katılımıyla gerçekleşecek canlı bir tartışma yer alacak.
The 20th Anniversary of Guillermo del Toro’s Pan’s Labyrinth (Cineverse) (17:15)
Guillermo del Toro, oyuncular Doug Jones (Pale Man, Faun) ve Ivana Baquero (Ofelia) ile görüntü yönetmeni Guillermo Navarro, Ekim ayında sinemalarda gerçekleşecek 4K yeniden gösterim öncesinde, filmin sanatsal yönünü, mirasını ve kültürel etkisini kutlayan özel bir kamera arkası etkinliğiyle hayranları bir yolculuğa çıkarıyor. (Hall H)
Attack of the Killer Tomatoes: Organic Intelligence (Anchor Bay) (19:15)
Moderatör ve filmin yapımcısı Michael Polis (Yo Gabba Gabba!), yönetmen David Ferino, “Killer Tomatoes”un orijinal yaratıcısı Costa Dillon, oyuncular Dan Bakkedahl (Veep), Myrna Velasco (Star Wars Resistance), Zachary Roozen (Romeo and Juliet Killers), Samantha Bailey (Just Add Magic) ve Noor Razooky (The Old Man) yer alacak. Panelde yeni filmin yapım süreci ele alınacak ve resmi fragmanın dünya prömiyeri, özel görüntüler, seyirciyle soru-cevap bölümü ve Katil Domates Norman’ın özel konuk olarak katılımı yer alacak.
Special Sneak Preview: Dark Matter Season 2 (Apple TV) (22:00)
Konuklar arasında başrol oyuncusu ve yönetici yapımcı Joel Edgerton; oyunuc Dayo Okeniyi; romanın yazarı, yaratıcısı ve yönetici yapmcısı Blake Crouch; yazar ve yönetici yapımcı Jacquelyn Ben-Zekry; ve yönetici yapımcı Matt Tolmach yer alıyor.

Widow’s Bay
25 TEMMUZ CUMARTESİ
Batman: Knightfall Part 1: Knightfall (Warner Bros. Animation / DC Studios / Warner Bros Home Entertainment) (10:00)
Yalnızca Bane olarak bilinen gizemli dev, Batman’in tüm düşmanlarını Arkham Akıl Hastanesi’nden serbest bıraktığında, Pelerinli Savaşçı hem zihinsel hem de fiziksel olarak kırılma noktasına itilir. Rick Morales (yönetici yapımcı), Jim Krieg (yapımcı), Michael Mando (Bane) ve diğerleriyle bir araya gelin ve Batman çizgi romanlarının zengin tarihindeki en ikonik ve sevilen destanlardan birini hayata geçiren bu çok bölümlük animasyon serisinin perde arkasını keşfedin.
Bob’s Burgers (20th Television Animation / Hulu / Fox) (10:00)
Yaratıcı ve yönetici yapımcı Loren Bouchard, yönetmen Bernard Derriman ve seslendirme kadrosundan H. Jon Benjamin, John Roberts, Kristen Schaal, Eugene Mirman, Dan Mintz ve Larry Murphy, Belcher ailesinin en son maceralarını tartışmak, hayranların en sevdiği anları paylaşmak ve Emmy ödüllü dizinin geleceğine dair ipuçları vermek üzere bir araya geliyor.
Futurama (20th Television Animation / Hulu / Fox) (11:00)
Bu, şimdiye kadarki en çılgın “Futurama” paneli! “Futurama”, 3 Ağustos’tan itibaren Hulu’da 10 muhteşem yeni bölümle haftalık olarak geri dönüyor. Ama Matt Groening’in bizzat sunduğu, çok gizli dünya prömiyeri görüntülerini hemen şimdi izleyebilecekken neden bekleyesiniz ki! Üstelik sadece kendisi de değil; baş yazar David X. Cohen, yapımcılar Claudia Katz ve Ken Keeler, moderatör Lee Supercinski ile Futurama’nın süperstarları Billy West, John DiMaggio, Lauren Tom, Phil LaMarr, David Herman ve Maurice LaMarche! Katılmayan herkes yok edilecek.
The Simpsons (20th Television Animation / Hulu / Fox) (11:45)
The Simpsons, San Diego Comic-Con’a bir milyonuncu kez geri dönüyor! Matt Groening, Ballroom 20’de bu rekor kıran bir milyonuncu katılımı kutlamak üzere sahnede senaristler, animatörler ve çok gizli özel konuklarla bir araya gelecek. Ve bu milyonuncu yıldönümünü onurlandırmak için, The Simpsons, Homer, Marge, Bart, Lisa ve Maggie (ve Barney) hakkında bildiğinizi sandığınız her şeye meydan okuyacak, tüyler ürpertici yepyeni bir “Simpsons” hikayesinin dünya prömiyerini özel bir ön izlemeyle sunacak.
Yaga (AMC Global Media / Crave) (12:30)
Oyuncular Noah Reid (Schitt’s Creek, The Vampire Lestat), Clark Backo (Venom: The Last Dance, Letterkenny) ve Carrie-Anne Moss (Matrix Films, Memento), yürütücü ve yönetici yapımcı Kat Sandler ile birlikte, Slav halk masalı Baba Yaga cadısını çağdaş bir gizem-gerilim dizisi olarak yeniden yorumlayan yeni AMC+ dizisinin ön gösteriminin yapılacağı bir panele katılacaklar.
Star Trek Universe (Paramount+) (12:30)
Hall H’de Star Trek: Strange New Worlds dizisinin oyuncuları ve yapımcılarıyla bir araya gelin; serinin 60. yıl dönümünü kutlarken, serinin farklı yapımlarından gelen isimlerin de yer alacağı bu özel etkinlikte, dizinin geleceğine dair özel bir ön izleme fırsatını kaçırmayın. Strange New Worlds’ten Anson Mount, Rebecca Romijn, Ethan Peck, Christina Chong, Celia Rose Gooding, Melissa Navia ve Paul Wesley, yönetici yapımcılar Akiva Goldsman, Henry Alonso Myers ve Alex Kurtzman’ın katılımı planlanıyor.
Eugene “Rod” Roddenberry’nin özel giriş konuşmasıyla birlikte 60. yıl kutlamasına katılacaklar: Michael Dorn, Robert Picardo, Connor Trinneer, Cirroc Lofton, Doug Jones, Michelle Hurd, Jerry O’Connell, Christina Chong, Karim Diané ve George Takei.
American Dad! (20th Television Animation / Hulu / Fox) (12:45)
Smith ailesi, 400. bölüm gibi önemli bir dönüm noktasını kutlamaya hazırlanırken, başrol oyuncuları Scott Grimes ve Dee Bradley Baker ve yazarlar Nic Wegener, Zack Rosenblatt ve Parker Deay ile birlikte gelecek sezon da dahil olmak üzere Langley Falls’ta neler olacağına dair bir ön izleme fırsatını kaçırmayın.
Family Guy (20th Television Animation/Hulu/Fox): (13:30)
Yıldız oyuncular Alex Borstein, Seth Green, Arif Zahir, Jennifer Tilly, animatör Peter Shin ve yürütücü ve yönetici yapımcı Rich Appel ile birlikte, özel görüntüler, özel duyurular ve televizyonun en saygısız ailesinin geleceğine dair bir ön izlemeyle dolu, unutulmaz bir panele katılın.
The Rookie (20th Television / ABC / Lionsgate) (13:45)
Yaratıcı ve yönetici yapımcı Alexi Hawley, yönetici yapımcı ve başrol oyuncusu Nathan Fillion ile başrol oyuncuları Melissa O’Neil, Richard T. Jones, Alyssa Diaz, Eric Winter, Mekia Cox, Shawn Ashmore, Jenna Dewan, Lisseth Chavez ve Deric Augustine, yakında başlayacak dokuzuncu sezonun prömiyeri, dizinin streaming platformlarındaki büyümesi, genç izleyiciler arasında viral bir hit haline gelmesi ve çok daha fazlasını tartışacak.

Matthew Rhys (Widows Bay)
Apple TV Hall H presentation (14:00)
Apple ilk kez Hall H’i devralıyor. Josh Horowitz, Matchbox the Movie, Dark Matter, Mayday, Silo ve Widow’s Bay dizilerinin oyuncuları ve yapımcılarıyla yapılacak sohbetleri yönetecek.
Matchbox the Movie (Apple Original Film / Skydance Media / Mattel Films): 9 Ekim’de prömiyer yapacak olan bu aksiyon dolu, dünyayı dolaşan macera filmi, çocukluktan beri arkadaş olan bir grubun hayatlarının altüst olmasını konu alıyor. Uzun süredir ortalarda görünmeyen eski liderleri, gizli CIA ajanı Sean (John Cena), küçük kasabalarına geri döndüğünde, farkında olmadan onları dünyayı kurtarmak için çılgın bir uluslararası kovalamacaya sürükler. Onaylanan panelistler: Cena, Jessica Biel, Arturo Castro, Sam Richardson, Teyonah Parris.
Widow’s Bay (Apple Studios): Widow’s Bay’de, Belediye Başkanı Tom Loftis (Matthew Rhys) zor durumdaki topluluğunu yeniden canlandırmak için çaresizce çabalarken, yüzeyin altında gizli bir şey pusuda bekliyor. Panelistler daha sonra açıklanacak.
Dark Matter (Apple TV / Sony Pictures Television): Aynı adlı bilim kurgu romanından uyarlanan Dark Matter, fizikçi, profesör ve aile babası Jason Dessen’i (Joel Edgerton) konu alıyor. Dessen, bir gece Chicago sokaklarında evine doğru yürürken, hayatının alternatif bir versiyonuna kaçırılır. 2. sezon 28 Ağustos’ta başlıyor. Onaylanan panelistler: Blake Crouch, Matt Tolmach, Jacquelyn Ben-Zekry, Edgerton, Jennifer Connelly, Dayo Okeniyi.
Mayday (Apple Original Film / Skydance Media): Ryan Reynolds ve Kenneth Branagh, casus gerilim türünü alt üst eden, aksiyon dolu, türler arası bir dostluk komedisinde bir araya geliyor. 4 Eylül’de prömiyer yapacak. Onaylanan panelistler: Yönetmenler John Francis Daley ve Jonathan Goldstein.
Silo (Apple Studios): 3 Temmuz’da yayınlanmaya başlayan 3. sezon, yüzyıllar öncesine dayanan bir köken hikâyesini ortaya çıkarırken, gizemli koşullar altında yeraltında yaşayan 10.000 kişilik distopik bir toplumun serüvenini sürdürüyor. Onaylanan panelistler: Graham Yost, Rebecca Ferguson, Common, Tim Robbins, Ashley Zukerman, Jessica Henwick, Alexandria Riley.
Reacher ve Neagley (Prime Video) (15:30)
Aksiyon dolu dev yapım Reacher, 4. sezonuyla her zamankinden daha büyük ve cesur bir şekilde geri dönüyor; şimdi ise sevilen karakterin kökenlerine ve dünyasına ilk kez derinlemesine bir bakış sunan patlayıcı yeni dizi Neagley ile hikâye genişliyor. Alan Ritchson, Maria Sten ve oyuncu kadrosu, özel ilk görüntüler, beklenmedik açıklamalar, kamera arkası bilgileri ve pek çok sürprizle sahneye çıkıyor.
Carrie (Prime Video) (16:45)
Vizyoner Mike Flanagan, Stephen King’in ikonik öyküsünü cesur ve yepyeni bir televizyon olayı olarak yeniden kurguluyor. Flanagan’a, yıldız oyuncular Summer Howell, Samantha Sloyan, Siena Agudong, Alison Thornton, Amber Midthunder ve Matthew Lillard ile birlikte ilk kez katıldığı San Diego Comic-Con’da eşlik edin ve set arkası bilgiler, daha önce hiç görülmemiş görüntüler ve özel bir duyuru içeren diziye özel bir bakış atın.
Collider Ladies Night With Perri Nemiroff (Collider) (17:30)
Collider’ın kıdemli yapımcısı Perri Nemiroff, oorna Jagannathan (Lanters), Lana Condor (Acme Vs Coyote), Aimee Garcia (Walking Dead: Dead City), Jessica Henwick (Silo) ve diğer özel konuklar da dahil olmak üzere bir grup güçlü kadınla bir araya gelerek Hollywood’daki yolculuklarını keşfedecek ve yakında çıkacak projelerine dair ipuçları verecek.
Marvel Studios Hall H presentation (17:30)
Marvel Sinematik Evreni’nden özel konuklarla birlikte Marvel Studios’a katılın ve gelecekte neler olacağına dair özel bir bakış atın.
An Evening with Kevin Smith (19:15)
Kevin Smith’in yeni filmi ve yakında çıkacak çizgi romanlar hakkında ayrıntıları öğrenin, ayrıca merak ettiğiniz tüm soruları sorun. Comic-Con’daki Cumartesi gününüzü Silent Bob’u dinleyerek noktalayın! (Hall H)
House of the Dragon 3. sezon hayran gösterimi (HBO) (22:00)
HBO Max, ortak yaratıcı ve yürütücü yapımcı Ryan Condal’ın sunumuyla 3. sezon 6. bölümün özel bir ön gösterimini düzenleyecek.

Ella Purnell (Fallout)
26 TEMMUZ PAZAR
Saying “Hi” with Alice Oseman (11:15)
New York Times en çok satanlar listesinin 1 numaralı yazarı, illüstratör ve Heartstopper dizisinin Emmy ödüllü senaristi Alice Oseman, serinin son cildi ve Netflix’te yayınlanacak final filmi Heartstopper Forever ile Heartstopper serisinin sona ermesini değerlendiriyor.
Star Trek: 60th Anniversary Celebration (IDW) (13:30)
Star Trek 60. yılını kutlarken, çizgi roman dünyasına dalmak için daha iyi bir zaman olamazdı. Star Trek: Picard’ın finalinden yıllar sonra geçen yeni bir seri ve muhteşem sürprizlerle IDW’nin Star Trek çizgi romanlarının kaptanı Heather Antos, yaklaşan görevlerin arkasındaki en parlak beyinlerin de yer alacağı, Star Trek çizgi romanlarının yeni ufukları hakkında derinlemesine bir tartışma yolunda rotayı belirliyor.
Welcome to New Vegas, Vault Dweller (Prime Video) (14:00)
Şişe kapakları, beyin kavanozları ve deathclaw’lar—vay canına. Michael Dennin (teorik fizikçi), Ben Siepser (roket bilimcisi) ve Daniel Glenn (sinema ve televizyon uzmanı), zihin kontrolü sağlayan omurga cihazlarından kişiliğinizi bir bilgisayarda saklamaya kadar, Fallout evreninde gözünüzün önünde saklı olan bilim, teknoloji ve efsaneleri keşfediyor ve gözden kaçırmış olabileceğiniz çorak arazi teknolojisinin büyüleyici unsurlarını ayrıntılı olarak inceliyor.
Streaming Has Changed Media Forever Streaming (14:00)
Streaming hizmetleri içerik açığını doldurmak zorundadır ve bir sonraki büyük hitin ortaya çıkmasını umut etmektedir. Panelistler Jonathan Maberry (Joe Ledger), Gini Koch (The Alien/Katherine “Kitty” Katt Series), Kevin Grevioux (Underworld), J.B. Garner (The Push Chronicles), Robert Roach (The Roach), Gary Montalbano (Disney) ve Matt Dinniman (Dungeon Crawler Carl), iyi, kötü ve sıradan deneyimlerini tartışırken, streaming hizmetleri için daha çekici içerikler yaratmaya yönelik ipuçları da verecekler. Moderatör: Jeff Twohig (Fuzzy Logic Media).
The Lord of the Rings and the New Age of Adaptations (14:15)
Hayranların Peter Jackson’ın Yüzüklerin Efendisi filmlerini heyecanla beklemelerinin üzerinden 25 yıl geçti ve şimdi uyarlama eserlerinin yeni bir çağı kapımızda. Jay Komas (Middle-earth Enterprises genel müdürü), Clifford Broadway (TORn Tuesday sunucusu), Matt Graf (Nerd of the Rings), Jim Wert (TORn özel etkinlik koordinatörü – Doğu), Kellie Rice (Happy Hobbit; yazar) ve Cathy Udovch (TORn özel etkinlik koordinatörü – West). TheOneRing.net, The Hunt for Gollum, The Rings of Power, oyunlar, koleksiyon ürünleri ve yapım aşamasındaki diğer Yüzüklerin Efendisi ürünleriyle ilgili en son haberler ve dedikodularla geri dönüyor. Hayran olmak için ne harika bir dönem 
Buffy: Once More, With Feeling: The Musical Experience (Fandom Charities / HellmouthCon / SixDegreesOfGeek) (15:30)
Gösteri, Comic-Con’un kapanış etkinliği olarak “Buffy the Vampire Slayer” dizisinin müzikal bölümü “Once More, with Feeling”in interaktif gösterimiyle sona eriyor. Buffy evreninin en iyi, en komik ve en yaratıcı bölümlerinden biri olarak sık sık anılan bu bölüm, seyircilerin karşılık vermesi, yani koridorlarda şarkı söylemesi ve dans etmesi için yapılmış; kuru temizleme olsun ya da olmasın fark etmez. Artık seyirci katılımı sadece The Rocky Horror Picture Show’a özgü bir şey değil.
]]>
Prime Video’nun 25 Mayıs’ta tüm sezonunu yayınlayarak beğenimize sunduğu yeni dizisi Spider-Noir tanıtımına hoş geldiniz. Dizi hakkında konuşmadan önce kısaca Spider-Man Noir karakteri nedir, kimdir kısaca buna bir göz atalım ve sonrasında tanıtımımıza başlayalım.
~~ Kısaca Çizgi Roman Tarihi ~~

Spider-Man Noir, Marvel’ın yıllar içinde yarattığı en başarılı alternatif Spider-Man yorumlarından biri olarak kabul ediliyor. Bugün karakteri duymayanların bile aklına siyah fötr şapkası, uzun deri paltosu ve kasvetli atmosferi geliyor. Ancak bu popülerliğe ulaşması aslında oldukça ilginç bir yolculuğun sonucu.
Karakter ilk kez 2009 yılında yayımlanan Spider-Man Noir #1 çizgi romanında okurların karşısına çıktı. Hikaye, Marvel’ın o dönemde başlattığı Marvel Noir projesinin bir parçasıydı. Bu proje, Marvel’ın en tanınmış kahramanlarını 1930’ların Büyük Buhran dönemine ve klasik kara film (film noir) atmosferine uyarlamayı amaçlıyordu. Böylece rengarenk kostümlerle dolu süper kahraman dünyası yerini sisli sokaklara, organize suç örgütlerine, yozlaşmış siyasetçilere ve umutsuz insanların yaşadığı karanlık bir New York’a bıraktı.
Spider-Man Noir’ın yaratıcı ekibinde yazar David Hine, yardımcı yazar Fabrice Sapolsky ve çizer Carmine Di Giandomenico yer alıyordu. Özellikle David Hine’ın karanlık hikaye anlatımı ile Carmine Di Giandomenico’nun gölgelerle bezeli çizimleri karakterin kimliğinin oluşmasında büyük rol oynadı. Ortaya çıkan eser sadece Spider-Man’i siyaha boyayalım fikrinden ibaret olmadı. Ortaya tamamen farklı bir dünya, farklı kurallar ve farklı bir Peter Parker çıktı.

~~ Dizinin Künyesi ~~
Marvel son yıllarda alternatif evrenlere her zamankinden daha fazla yatırım yapıyor. Ancak Spider-Noir, bu projelerin arasında daha ilk duyurulduğu andan itibaren merak uyandıran bir yapım oldu. Bunun en büyük sebeplerinden biri ise karakterin kendisinden çok Spider-Noir evreninin canlı aksiyona nasıl taşınacağının, nasıl bir diziyle karşılaşılacağımızın bilinmemesiydi.
25 Mayıs’ta bizlerle buluşan Spider-Noir, dünya genelinde Prime Video üzerinden yayımlanırken ABD’de ilk gösterimini MGM+ kanalında gerçekleştirdi. Dizinin sekiz bölümü birden tek seferde yayımlandı.
Dizinin kamera arkasında yaratıcı ve yürütücü yapımcı olarak Oren Uziel ile Steve Lightfoot’u görüyoruz. Bu ikiliye Oscar ödüllü Phil Lord ve Christopher Miller ile uzun yıllardır Spider-Man markasının içerisinde bulunan Amy Pascal da yapımcı olarak destek veriyor. Yönetmen koltuğunda ise Harry Bradbeer, Nzingha Stewart, Alethea Jones ve Greg Yaitanes oturuyor.
Sony Pictures Television dizinin ana yapımcısı olarak projeyi üstlenirken, Amazon MGM Studios, Lord Miller, Pascal Pictures ve MGM Television stüdyoları da yapım sürecinde yer alıyorlar.

~~ Konusu ~~
Spider-Noir alışılagelmiş Spider-Man hikayelerinden oldukça farklı bir noktadan başlıyor. Bu kez karşımızda ne liseye giden genç bir Peter Parker ne de şehrin çatılarında heyecanla ağ atan toy bir kahraman var. Dizi bizi doğrudan 1930’ların buhran içindeki New York’una götürüyor.
Hikayenin merkezinde Ben Reilly bulunuyor. Bir zamanlar şehrin tek maskeli kahramanı Örümcek olan Ben, artık eski günlerinden oldukça uzak bir hayat sürüyor. Geçmişini geride bırakmaya çalışarak, geçimini özel dedektiflik yaparak sağlayan ve yaşadığı olayların yükünü omuzlarında taşıyan yorgun bir adam. Dizinin en dikkat çeken yanlarından birisi de kahramanlık anlarında değil maskeyi çıkardıktan sonra geriye kalan insanın nasıl bir insan olduğuna odaklanmasıdır.
Ben’in karşısına çıkan yeni bir soruşturma, onu istemediği halde yıllardır uzak durmaya çalıştığı geçmişiyle yeniden yüzleşmeye zorluyor. Ancak işler bir suçluyu yakalayıp günü kurtardığı soruşturma gibi olmaz. Aksine her yeni ipucu, New York’un yeraltı dünyasına, organize suç ağlarına ve şehrin karanlık yüzüne açılan yeni bir kapı haline geliyor. Bölümler ilerledikçe de dedektiflik hikayesiyle süper kahraman anlatısı iç içe geçmeye başlıyor.

~~ Karakterler ~~

Ben Reilly (Nicolas Cage): Spider-Noir‘ın merkezinde yer alan Ben Reilly, alışık olduğumuz süper kahramanlardan oldukça farklı bir portre çiziyor. Dizinin başında onu, bir zamanlar şehrin umudu olmuş ama artık o günleri geride bırakmaya çalışan yorgun bir özel dedektif olarak tanıyoruz. Kahramanlık yılları geride kalmış gibi görünse de geçmişi peşini bırakmıyor ve Ben de ne kadar kaçmaya çalışsa da yaşadığı şehir onu sürekli yeniden oyunun içine çekiyor.
Ben’i ilginç yapan nokta, sahip olduğu güçlerden çok psikolojik yükü. Sürekli doğru olanı yapmaya çalışan, fakat bunun bedelini fazlasıyla ödemiş bir adam izliyoruz. Bu nedenle Ben Reilly klasik anlamda çok esprili ya da enerjik bir başrol değil. Daha sessiz, gözlemci ve zaman zaman kendi vicdanıyla mücadele eden biri. Tabii ara ara ince ince mizah yaptığını da görüyoruz.

Robbie Robertson (Lamorne Morris): Robbie, dizinin en güven veren karakterlerinden biri. Hikayedeki rolü ilk bakışta geri planda gibi görünse de Ben ile kurduğu ilişki sayesinde anlatının duygusal dengesini sağlayan isimlerden biri haline geliyor. Ben’in içine kapanık yapısının aksine Robbie daha sosyal, daha konuşkan ve olaylara farklı açılardan bakabilen biri olarak öne çıkıyor.
Robbie hikayede sadece başrolü destekleyen bir figür olarak kalmıyor. Gerektiğinde olaylara yön veren, gerektiğinde Ben‘in göremediği ayrıntıları fark eden ve onu doğru kararlar almaya iten önemli bir denge unsuru oluyor. Ayrıca Ben ile aralarında geçen diyaloglar dizinin kasvetli atmosferine güzel neşeli küçük nefesler kazandırıyor.

Cat Hardy (Li Jun Li): Cat Hardy dizide gizem unsurunu temsil eden karakter olarak karşımıza çıkıyor. Karakter ekrana ilk çıktığı andan itibaren bir merak ortaya çıkıyor. Çünkü Cat hakkında hiçbir şey tamamen açık değil. Cat’in söyledikleri kadar söylemediği şeyler de var.
Hikaye boyunca Cat sadece romantik bir karakter olarak karşımıza çıkmıyor. Kendi kişisel hedefleri, kendi sırları ve kendi kararları olan bağımsız bir karakter olarak görüyoruz. Ben ile aralarındaki ilişki klasik bir aşk hikayesinden ziyade karşılıklı güvenin sürekli sınandığı, iniş çıkışlarla dolu bir dinamik üzerine kurulmuş.

Janet Ruiz (Karen Rodriguez): Janet dizinin ayakları en yere basan karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Hikaye boyunca olaylara yaklaşım biçimiyle, sezgileriyle ve işine olan bağlılığıyla dikkat çekiyor. New York sokaklarının giderek daha karmaşık hale gelen suç düzeni içinde görevini yapmaya çalışan Janet‘i yalnızca Ben Reilly’nin ofis işlerini yürüten bir asistan değil, aynı zamanda bu kaotik dünyada doğru ile yanlış arasında sıkışmış insanların temsilcisi olarak da görüyoruz.
Janet’ı ilginç kılan nokta, olaylara ne tamamen siyah ne de tamamen beyaz bakması. Büroda işleri düzenlerken ve Reilly‘e yardım ederken sezgilerini de devreye sokuyor; bu yönüyle klasik ve pasif sekreter figürlerinden tamamen ayrılıyor. Özellikle Ben Reilly ile olan diyaloglarında, ofisin bu sakin gücü ile dedektifin fevri bakış açısının zaman zaman çatıştığını, zaman zaman ise birbirini tamamladığını görmek mümkün. Bu da dizinin dedektiflik yönünü ve büro içi dinamikleri güçlendiren detaylardan biri hâline geliyor.

Lonnie “Tombstone” Lincoln (Abraham Popoola): Lonnie Lincoln, namı diğer Tombstone, dizinin fiziksel anlamda en ürkütücü karakterlerinden biri. Fakat onu ilginç yapan şey yalnızca heybeti değil. Sessizliği, soğukkanlı tavırları ve etrafındaki insanlara hissettirdiği baskı sayesinde ekranda bulunduğu her sahnede ağırlığını hissettiriyor.
Karakter, kaba kuvvetten fazlasını temsil ediyor. Konuşurken bile ölçülü davranması, öfkesini bağırarak değil bakışlarıyla göstermesi onu sıradan bir mafya tetikçisinden ayırıyor. Bu da Spider-Noir‘ın noir atmosferine oldukça yakışan bir yaklaşım olmuş. Dizi, Tombstone‘u sürekli ön planda tutmaya çalışmıyor; ancak sahneye her çıktığında izleyicinin dikkatini üzerine çekmeyi başarıyor.

Flint Marko (Jack Huston): Flint Marko, dizinin en trajik karakterlerinden biri olarak öne çıkıyor. İlk bakışta sert ve mesafeli biri gibi görünse de hikâye ilerledikçe onun yalnızca kötü biri olmadığını, içinde bulunduğu koşulların da kişiliğini şekillendirdiğini hissetmeye başlıyoruz. Bu nedenle Flint‘i tek bir kalıba sokmak oldukça zor.
Karakterin en güçlü yanı, sürekli bir iç çatışma hissi taşıması. Bir yanda hayatta kalma mücadelesi, diğer yanda yaptığı seçimlerin sonuçları arasında sıkışıp kalıyor. Dizi de bu ikilemi aceleye getirmeden, zamana yayarak işlemeyi tercih ediyor. Böylece Flint yalnızca aksiyon sahnelerinde görünen bir karakter olmaktan çıkıp duygusal derinlik kazanan bir figüre dönüşüyor.

Finn “Silvermane” Byrne (Brendan Gleeson): Spider-Noir denildiğinde akla gelen ilk kötü karakterlerden biri hiç şüphesiz Silvermane. New York’un suç dünyasında söz sahibi olan bu isim, kaba kuvvetten çok zekâsıyla ve kurduğu düzenle korku salıyor. Dizinin başından itibaren hissedilen baskının önemli bir kısmı da onun gölgesinden kaynaklanıyor.
Silvermane, tipik bir mafya lideri gibi davranmıyor. Soğukkanlı, hesapçı ve sabırlı biri. Çoğu zaman ellerini kirletmek yerine başkalarını yönlendirmeyi tercih ediyor. Bu yönüyle klasik noir filmlerindeki organize suç patronlarını hatırlatıyor. Onun için güç, yalnızca silahlardan ya da adam sayısından ibaret değil; bilgiye sahip olmak ve insanları doğru zamanda doğru şekilde yönlendirebilmek de en büyük silahları arasında yer alıyor.
Tüm kadroya buradan ulaşabilirsiniz.

~~ Tırıvırı (Trivia) Bilgiler ~~

~~ Son Söz ~~
Spider-Noir, ilk duyurulduğu günden beri beklentimin yüksek olduğu yapımlardan biriydi. Açıkçası sezonu bitirdiğimde de bu beklentimin büyük ölçüde karşılandığını söyleyebilirim. Dizi her şeyden önce kendi kimliğini oluşturmayı başarıyor. Bunu da sürekli aksiyon sahneleriyle değil, atmosferiyle, karakteriyle ve hikayesini anlatış biçimiyle yapıyor.
En beğendiğim noktalardan biri hiç şüphesiz görsel tarafı oldu. 1930’ların kasvetli New York’unu yansıtan siyah-beyaz estetik, yalnızca göze hoş görünen bir tercih olmaktan çıkıp dizinin ruhunun bir parçası haline gelmiş. Işık kullanımı, gölgeler, kamera açıları ve mekan seçimleri gerçekten başarılı.
Oyunculuk tarafında da oldukça güçlü bir kadroyla karşı karşıyayız. Nicolas Cage’in başrolde olması zaten başlı başına bir merak konusuydu ve bence karaktere beklediğimden daha fazla şey katmış. Bunun yanında yan karakterleri canlandıran oyuncular da rollerinin hakkını veriyor. Dizide öne çıkan tek bir isim yerine, birbirini tamamlayan bir oyuncu kadrosu görmek hoşuma gitti. Bu da karakterlerin daha doğal hissettirmesini sağlamış.
Hikaye tarafında ise dizinin en doğru kararlarından biri, sürekli aksiyonun peşinden koşmaması olmuş. Günümüzde birçok çizgi roman uyarlaması, izleyiciyi ekran başında tutabilmek için neredeyse her bölümde büyük çatışmalar ve gösterişli sahneler sunmaya çalışıyor. Spider-Noir ise bunun tam tersini yapıyor. Karakterlerini tanımak için zaman ayırıyor, olayları aceleye getirmiyor ve gizem duygusunu bölüm bölüm inşa ediyor. Bu yaklaşım bana göre dizinin en güçlü yönlerinden biri.
Diyaloglar da aynı şekilde oldukça başarılı yazılmış. Karakterler konuşurken yalnızca hikayeyi ilerletmek için konuşmuyor; kişiliklerini, geçmişlerini ve içinde bulundukları ruh halini de hissettiriyorlar.
Elbette kusursuz bir yapımdan bahsetmiyoruz. Tempo zaman zaman ağırlaşabiliyor ve aksiyon beklentisiyle başlayan bazı izleyiciler için bu durum sabır gerektirebilir. Ancak ben dizinin bilinçli olarak seçtiği bu anlatım tarzını sevdim. Çünkü Spider-Noir’ın amacı sürekli aksiyon değil; bulunduğu dünyanın ağırlığını izleyiciye hissettirmek. Bana kalırsa bunu da büyük ölçüde başarıyor.
Genel olarak baktığımda Spider-Noir, son zamanlarda izlediğim en farklı süper kahraman dizilerinden birisi oldu. Klasik formüllerin dışına çıkması, noir atmosferini başarıyla yansıtması ve hikayesini karakter odaklı anlatmayı tercih etmesi benim için diziyi daha değerli kılan unsurların başında geliyor. Eğer ikinci sezon onayı alırsa kesinlikle izlerim. Spider-Noir bu tarz bir dizi işte.
~~ Fragman ~~
]]>
Birçok neslin çocukları (ve bir zamanlar çocuk olanlar) tarafından sevilen Laura Ingalls Wilder’ın Little House kitapları, yazarın 1800’lü yıllarda Amerika’nın Batı’sında geçirdiği çocukluk yıllarına dayanmaktadır. Büyük Buhran döneminde yazılan ve ilk olarak 1930’larda yayınlanan Wilder’ın hikayeleri, 1970’lerde ve 80’lerde yaklaşık on yıl boyunca yayınlanan popüler TV dizisi Little House on the Prairie’ye uyarlanmıştır. Şimdi, Netflix’in bu değerli romanların yeniden yorumlanmasıyla yeni bir nesil kendi versiyonuna sahip olacak.
Wilder’ın yarı otobiyografik kitaplarının yeniden uyarlanan versiyonu olan yeni Little House on the Prairie, kısmen aile draması, kısmen destansı bir hayatta kalma öyküsü ve kısmen de Amerikan Batısı’nın köken öyküsüdür. Laura Ingalls rolünde Alice Halsey’in başrolünü üstlendiği dizi, sınır bölgelerini şekillendirenlerin mücadelelerine ve zaferlerine dair çok yönlü bir bakış sunacak.

“Bu dizinin bir aileye dair bir aşk hikâyesi olduğunu söylemeyi hep severim. Onlar, yanında olmak, tanımak ve vakit geçirmek isteyeceğiniz bir aile,” diyor dizinin yürütücü ve yönetici yapımcısı Rebecca Sonnenshine. “İşte ‘Küçük Ev’in özünde yatan şey tam da bu: Birbirlerinin yanında olan, birbirlerine hikâyeler anlatan, kendileriyle ilgili hikâyeler paylaşan bir aile.”
KÜÇÜK EV’İN 1. SEZONU NE HAKKINDA?
Laura Ingalls Wilder’ın Küçük Ev serisinin 1935 yılında yayınlanan üçüncü kitabı olan Little House on the Prairie’ye dayanan 1. sezon, Ma Caroline, Pa Charles, kızları Mary ve Laura’dan oluşan Ingalls ailesinin küçük ama hızla gelişen Kansas’ın Independence kasabası dışında “yeni sonsuzluklarını” kurmalarını anlatıyor. Aile, köpekleri Jack ile birlikte, 1800’lerin bozkır hayatının çoğu zaman sert koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Ateş, kurtlar ve yangın gibi engellerle karşılaşırlar; bunlar, uzun süredir hayran olanların orijinal romanlardan hatırlayacağı engellerdir.

Sonnenshine, “Bu, insanların kim olmak istediklerini belirlemeleri ve daha iyi bir hayat arayışları hakkında” diyor. “Bunu yapmak için hiçbir zaman geç olmadığı fikrine dayanıyor. Her zaman kendinizi yeniden keşfetme ve kim olduğunuzu, sizin için neyin önemli olduğunu, nasıl bir insan olmak istediğinizi, nasıl maceralar yaşamak istediğinizi, nasıl bir hayat aramak istediğinizi yeniden keşfetme şansınız vardır.” Sonnenshine, Little House on the Prairie’nin, kaynak materyalin ilk yayınlanmasından doksan yıl sonra bile hâlâ yankı uyandıracağına inanıyor, çünkü “hepimiz en iyi hayatı arıyoruz.”

Ancak bu uyarlama, hikayeyi Ingalls ailesinin bakış açısının ötesine de taşıyor. Kendilerine “özgür” olduğu söylenen topraklarda bir hayat kurmaya çalışırken, uzun zamandır bu bozkırı yurt edinmiş Osage halkıyla karşılaşıyorlar. Bunların arasında Mitchell, eşi White Sun ve kızları Good Eagle yer alıyor.
Dizinin Osage kültür danışmanı Julie O’Keefe’ye göre, Osage Ulusundan insanlarla yapılan görüşmelerin başlarında ortaya çıkan bir mesaj vardı: “Eğer bu hikayeyi anlatacaksanız, her iki tarafı da anlatmanız gerekir.” Dizi, paralel aile hikayeleri aracılığıyla, yerleşimcilerin fırsatlara yönelik umutları ile batıya doğru genişlemenin yerli topluluklar üzerinde yarattığı yıkıcı sonuçlar arasındaki gerilimi ele alıyor.

O’Keefe, okul müfredatlarında Amerikan tarihinin giderek daha fazla çıkarılmaya veya basitleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde, bu uyarlamanın sınır bölgelerindeki yaşamı daha kapsamlı bir şekilde yansıttığı için özellikle önemli olduğunu belirtiyor. “Bu sadece galibin bakış açısı değil; olayın bütününü yansıtıyor” diyor. “Bu benim için gerçekten çok önemli.”
Little House on the Prairie’yi uyarlama sürecinde, Sonnenshine için Osage karakterlerinin yerleşimcilerin bakış açısının ötesinde tam anlamıyla hayata geçirilmesi çok önemliydi. Wilder’ın kitaplarında Osage halkı, yapımcının “dışarıdan içeriye bakış” olarak tanımladığı bir bakış açısıyla gösteriliyor. Sonnenshine, yeni dizinin izleyicilerin bu yeni karakterleri sadece Laura’nın gözünden değil, “onları eşler, anneler, kuzenler ve kız kardeşler olarak görerek” insan olarak tanımalarını sağlamayı amaçladığını söylüyor. “Bazıları, etraflarında filizlenen bu Amerika dünyasına bir ayağıyla, kendi kültürlerine ise diğer ayağıyla bağlıydılar” diye açıklıyor. “Bunun birçok insan için çok tanıdık geldiğini düşünüyorum.”

1. Sezon, spekülatif arazi alım satımları, yerinden edilme antlaşmaları ve yaklaşan demiryolu inşaatı Osage halkının topraklarını yeniden şekillendirirken, onların almak zorunda kaldığı zorlu kararları ele alacak ve bu deneyimleri halkın gerçek günlük yaşamına yerleştirmeyi hedefliyor. Sonnenshine, “Bu sadece fikirler ve siyasi hamlelerle ilgili değil” diyor. “Özellikle Mitchell ailesi söz konusu olduğunda, dizinin temelini ailelerle ilgili gerçek duygusal hikâyeler oluşturuyor — kim oldukları, kim olmak istedikleri.”
Bu hikayeleri doğru bir şekilde anlatmak için yapım ekibi, Osage uzmanı ve Kansas Üniversitesi profesörü Robert Warrior ile işbirliği yaptı. Sonnenshine, “O, kitaplardaki bazı materyalleri gerçek tarihsel bağlamda şekillendirmemize yardımcı oldu ve biz de bunu diziye dahil ettik” diyor. “Her şey hikayeyle başladı.” Bu arada O’Keefe, kostüm, prodüksiyon ve sahne donanımı tasarım ekiplerine uzmanlığını sundu ve dizi için toplam 3.200 parçayı (bunların 1.127’si özellikle Osage tarafından yapılmış) hazırlamak üzere yaklaşık 30 yerli sanatçı ve zanaatkarı işe aldı.
“Ben tek başıma gelen biri değilim; arkamda tüm Kızılderili toprakları var. Bir şeye ihtiyacım olduğunda, insanlarıma, tüm halkıma başvururum” diyor Killers of the Flower Moon’un baş Osage kostüm danışmanı da olan O’Keefe. “Güvenilirlik, kendi halkımla başlar. O olmadan iş de olmaz.”
Dil danışmanı Vann Bighorse ve Yerli oyuncu seçimi direktörü Angelique Midthunder da Mitchell, White Sun, Good Eagle ve halklarının dünyasını çok katmanlı ve gerçekçi bir şekilde hayata geçirmek için çalıştı. Sonnenshine, “Bu kadar eğlenceli karakterlerle tüm bunları canlandırmak ilginçti” diyor. “Bu evlilik çok sevgi dolu ve kızları da Laura gibi biraz ortalığı karıştıran bir tip.”
Sonnenshine için bu uyarlamanın özü, her ne kadar bu gelecek her biri için çok farklı anlamlar ifade etse de, bu iki ailenin tarihin aynı anında bir gelecek arayışını izlemekte yatıyor. “Ingalls ailesini yansıtacak bir aileye sahip olmamız çok önemliydi” diye açıklıyor. “Onlar için en iyi geleceğin ne olduğunu ve bu geleceğin nasıl bir şey olacağını anlamaya çalışan bir aile.”
NETFLİX’İ YENİ KÜÇÜK EV UYARLAMASININ YARATICI EKİBİ KİMLERDEN OLUŞUYOR?
Rebecca Sonnenshine (The Boys, The Vampire Diaries, Archive 81), tıpkı Ingalls ailesinin maceralarına kendilerini kaptıran kendinden önceki nesillerin okuyucuları ve izleyicileri gibi, bu serinin ömür boyu hayranlarından biri.
Sonnenshine, “5 yaşındayken bu kitaplara derinden aşık oldum” diyor. “Bu kitaplar, yazar ve film yapımcısı olmam için bana ilham verdi. Bu hikayeleri yeni bir izleyici kitlesi için uyarlama fırsatı bulduğum için onur duyuyorum ve çok heyecanlıyım.”

Sonnenshine, uyarlama projesini yazar ve yürütücü yapımcı olarak yönetirken, yönetici yapımcı Joy Gorman Wettels ise bu sevilen hikayeyi yeni nesil için yeniden kurgulama fırsatı gördü. Gorman Wettels, Dünyanın her yerinde ve Hollywood’da çok sayıda Laura Ingalls Wilder hayranı var” diyor. “The Boys üzerinde çalışan ve Netflix’te Archive 81’ı yeni bitirmiş olan Sonnenshine’ın — bu türden korkusuz bir yazarın — bu kitaplara aşık olması ve onlara bir tür dizisine yaklaşır gibi yaklaşacak olması heyecan verici bir sürprizdi: bizim yaşamadığımız ama Amerikan tarihinde çok önemli bir dönemi konu alan yepyeni bir dünya inşa etmek.”
Dana Fox, Susanna Fogel ve Friendly Family Productions adına Trip Friendly, Sonnenshine ve Gorman Wettels ile birlikte yönetici yapımcı olarak görev alıyor. Friendly’nin babası Ed Friendly, 1974’ten 1984’e kadar NBC’de yayınlanan Little House televizyon filmleri ve dizisinin yapımcılığını üstlenmişti.
Friendly Family Productions’ın CEO’su Friendly, “Babamın mirasını devam ettirmek ve Wilder’ın klasik Amerikan hikayelerini, hem kitapların hem de orijinal televizyon dizisinin hayranlarını bir araya getirecek şekilde 21. yüzyıl izleyicisine uyarlamak uzun zamandır hayalimdi” diyor.

Little House on the Prairie, Virgin River, Sweet Magnolias, My Life with the Walter Boys ve Ransom Canyon gibi hayranların keyifle izleyebileceği, içten ve sıcak hikayelerden oluşan Netflix kataloğuna katılıyor.
1930’larda ilk kez yayınlandığından bu yana, Little House kitap serisi 100’den fazla ülkede 73 milyondan fazla kopya sattı ve en az 27 dile çevrildi. 1974’te ilk kez yayınlanmasının üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, Nielsen’in raporlarına göre bu nostaljik dizi, yalnızca 2024 yılında 13,25 milyar dakika izlenme süresi elde etti.
Netflix Drama Dizileri Başkan Yardımcısı Jinny Howe, “Little House on the Prairie, dünya çapında pek çok hayranın kalbini ve hayal gücünü ele geçirdi. Bu ikonik hikayeye yeni bir bakış açısı getirerek, umut ve iyimserlik gibi kalıcı temalarını paylaşmaktan heyecan duyuyoruz,” diyor. “Rebecca’nın vizyonu, bu sevilen klasiğin hem yeni hem de eski hayranlarını memnun edecek duygusal bir derinlikle mükemmel bir denge kuruyor.”
Evet, Laura’nın hikâyesi daha yeni başlıyor. Küçük Ev dizisi, 1. sezonun yayınlanmasından önce 2. sezon için onay aldı.
Sonnenshine şöyle diyor: “İlk sezonumuzu hayata geçirmek için yüreklerini ve emeklerini ortaya koyan harika oyuncu kadromuza ve ekibimize son derece minnettarım. Little House kitaplarının bu yeni uyarlamasını dünyayla paylaşmak için sabırsızlanıyoruz ve Netflix’in bize hikayeyi devam ettirme fırsatı verdiği için çok heyecanlıyız.”
2. sezon, Laura Ingalls Wilder’ın dünyasından en ikonik karakterlerden birini de tanıtacak: Laura’nın en büyük rakibi, Willa Dunn (Only Murders in the Building, The Runarounds) tarafından canlandırılan Nellie Oleson. Kadroya ayrıca Nellie’nin enerjik ve komik annesi Margaret Oleson rolünde Charlotte Sullivan (Law & Order: Organized Crime, FBI) ve sevilen öğretmen Eva Beadle rolünde Rachelle Lefevre (Under the Dome, North by North, Liz Here Now) katılıyor. Eva, kısa sürede Mary ve Laura için yol gösterici bir figür haline geliyor.
KÜÇÜK EV’İN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ

Alice Halsey (LAURA INGALLS)
Herkes Laura’da kendinden bir parça görür. Laura Ingalls Wilder’ın Küçük Ev kitaplarının nesiller boyu sevilmesinin nedenlerinden biri de budur. Laura, maceramızın zeki, dürüst ve otoriteye karşı çıkan genç kahramanıdır. “O bana gerçekten ilham veriyor” diyor Halsey. “Kendinden çok emin. Kendine güveni tam. Ve bence bu, hikâyesinin başından sonuna kadar ona fayda sağlıyor.”
1. sezonda Laura, bir devrimci ve bir Amerikan ikonu. Çocuklukla ilgili modern fikirlerinizi unutun; 19. yüzyılda yaşayan çocuklar için riskler çok yüksek. Küçük zevkler ve ablasıyla yaşadığı önemsiz tartışmaların arasında, hayatta kalma ve cesaretle ilgili gerçek başarılar yer alıyor. Laura gözlemci, şefkatli, iradeli ve öfkeli bir karakter. Hanımefendiye yakışır davranışların sınırlarına karşı çıkıyor. Bunun yerine, çıplak ayakla koşmayı ve yüzünde güneşi hissetmeyi seviyor. Şiddetle seviyor ve köpeği Jack’e tamamen bağlı. Bazı yetişkinleri rahatsız ediyor — çok fazla zor soru, çok fazla kişilik, çok fazla enerji — ama önemli olan insanlar için o parlak bir ışık. Etrafında gördüğü her ayrıntıyı özümsüyor ve bunları bir gün dünyayla paylaşacağı hikayeler için biriktiriyor.
10 yaşındaki Halsey, dünyayı olağanüstü bir şekilde anlıyor. Sonnenshine, bunu gözlerinde ve insanlarla etkileşiminde görebileceğinizi söylüyor. “Onda bir cesaret, bir dürüstlük, performansında ve kişiliğinde ortaya çıkan ve Laura’nın kim olduğunu gerçekten yansıtan doğal bir merak var,” diyor dizi yapımcısı. Öncesinde Lessons in Chemistry, Days of Our Lives dizilerinde rol alan Halsey, rolü alma ihtimalinin “çok düşük” olduğunu düşünüyordu. Rolü aldığını bildiren telefonu aldığında ailesi ve kız kardeşi yanındaydı. “Ağladım!”

Luke Bracey (CHARLES INGALLS)
Charles Ingalls, Laura’nın sert yüz hatlı, yakışıklı ve çekici babasıdır. Kızlarının gözünde ideal baba olan “Pa”, bir çiftçi, avcı, marangoz ve sanatçıdır. O bir iyimser; her zaman bardağın dolu tarafını gören biridir. Ama aynı zamanda bir gezgindir; her zaman daha verimli topraklar arayışındadır. Şair, müzisyen ve yetenekli bir hikaye anlatıcısı olan Charles, karların içinde beş km yol kat ederek karısını kış dansına götürerek onun kalbini kazanmıştır.
Elvis, Hacksaw Ridge ve Little Fires Everywhere gibi işlerde karşımıza çıkan Bracey, seçmelere katıldığında Little House dünyasına yeni girmişti. Avustralyalı aktörün, tıpkı Charles gibi herkesi rahatlatma yeteneği Sonnenshine’ı etkiledi. Bracey senaryoları ilk okuduğunda, Pa’nın nezaketi ve ailesi için iyi bir hayat kurma kararlılığı onu cezbetti. “Bunun öte yandan” diyor Bracey, “birinin güçlü yanları genellikle zayıf yanları da olabilir, bu yüzden bazen hayata pembe gözlüklerle bakabilir ve belli bir saflığa sahip olabilir.” Bracey, Fitzgerald’ın yanında kendi deyimiyle “pahalı kostüm giyme” oyununu oynamaktan da büyük heyecan duyuyor. “Evlilik de aslında budur” diyor. “Orada bir dostluk, güven ve birbirinizin yanında olacağınızı bilme duygusu vardır.”
Charles’ı canlandırmak Bracey’e önemli bir ders verdi: Muhtemelen o da tek başına bozkırda pek iyi idare edemezdi. “Kimsenin tek başına hayatta kalabileceğini sanmıyorum,” diyor. “Bu dizide öğrendiğimiz şey de bu: Birçok, birçok insan gerekir.”

Crosby Fitzgerald (CAROLINE INGALLS)
Caroline, Laura’nın sakin, sabırlı ve pratik annesidir; ama içinde çelik gibi bir irade barındırır. “Ma”, Charles’la çıkar evliliği yapmamıştı, birbirlerine derinden aşık olmuşlardı. Bu muhteşem bir aşktı ve hala da öyle. Caroline’ın neşeli, romantik bir yanı vardır, ama sonuçta bu aileyi ayakta tutan kişidir. “Kadınlar, Amerikan Batısı’nın belkemiğiydi” diyor Sonnenshine. “Aslında etrafta silahla dolaşan erkekler değildi; kocalarını destekleyen ve aileleri kuran kadınlardı. Her şeyin yerleşmesinin sebebi ailelerdi.”
Caroline ve Charles, 19. yüzyılda nadir görülen eşitlikçi bir evliliğe sahiptir. Caroline’ın Charles’a olan güveni bazen sınansa da, aşklarının gücü devam eder. Caroline bir aile kurmak için öğretmenlik kariyerinden vazgeçmiştir, ancak bağımsızlığa olan özlemi hiç kaybolmamıştır. Fitzgerald, Caroline’ın geleneklerin ötesine geçip kendisinin yeni yönlerini keşfetmeyi içten içe arzuladığına inanıyor. “Charles’ı bu kadar çok sevmesinin nedeni bu, çünkü o bir nevi ‘Hadi şuraya gidelim’ diyebilecek cesur bir gezgin” diyor Fitzgerald. “Sonuçta, onun yapmak istediği şey bir maceraya atılmak.”
Öncesinde Crime 101 ve Palm Royale gibi işlerde rol alan Fitzgerald, Caroline rolünü oynamayı birkaç nedenden dolayı “biraz göz korkutucu” buldu. “Bu şimdiye kadarki en büyük rolüm” diye açıklıyor. “Ayrıca, daha önce hiç aşk ilişkisi yaşamadım.” Ancak Bracey, Fitzgerald’ın sette kendini evinde hissetmesini hızla sağladı. “Hemen çok sıcakkanlı davrandı ve bana güvenli bir ortam sağladı” diyor. Fitzgerald, en azından güneş kremi olmadan, kendisinin de bozkırda çok uzun süre dayanabileceğini sanmıyor. “Bunun pek mümkün olacağını sanmıyorum!”

Skywalker Hughes (MARY INGALLS)
Mary, Laura’nın ablası ve tam zıttıdır. Sessiz ve çalışkan olan Mary, kurallara uyan ve her zaman “iyi kız” olmaya çalışan biridir. O, itaatkar, hanımefendi gibi ve daha güzel olan kişi olmak ister. Diğer ebeveynler Mary’yi sever. Kız kardeşinin aksine, doğada kendini rahat hissetmez: Güneş çok sıcak, kar ise çok soğuktur. Güzel kurdeleleri, şiir okumayı ve uzun öğleden sonraları dikiş dikmeyi sever. Başka bir deyişle, Laura ve Mary su ile yağ gibidir. En iyi arkadaşlar ve ölümcül düşmanlar olan ikili, birbirlerini derinden sever ve şiddetle tartışırlar. Ama sonunda, her zaman birbirlerinin arkasını kollarlar; bu vahşi yeni ortamda birbirlerini korumaktan başka seçenekleri yoktur.
“Sadece azarlayan bir Mary değil, şefkatli bir Mary istedik” diyor Sonnenshine. Gerçek hayatta da abla olan Hughes, aynı şefkatli ruhu sete taşıdı. Çekimler arasında, Fitzgerald’a tığ işi ve örgü örmeyi bile öğretti.
Öncesinde I, Object ve Joe Pickett gibi işlerde rol alan Hughes, Mary’nin abla olmaktan gurur duyduğunu düşünüyor. “Bu yüzden bu konuda başarısız olduğunda, biraz suçluluk duyuyor,” diyor. Hughes ve Halsey’nin kimya okuma seansı sırasında, müstakbel kız kardeşler “Row, Row, Row Your Boat” şarkısını söylediler. Little House kitapları, Hughes’un hatırlayabildiği kadarıyla hayatının bir parçası olmuştur. “Küçücükten beri bu kitaplar yatağımın başucunda dururdu ve annemden bana her zaman onları okumasını isterdim!”

Good Boy (JACK THE DOG)
Jack, Ingalls ailesinin bozkırı aşarken at arabasını takip eden, dağınık görünümlü ama sadık köpeğidir. Laura’nın vazgeçilmez arkadaşı olur ve ailenin en zor anlarına ve en mutlu maceralarına tanıklık eder.

Warren Christie (JOHN EDWARDS)
John Edwards, Tennessee’li bir İç Savaş gazisidir. O, ilçedeki tüm bekar kadınların (ve belki de evli olanların da) dikkatini çeken, girişken ve gizemli bir adamdır.
Sonnenshine, Edwards karakteriyle çok şey kaybetmiş ve hayatında bir anlam bulmaya çalışan birini canlandırmak istedi. Ingalls ailesiyle tanıştığında karanlık bir dönemden geçmektedir. “Hayatta kalmaya çalışıyor, başarılı olamıyor,” diyor yazar. Ancak Laura, Mary, Charles ve sonunda Caroline ile kurduğu bağlar “ona devam etmek için bir neden veriyor.”
Öncesinde The Watchful Eye ve A Royal Montana Christmas gibi işlerde rol alan Christie, Edwards’ın başından ne geçerse geçsin, iyi kalbini asla kaybetmemesini takdir ediyor. “Çok fazla travma yaşamış bir adamdan bahsediyorsunuz” diyor. “En azından dünyada bir parça umut arıyor.”

Jocko Sims (DR. GEORGE TANN)
Dr. Tann, cömert ve iyi kalpli bir adamdır; hastalarına karşı sergilediği çekici tavırları sayesinde toplum içinde bir köprü görevi görmektedir. Dr. Tann sadece kitaplardaki bir karakter değil, aynı zamanda gerçek bir kişiydi. Sims (New Amsterdam, Grosse Pointe Garden Society), rol için seçildikten sonra, gerçek Dr. Tann’in Independence’da yaşadığını ve Ingalls ailesi sıtmaya yakalandığında onları kurtardığını öğrendi. Aktör, “İnternette mezar taşını buldum ve Ingalls ailesinin hayatını kurtardığı için ona şükran duyuluyor” diyor. “Dr. Tann olmasaydı, Küçük Ev dizisi de olmazdı.”
Rolüne hazırlanmak için Sims, Frederick Douglass’ın otobiyografisini okudu. Sims, “Frederick Douglass’ın o dönemde yaşadığını ve gerçek Dr. Tann’in de onu okumuş olabileceğini biliyorum” diyor. Dr. Tann, İç Savaş sırasında doktor olarak görev yaptığı için Sims, onu şekillendiren deneyimleri, sayfada yazanların ötesinde anlamak istedi. “Karakter tanımında yazanların ötesinde, onun ne düşündüğünü ve gerçekte ne tür deneyimler yaşadığını anlamak istedim: karakter tanımında onun çok karizmatik olduğu ve çok gülümsediği yazıyordu.”
Doktor, 1. sezonda her göründüğünde kasıtlı olarak takım elbise giyiyor. Kostüm tasarımcısı Mitchell Travers, kıyafetinin “eğitim, istikrar ve banka hesabı” mesajını vermesini istedi.

Barrett Doss (EMILY HENDERSON)
Station 19 dizisinin hatırlayacağımız Barrett Doss’ın canlandırdığı Emily Henderson, hem insanlarla hem de rakamlarla arası iyi olan çekici bir kadındır; bu özelliği, bakkalı işletmesine yardımcı olmaktadır. Emily, kasabaya gelen yetim çocuk Caleb’ı şefkatle evine alır.
Caroline, ailesinin dükkanını tek başına işleten Emily’den çok şey öğrenir. Fitzgerald, “O, tek başına geçimini sağlayan ve bir çocuğu yetiştiren, Caroline’ın memleketinde gördüklerinden çok farklı bir hayat süren bağımsız bir kadın,” diyor.

Meegwun Fairbrother (WILLIAM MITCHELL)
Mitchell, ailesiyle birlikte Kansas’ta yaşayan, yufka yürekli, melez Osage kökenli bir adamdır. Hayatını bozkırda kurmuştur; burada başarılı bir çiftçi olmuş ve ilçedeki en etkileyici çiftlik evini inşa etmiştir. Fairbrother (Avatar: The Last Airbender, Outlander, SkyMed), “O, bir bekçi gibi toprağın ve halkının güvenliğine ve korunmasına büyük önem veriyor” diyor.
Orijinal kitapta Osage halkı, Sonnenshine’in “dışarıdan bakış” olarak tanımladığı bir perspektifle tasvir edildiği için, yaratıcı ekip “onların kim olduklarına ve neler yaşadıklarına dair bize fikir verecek, ama sadece fikir olarak değil, insanlar olarak” bir hikaye oluşturdu. Sonnenshine, Mitchell ailesiyle ilgili olarak, “Ingalls ailesini yansıtan bir aile istedim; evli bir çift, bir kız çocuğu ve gerçekten harika bir romantik ilişki, ama aynı zamanda Caroline ve Charles gibi anlaşmazlıkları da olan bir aile” dedi. Bracey, Charles ve Mitchell’ın “bilinçaltında birbirlerinde birbirlerini gördüklerini” düşünüyor.
Osage akademisyeni ve danışmanı Robert Warrior, dizideki Osage ailesinin bir beyaz ebeveyn ve bir Yerli ebeveynden oluşması gibi “kolay bir klişeye” başından beri karşı çıktı. “Bu, çok sık kullanılan bir anlatı kısayolu,” diyor. Ojibwe ve Cree dil sistemleriyle büyüyen Fairbrother, genellikle tarihi rollerde yer almadığını belirtiyor. “Bu türde yazılmış çok fazla melez yerli rolü yok” diyor. “Bu yüzden ilk seçmelerde bunu gördüğümde, hayrete düştüm.”
Fairbrother, bir şefin oğlu olan Osage yerlisinin fotoğrafından ilham alarak Mitchell’ın görünüşünün şekillenmesine de katkıda bulundu. “Saçları geriye taranarak küçük bir mohawk şekline getirilmişti, ama arkada dikenler vardı” diyor. Bu görüntü, yaratıcı ekibi hemen ikna etti: “Hemen ‘İşte bu!’ dedik.”

Alyssa Wapanatâhk (WHITE SUN)
White Sun, kendine özgü fikirleri olan, güzel ve keskin bir mizah anlayışına sahip bir karakterdir. Bazen dünyaya, kocası Mitchell’dan daha alaycı bir bakış açısıyla bakar. Cree kökenli Wapanatâhk (Peter Pan and Wendy, Riverdale), White Sun karakterinin tanıtımını ilk gördüğünde, Osage karakterlerinin gerçekçi betimlemelerine ve Mitchell ailesinin tanıtımına hemen ilgi duymuş. “Osage ailesinin orijinal dizide yer almadığını biliyordum ve ‘Aman Tanrım, bir tür hareket ve değişim yaratacağız’ diye düşündüm,” diyor.
Wapanatâhk, Mitchell ve White Sun’ın ilişkisinin merkezinde yer alan “yerli sevgisi”nden özellikle etkilendi. “Birbirlerine nasıl değer verdiklerini ve saygı duyduklarını, bunu ekranda yeterince görmüyoruz” diyor.
White Sun’ın kıyafetleri, geleneksel Osage eteği, şalı ve kurdeleleri, hepsi el yapımıydı. Sette, Osage kültür danışmanı Julie O’Keefe, Wapanatâhk’ı “Osage kadınlarının çocuklarını giydirdiği şekilde” giydiriyordu. “Çekimlerin sonuna kadar, beni doğru ve otantik bir şekilde sarmaladığından emin olmak için karavanıma gelirdi” diyor. “O ‘teyze’ enerjisini hissetmek çok sevgi dolu bir deneyim.”

Wren Zhawenim Gotts (GOOD EAGLE)
Öncesinde Echo dizisinde rol ana Goots tarafından canlandırılan Good Eagle, Mitchell ve White Sun’ın kızıdır. Son derece yaratıcı bir hayal gücüne sahiptir ve ailesi içinde hikâye anlatıcısı olarak bilinir.
Sonnenshine ve senaristler bu karakteri özellikle dizi için yarattılar. Laura gibi Good Eagle de alışılmışın dışında, biraz erkek fatma bir karakterdir ve bazen aile hayatının beklentilerine tam olarak uymakta zorlanır. “Olan biteni gerçekçi bir bakış açısıyla ele almak istedik. Hikayenin temel unsurlarını korurken, derin bir insancıllık ve duygusallık katmak istedik.” Halsey, farklı geçmişlerine rağmen Laura ve Good Eagle’ın pek çok ortak yönü olduğu konusunda hemfikir. “İkisi de doğayı ve fiziksel aktiviteleri seviyor, el işleri yapmaktan hoşlanıyor” diyor. “Good Eagle, Laura’ya okumayı da dahil olmak üzere pek çok şey öğretti. İkisi de birbirlerini takdir ediyor.”
Travers, Good Eagle’ın kostümlerinin, geleneksel Osage kültürü ile Ingalls kızlarıyla olan dostluğunun etkileri arasında nasıl bir ikilem içinde olduğunu yansıttığını söylüyor. Kostüm tasarımcısı, “Onu geleneksel kıyafetler içinde göstermek istedik, ama aynı zamanda modern bir dostluk bileziği gibi arkadaşlarından aldığı şeyleri de benimsediğini göstermek istedik” diyor.
Dizinin kadrosunda yer alan diğer oyuncular ve karakterleri:
78. Primetime Emmy Ödülleri’nin adayları bugün belli oldu. Adaylıkları Liza Colón-Zayas (The Bear) ve Jeff Hiller (Somebody Somewhere) birlikte duyurdu.
Bu yılki Primetime Emmy töreni 14 Eylül’ü 15 Eylül’e bağlayan gece yapılacak. Töreni NBC yayınlayacak, sunuculuğu ise Mariska Hargitay (Law and Order: SVU) üstlenecek.
EN İYİ DRAMA
“The Diplomat”
“The Gilded Age”
“A Knight of the Seven Kingdoms”
“Paradise”
“The Pitt”
“Pluribus”
“Slow Horses”
“Your Friends and Neighbors”
EN İYİ KADIN OYUNCU (DRAMA)
Carrie Coon, “The Gilded Age”
Chase Infiniti, “The Testaments”
Keri Russell, “The Diplomat”
Rhea Seehorn, “Pluribus”
Zendaya, “Euphoria”
EN İYİ ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Sterling K. Brown, “Paradise”
Gary Oldman, “Slow Horses”
Mark Ruffalo, “Task”
Rufus Sewell, “The Diplomat”
Noah Wyle, “The Pitt”
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (DRAMA)
Taylor Dearden, “The Pitt”
Fiona Dourif, “The Pitt”
Allison Janney, “The Diplomat”
Katherine LaNasa, “The Pitt”
Sepideh Moafi, “The Pitt”
Julianne Nicholson, “Paradise”
Karolina Wydra, “Pluribus”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Patrick Ball, “The Pitt”
Billy Crudup, “The Morning Show”
Shawn Hatosy, “The Pitt”
Gerran Howell, “The Pitt”
Jack Lowden, “Slow Horses”
Tom Pelphrey, “Task”
Carlos-Manuel Vesga, “Pluribus”
EN İYİ KONUK KADIN OYUNCU (DRAMA)
Brittany Allen, “The Pitt”
Tal Anderson, “The Pitt”
Tina Ivlev, “The Pitt”
Miriam Shor, “Pluribus”
Merritt Weaver, “The Gilded Age”
Shailene Woodley, “Paradise”
EN İYİ KONUK ERKEK OYUNCU (DRAMA)
Colman Domingo, “Euphoria”
Ernest Harden Jr., “The Pitt”
Jeff Hiller, “Pluribus”
Jeff Kober, “The Pitt”
Jonathan Pryce, “Slow Horses”
Bradley Whitford, “The Diplomat”
EN İYİ KOMEDİ
“Abbott Elementary”
“The Bear”
“Hacks”
“Margo’s Got Money Troubles”
“Nobody Wants This”
“Only Murders in the Building”
“Shrinking”
“Widow’s Bay”
EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Quinta Brunson, “Abbott Elementary”
Ayo Edebiri, “The Bear”
Elle Fanning, “Margo’s Got Money Troubles”
Lisa Kudrow, “The Comeback”
Jean Smart, “Hacks”
EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Dale Dickey, “Widow’s Bay”
Hannah Einbinder, “The Diplomat”
Janelle James, “Abbott Elementary”
Kate O’Flynn, “Widow’s Bay”
Michelle Pfeiffer, “Margo’s Got Money Troubles”
Megan Stalter, “The Diplomat”
Jessica Williams, “Shrinking”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
Colman Domingo, “The Four Seasons”
Paul W. Downs, “Hacks”
Harrison Ford, “Shrinking”
Nick Offerman, “Margo’s Got Money Troubles”
Stephen Root, “Widow’s Bay”
Michael Urie, “Shrinking”
Tyler James Williams, “Abbott Elementary”
EN İYİ KONUK KADIN OYUNCU (KOMEDİ)
Leslie Bibb, “Hacks”
Jamie Lee Curtis, “The Bear”
Betty Gilpin, “Widow’s Bay”
Cherry Jones, “Hacks”
Laurie Metcalf, “Hacks”
Kaitlin Olson, “Hacks”
Lauren Weedman, “Hacks”
EN İYİ KONUK ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)
Michael J. Fox, “Shrinking”
Brett Goldstein, “Shrinking”
Hamish Linklater, “Widow’s Bay”
Christopher McDonald, “Hacks”
Rob Reiner, “The Bear”
Connor Storrie, “Saturday Night Live”
EN İYİ MİNİ DİZİ
“All Her Fault”
“The Beast in Me”
“Beef”
“DTF St. Louis”
“Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bessette”
EN İYİ TV FİLMİ
“Heads of State”
“Miss You, Love You”
“People We Meet on Vacation”
“Remarkably Bright Creatures”
“Tom Clancy’s Jack Ryan: Ghost War”
EN İYİ KADIN OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Claire Danes, “The Beast in Me”
Sally Field, “Remarkably Bright Creatures”
Carey Mulligan, “Beef”
Sarah Pidgeon, “Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bessette”
Sarah Snook, “All Her Fault”
EN İYİ ERKEK OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Riz Ahmed, “Bait”
Jason Bateman, “Black Rabbit”
Charlie Hunnam, “Monster: The Ed Gein Story”
Oscar Isaac, “Beef”
Matthew Rhys, “The Beast in Me”
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Linda Cardellini, “DTF St. Louis”
Dakota Fanning, “All Her Fault”
Laurie Metcalf, “Monster: The Ed Gein Story”
Joy Sunday, “DTF St. Louis”
Youn Yuh-jung, “Beef”
Constance Zimmer, “Love Story: John F. Kennedy Jr. and Carolyn Bissette”
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU (MİNİ DİZİ / TV FİLMİ)
Jason Bateman, “DTF St. Louis”
Richard Gadd, “Half Man”
David Harbour, “DTF St. Louis”
Richard Jenkins, “DTF St. Louis”
Charles Melton, “Beef”
Nick Offerman, “Death By Lightning”
EN İYİ ANİMASYON
“Bob’s Burgers”, Grand Pre Pre Pre Opening
“Rick and Morty”, There’s Something About Morty
“The Simpsons”, Homer? A Cracker Bro?
“Smiling Friends”, Le Voyage Incroyable de Monsieur Grenouille
“South Park”, Sermon on the ‘Mount
“Star Wars: Visions”, “Black
EN İYİ SESLENDİRME PERFORMANSI
Pamela Adlon, “King of the Hill”
Julie Andrews, “Bridgerton”
Hank Azaria, “The Simpsons”
Trey Parker, “South Park”
Matt Vogel, “The Muppet Show”
Steven Yeun, “Invincible”
EN İYİ REALITY/YARIŞMA PROGRAMI
EN İYİ REALITY ŞOV SUNUCUSU
RuPaul Charles, “RuPaul’s Drag Race”
Alan Cumming, “The Traitors”
Kristen Kish, “Top Chef”
Ariana Madix, “Love Island USA”
Jeff Probst, “Survivor”
EN İYİ OYUN ŞOVU
“Celebrity Family Feud”
“Jeopardy!”
“The Price Is Right”
“Wheel of Fortune”
“Who Wants to Be a Millionaire”
EN İYİ OYUN ŞOVU SUNUCUSU
Steve Harvey, “Celebrity Family Feud”
Ken Jennings, “Jeopardy!”
Colin Jost, “Pop Culture Jeopardy”
Jimmy Kimmel, “Who Wants to Be a Millionaire”
Martin Short, “Match Game”
EN İYİ VARIETY ŞOV
“The Daily Show”
“Jimmy Kimmel Live!”
“Last Week Tonight With John Oliver”
“The Late Show With Stephen Colbert”
“Saturday Night Live”
EN İYİ VARİETY ŞOV (ÖNCEDEN ÇEKİLMİŞ)
“Dave Chappelle: The Unstoppable…”
“The Muppet Show”
“Nikki Glaser: Good Girl”
“Taylor Swift: The Eras Tour: The Final Show”
“Wicked: One Wonderful Night”
EN İYİ VARIERY SPECIAL (CANLI)
“The Apple Music Super Bowl LX Halftime Show Starring Bad Bunny”
“83rd Annual Golden Globes”
“68th Annual Grammy Awards”
“The Oscars”
“78th Annual Tony Awards”
EN İYİ SENARYOSUZ (UNSTRUCTURED) REALITY PROGRAM
“America’s Sweethearts: Dallas Cowboys Cheerleaders”
“Love On The Spectrum”
“RuPaul’s Drag Race: Untucked”
“Summer House”
“Welcome To Wrexham”
EN İYİ SENARYOLU (STRUCTURED) REALITY PROGRAM
“Antiques Roadshow”
“Diners, Drive-ins And Dives”
“Love Is Blind”
“Queer Eye”
“Shark Tank”
Netflix, geçtiğimiz Mart ayında ünlü Norveçli yazar Jo Nesbø’nun ikonik roman karakter serisi Harry Hole kitaplarının uyarlamasını izlerle buluşturdu.
İlk sezon “Şeytan Yıldızı” isimli, Harry Hole serisinin beşinci kitabından uyarlandı. Dizinin ilk sezonu 10 bölümden oluşmakta olup bölüm süreleri 45-60 dakika aralığında değişmekte. Jo Nesbø’nun Harry Hole serisi 13 kitaptan oluşmakta olup son kitabı 2023 yılında yayınlandı. Dizinin devamı ile ilgili resmi bir haber olmasa da geleceğini düşünüyorum.
Dizinin mutfağında yazar Jo Nesbø’nun dışında Tim Bevan, Eric Fellner gibi isimler bulunmakta.

Harry Hole (Tobias Santelmann), alkolün dibine vuran, kendi kurallarına göre aykırı yöntemler kullanmaktan çekinmeyen bir polis memurudur. Oslo’daki kurallar gereği polislerin silah taşıması yasaktır ancak Harry için kurallar genel geçer şeylerdir, o elindeki vakaları çözmeye odaklanır.
Genç bir kadın Oslo’daki dairesinde öldürülür. Sol elinden bir parmağı kesilmiş, göz kapaklarından birisinin altında ise beş köşeli yıldız şeklinde küçük kırmızı bir elmas bulunur yani bir nevi şeytan yıldızı. Harry bu soruşturmada pek de yıldızının barışmadığı Tom Waaler (Joel Kinnaman) ile birlikte görevlendirilir. Harry’nin yöntemleri ve şüpheleri onu katil için tanıdık bir isme yönlendirir. Cinayetin çözümü ve ispatlanması hiç de kolay olmayacaktır fakat katil öldürmeye devam etmektedir.

Diziyi uzun zaman önce bitirdim. Jo Nesbø çok sevdiğim bir yazardır ve “Hamamböcekleri” ile “Nemesis” kitaplarından seriye aşinaydım. Hatta Nemesis efsane bir polisiye hikayesidir, umarım devamında onu getirirler. İskandinav polisiyelerini de severim; Jo Nesbø, Netflix ve İskandinav polisiye üçlüsünden gayet güzel bir yemek çıkmış. Bu yılın eli yüzü düzgün yeni dizileri arasında gösteririm diziyi, devamı gelir diye de düşünüyorum.
İzlemek isteyenlere iyi seyirler dilerim.
]]>
2024 yılında Netflix‘te yayınlanan ve kısa sürede dünya çapında büyük yankı uyandırarak yılın en çok konuşulan yapımlarından biri hâline gelen Baby Reindeer dizisinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu olan Emmy ödüllü Richard Gadd, yeni projesi Half Man ile televizyon ekranlarına geri döndü. İlk bölümü 23 Nisan’da HBO Max‘te, bir gün sonra ise BBC ekranlarında yayınlanan dizi, şimdiden 2026 yılına damga vurdu. Dizi toplamda altı bölümden oluşuyor ve şu an için tek sezonluk bir mini dizi olarak planlanmış durumda.
Yapımın kamera arkasında da dikkat çekici bir ekip bulunuyor. Dizinin yönetici yapımcılığını Richard Gadd, Tally Garner, Morven Reid, Gaynor Holmes ve Gavin Smith üstlenirken yönetmen koltuğunda ise Alexandra Brodski ile Eshref Reybrouck oturuyor.

Konusu:
Dizi, merkezine Ruben ve Niall arasındaki yaklaşık 40 yıla yayılan, tanımlaması güç bir ilişkiyi yerleştiriyor. Annelerinin sevgili olması sebebiyle aynı çatı altında büyüyen bu gece ile gündüz gibi farklı olan iki karakter, zaman içerisinde birbirlerinin hayatlarında vazgeçilmez bir yere sahip oluyorlar. Ancak onları birbirine bağlayan şey sadece geçmişleri değil, zaman içerisinde büyüyen kırgınlıklar, bastırılmış duygular ve kopması neredeyse imkansız hale gelen bağları oluyor.
Dizi doğrusal bir anlatım tercih etmiyor. Bunun yerine farklı zaman dilimleri arasında gidip gelerek karakterlerin günümüzde neden bu halde olduklarını anlamlandırarak işliyor. Bu zaman değişimleri ile birlikte sadece olayların nasıl geliştiğini değil, aynı zamanda karakter gelişimlerini de gözlemliyoruz.
Yüzeysel olarak baktığımızda Richard Gadd dizide iki karakterin yıllar içerisinde değişen ilişkisini anlatıyor gibi görünse de diziyi derinlemesine inceleyince insan doğasının çeşitli karanlık sorularını sorduğu bir yapım olduğu görülüyor. Erkeklik algısı, aile içi dinamikler, bastırılan duygular ve geçmişin bugünü belirleyen etkileri hikayenin temel yapı taşını oluşturuyor. Psikolojik drama ağırlıklı yapısıyla, olaylardan çok karakterlerin iç dünyasına ve aralarındaki duygusal çatışmalara odaklanıyor.

Karakterler:


Dizide ayrıca Niall’ın annesi Lori rolünde Neve McIntosh, Ruben’in annesi Maura rolünde Marianne McIvor, yetişkin Joanna rolünde Kate Robson-Stuart, genç Joanna rolünde Julie Cullen, yetişkin Alby rolünde Charlie de Melo ve genç Alby rolünde Bilal Hasna karşımıza çıkıyor.
Tüm kadroya buradan ulaşabilirsiniz.

Tırıvırı (Trivia) Bilgiler:

Son Söz:
Dizi çıktığında izleyecektim aslında güncel olarak. Ama hayatımda olan bazı şeylerden ötürü uzun bir süre elim hiçbir şeye gitmedi. Sadece kafamı dağıtacak çerezlik şeyler izledim ya da oynadım. Kendimi kafa olarak toparladıktan sonra da tam anlamıyla dizilere geri döndüm ve ilk durağım Half Man oldu.
Açıkçası uzun zamandır beni içerisine bu denli çeken bir dizi izlememiştim. 6 bölümü peş peşe ve ara vermeden tek oturuşta izledim. Şu anda çoğu yapımın gereğinden fazla sakız gibi sündürülerek uzatıldığını düşünürsek Half Man anlatması gerekeni 6 bölümde anlatıp boş yan hikayelere sapmıyor.
Dizideki oyunculuk performanslarını oldukça beğendiğimi söylemem lazım. Richard Gadd ve Jamie Bell başta olmak üzere yan karakterler de oldukça iyi performans sergilediler. Karakterlerin yaşadığı kırılmalar ve duygusal yükü sanki kendileri yaşıyormuşçasına yansıtarak bunu izleyenlere geçirdiler. Özellikle Richard Gadd’ın hem dizinin başrolü hem de yaratıcısı olarak ortaya koyduğu performans, oyuncunun hikayeye olan hakimiyetini ve karakterini ne kadar iyi tanıdığını gösteriyor.
Dizinin en güçlü yanı ise kesinlikle senaryosuydu. Gadd, karakterleri tek bir yönüyle tanımlamayıp geçmişlerini, zaaflarını ve kararlarını ilmek ilmek işleyerek gerçekçi bir anlatım sunmuş. Bu anlatım tarzıyla yalnızca yaşanan olayları merak ederek değil, aynı zamanda karakterlerin psikolojisini çözmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Geçmiş ve günümüz arasında gidip gelerek yapılan anlatım ise her bölümde hikayenin yeni bir noktasını açığa çıkararak yavaş yavaş finale doğru ilerliyor.
Güçlü oyunculukları, karakter odaklı harika senaryosu ve izleyenleri bir sonraki bölümü merak etmeye iten akıcı anlatımıyla Half Man, benim açımdan bu senenin en iyi işlerinden biri oldu kesinlikle. Sene sonu Yılın Dizileri Oylaması’nda ilk üç sırada yer alacağı kesin gibi gözüküyor. Richard Gadd, Baby Reindeer sonrasında artan beklentimi rahatlıkla karşıladı. İki dizisiyle de beğenimi kazandı. Gelecekte yaratacağı yeni hikayeleri büyük bir merakla bekleyeceğim.
Psikolojik derinliği, güçlü karakter yazımı ve etkileyici oyunculuklarıyla Half Man, 2026’nın en dikkat çekici yapımlarından biri olmayı fazlasıyla hak ediyor. Kısa sürede bitirilebilecek ama etkisi uzun süre akılda kalacak bir drama arayanlar için kesinlikle tavsiye edebileceğim dizilerden biri.
Fragman:
]]>
Temmuz ekranı sizlerle…

2 Temmuz – Human Vapor (NETFLIX) (Fragman)

9 Temmuz – The Five Star Weekend (PEACOCK) (Fragman)

15 Temmuz – Ride or Die (PRIME) (Fragman)

17 Temmuz – The F Ward (STAN) (Fragman)

17 Temmuz – The Westies (MGM+) (Fragman)

19 Temmuz – Treasure & Dirt (ABC) (Fragman)

23 Temmuz – Stuart Fails To Save The Universe (HBO MAX) (Fragman)

26 Temmuz – President Curtis (HBO MAX) (Fragman)
Naked, 2025 yılı sonbaharında WDR ve ARD’de yayınlanmış olan Almanya yapımı bir mini dizi. Psikolojik drama, erotik drama ve romantizm gibi ögeler içeren dizi, 6 bölümden oluşmakta. Bölüm süreleri 44-56 dakika aralığında değişmekte.

Dizinin senaryosunu Silke Eggert ve Sebastian Ladwig kaleme almış. Yönetmenliğini Bettina Oberli üstlenmiş. Yapımcı kadrosunda ise Juliane Thevissen, Sebastian Schelenz, Geronimo Beckers ve Julia Röskau gibi isimler bulunmakta.

Marie ve Luis isimli, tutkulu bir çifti merkezine alıyor dizimiz. Luis, bir reklam firmasında çalışmakta. Marie ise bir ressam ama bu işi profesyonel olarak yapmıyor. Geçimini idame ettirmek için ise bir lisede öğretmenlik yapmakta. Marie, boşanmış bir kadın. Küçük bir oğlu var.

Hikayemiz Köln şehrinde geçmekte. Marie ve Luis, bir gece kulübündeki bir kostümlü partide tanışıyorlar. Luis vampir, Marie ise Meryem Ana kılığında partiye gelmiştir. Yoğun ve tutkulu bir karşılaşma olur ve geceyi birlikte geçirirler. Seks, Marie’de etkileyici bir tat bırakır ve sonrasında da Luis’e doğru çekilmeye devam eder. Luis de ondan etkilenmiştir ve birlikte bir ilişkiye doğru yelken açarlar. Luis’in bazı davranışları Marie’nin bakış açısından çeşitli şekillerde garip ve rahatsız edicidir ama bu durum Marie’nin ona aşık olmaya başlamasına engel değildir.
Luis ile ilgili bahsetmek gereken çok önemli bir şey daha var ki o da bir seks bağımlısı oluşu. Bakalım bu çifti bu ilişki sürecinde ne gibi şeyler beklemekte?

Marie rolünde Crooks, Spy/Master, Deutschland89, Zeit der Geheimnisse, The Empress ve Zarah: Wilde Jahre gibi dizilerde boy göstermiş olan Svenja Jung‘u izliyoruz. Luis rolüne ise Dangerous Truth ve Bad Banks gibi dizilerden anımsanabilecek Noah Saavedra hayat vermekte.

Kadroda ayrıca Malaya Stern Takeda (Love Addicts, Parallel Me), Hanna Hilsdorf (A Thin Line, The Empress), Jonathan Berlin, Martin Vischer, Thore Anker, Juliane Köhler ve Aurel Mertz gibi isimler mevcut.

Dizinin ilk 2 bölümünü izledim ve yeterli buldum. Söz konusu çift, yeterince ilgi çekici durumda. 6.2’lik düşük IMDB puanına rağmen şans verilebilir bir dizi gibi durmakta.



Hellfjord, Norveç kanalı NRK’da 2012 yılı sonbaharında yayınlanmış olan bir komedi dizisi. Tek sezon ve 7 bölümden oluşmakta. Bölüm süreleri ise 25-30 dakika uzunluğunda.
Dizinin senaryosunu Stig Frode Henriksen, Zahid Ali ve Tommy Wirkola birlikte kaleme almışlar. Patrik Syversen ise yönetmenliğini üstlenmiş.

Salmander isimli Pakistan göçmeni bir adam var hikayemizin merkezinde. Başkent Oslo’da polislik yapmakta. Ülkenin bir bayram/kutlama gününde meydanda atlı polis olarak görev yapmaktayken ona zimmetli olan polis atı rahatsızlanıp yere yığılıyor. Salmander de atı acı çekmesin diyerekten gaddarca öldürüyor oracıkta. Ve tüm gazetelere manşet oluyor.
Bunun sonucunda Emniyet Müdürlüğü onu doğal olarak işten atmak istiyor ama göçmen yasası gereğince 3 ay önceden bildirmeksizin bu işten çıkarma eyleminde bulunamıyorlar. Bu mecburi 3 ayını geçirmesi için de onu Hellfjord’a sürmekte buluyorlar çareyi. Norveç’in kuzey batısında fiyortlarla bezeli bir ada Hellfjord. Oldukça küçük bir yerleşim yeri. Deniz, göl, yeşillik falan görsel açıdan güzel bir yer aslında ama insan popülasyonu için aynı şeyi söylemek mümkün değil pek. Nüfusu oldukça yaşlı, suratsız ve bir o kadar da garip insanlardan oluşmakta. Bakalım bizim Salmander’i şeriflik yapacağı bu garip yerleşim yerinde ne gibi sürprizler beklemekte?

*Salmander karakterinde dizinin aynı zamanda senarist ekibinde saydığımız Zahid Ali‘yi izliyoruz.
*Salmander ile birlikte karakolda görev yapan, sınırları olmayan, ucube bir yaşlı adam olan Kobba rolüne yine dizinin senarist ekibinde saydığımız Stig Frode Henriksen hayat vermekte.
*Kobba’nın parayla satın almak suretiyle Finlandiya’dan getirtmiş olduğu genç ve güzel gelini Riina rolünde tanıdık bir yüz var: Pihla Viitala. Finlandiya’nın önde gelen aktrislerinden biri olan Pihla Viitala’yı Karppi, Mustat Lesket, Cold Courage, Toinen Tuleminen ve Ivalo gibi dizilerden tanıyoruz. Riina da tıpkı Kobba gibi karakolda takılıyor.

Westworld dizisine ek olarak Jo Nesbo’s Detective Hole, La Palma, Die Saat – Tödliche Macht ve Heksejakt gibi dizilerle de tanınan Ingrid Bolsø Berdal‘ı Hellfjord’un meraklı ve güzel gazetecisi Johanne rolüyle izliyoruz. Hellfjord’da garip bir şeyler olduğunu düşünüyor.

Hellfjord nüfusunun yüzde 60’ına sahip olduğu balık fabrikasında iş imkanı sağlayan gizemli iş adamı Bosse Nova rolünü Thomas Hanzon canlandırıyor.
Kadroda ayrıca Maria Bock ve Knut-Erik Helland Barland gibi isimler mevcut.

Dizinin ilk bölümünü izledim ve yeterli buldum. Kast ve karakterler, yeterince ilgi çekici. Komedisi de kıvamında. Hikayenin ne derece potansiyel barındırdığını izledikçe tartacağız artık.






Mies Joka Kuoli (İngilizce adıyla: The Man Who Died), Finlandiya yapımı bir dizi. 6’şar bölümlük 2 sezondan oluşmakta. İlk sezonu Elisa Viihde’de 2022 yazında, ikinci sezonu ise Ruutu’da 2025 yazında yayınlanmış. Bölüm süreleri ise 41-45 dakika aralığında değişmekte.

Antti Tuomainen‘in 2016 yılında yayımlanan aynı isimli romanından uyarlanmış dizi. Roman, Brendan Foley ve Markku Flink tarafından senaryolaştırılmış. Yönetmenlik görevini ise Samuli Valkama üstlenmiş.

Dizimizin merkez kahramanı Jaakko Kaunismaa isimli bir adam. Karaktere Jussi Vatanen hayat vermekte.
Başarılı bir mantar girişimcisi olan Jaakko Kaunismaa’ya doktor tarafından zehirlenme sonucu ölmek üzere olduğu söylenir. Jaakko bu durumu çok geç öğrenmiştir ve bu konuda ölümünü beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktur. Zamanı daralırken Jaakko hâlâ yapabileceği bir şeyler yapmaya karar verir.
Piyasadaki yeni rakiplerine direnerek mantar işini kurtarmak, yaklaşan hasadı toplamak, Japon müşterilerle kararlaştırmış olduğu siparişi hazırlamak ve elbette müstakbel katilini yani onu zehirleyen kişiyi ortaya çıkarmak. Katil konusunda öne çıkardığı adaylar ise şunlar: Kendisini bir çalışanıyla boynuzlamakta olan karısı ve de iş ortağı Taina (Saara Kotkaniemi), karşısına çıkıp onu kibarca tehdit eden mantar işindeki yeni rakip firma mensupları ve son olarak da Japon müşteriler.

Nymfit ve Mixtape gibi dizilerden anımsanabilecek Sara Soulié, kadroda öne çıkan isimlerden biri. Jaakko’nun şirketinde görev yapan bir mantar uzmanı olan Sanni rolünde.
Taina ile ilişkisi olan şirketin minibüs şoförü Petri rolünde Elias Westerberg‘i izliyoruz.
Kadroda ayrıca Matti Onnismaa, Kari Hietalahti, Antti Virmavirta, Satu Tuuli Karhu, Janne Reinikainen, Eiji Mihara, Jari Virman, Natsumi Kuroda, Sakari Kuosmanen, Matvei German ve Kati Outinen gibi isimler mevcut.

Dizinin ilk 2 bölümünü izledim ve yeterli buldum. Eğlenceli bir dizi olduğunu söylemek mümkün.


Channel 5’ın yeni dizisi The Fortune, 2 Haziran’da başlamış. Bu da fragmanı:
Yaklaşık 45’er dakikalık 4 bölümden oluşan psikolojik gerilim türündeki dizinin senaryosu Aschlin Ditta (The Inheritance, The Feud) tarafından kaleme alınmış. Yönetmenliğini Andy De Emmony (The Feud, Babes in the Wood, Him) üstlenmiş. Yapımcısı ise Lesley Douglas.

Poldark dizisiyle tanınan Eleanor Tomlinson‘ın başrolde olduğu dizinin konusu kısaca şu şekilde:
Kayıtlara intihar vakası olarak geçen Martin Worrall (Denis Lawson) isimli yaşlı ve de varlıklı bir adamın vefatının ardından Eleanor Tomlinson’ın karakteri Amanda Blakefield‘a 2 milyon sterlini aşan bir miras kalacak. Martin, vasiyetini çok kısa bir süre önce değiştirmiş ve mirasının büyük bir bölümünü Amanda’ya bırakmaya karar vermiş. Amanda ise Martin’i tanımamakta. Haliyle bu miras haberini alınca onu büyük bir merak bulutu sarmalamaya başlıyor. Bakalım eşeledikçe bunun altından neler çıkacak?

Amanda, evli bir kadın. Luke (James Younger) isimli küçük bir oğlu var. Arkadaşı Sandy (Danielle Walters) ile birlikte küçük bir kafe işletmekte. Kocası Jimmy (Matthew Lewis) de söz konusu kafede çalışmakta. Amanda’nın yaşlı bakım evinde kalan Linda (Paula Wilcox) isimli bir annesi var bir de.
Martin de evli bir adam. Fiona (Rebecca Front) isimli bir karısı ve Anthony (Callum Woodhouse) isimli yetişkin bir oğlu mevcut. Fiona ve Anthony de Martin’in ölümü ve açıklanan sürpriz vasiyeti sonrası büyük bir şok yaşıyorlar elbette. Amanda’yı tanımıyorlar ve mirası ona kaptırmayı hiç istemiyorlar. Worrallların yanında çalışan Boots (Stephen Tompkinson) isimli yaşlı bir adam mevcut bir de hikayede.
Nina Wadia ise Martin’in avukatı Laura Mistry rolüyle karşımıza çıkmakta.

Dizinin ilk 2 bölümünü izledim. Vasat ama izlenmekte denebilir. Eleanor Tomlinson’u özlemişim ve bu sebeple izliyorum aslında. Dizinin oyuncu kadrosu da onu saymazsak epey zayıf bence zaten.

Yaz sezonunu bu ayla birlikte resmi olarak açmış bulunuyoruz.
Haziran ekranı sizlerle…

2 Haziran – Not Suitable For Work (HULU) (Fragman)

4 Haziran – Two Years Later (PARAMOUNT+) (Fragman)

8 Haziran – Alice and Steve (DISNEY+) (Fragman)

10 Haziran – Every Year After (PRIME) (Fragman)
10 Nisan’da Güney Kore’nin MBC TV kanalında yayınlanmaya başlayan ve dünyaya Disney+ aracılığıyla yayılan dizi Perfect Crown tanıtımıyla sizlerleyiz bugün. Haftada 2 bölüm olarak şu ana kadar 10 bölümü yayınlanan dizi 15 ve 16 Mayıs’ta yayınlanacak bölümlerle final yapacak.
Dizinin yapımcılığını MBC ve Kakao Entertainment üstlenirken, hikaye Yoo Ji-won tarafından kaleme alınıyor ve yönetmenlik koltuğuna ise Alchemy of Souls ve What’s Wrong with Secretary Kim gibi ünlü ve sevilen yapımların yönetmenliğini de yapmış olan Park Joon-hwa oturuyor.
NOT: Dizide en çok çalan parçayı şuraya bırakayım. Ben baya sevdim ve sık sık dinliyorum. Belki sizde seversiniz.
NOT 2: Dizi aynı zamanda 21st Century Grand Prince’s Wife ismi ile de bilinmekte.

Konusu:
Dizi 21. yüzyılda anayasal monarşi ile yönetilen Güney Kore’de alternatif bir dünyada geçiyor. Ülkenin önde gelen holding ailelerinden birinin kızı olan Seung Hui-Ju, hırslı, başarılı ve özgüveni oldukça yüksek olsa da özel hayatında bazı zorluklar çekmektedir. Çünkü kendisi ailesinin gayrimeşru çocuğudur. Bu durumu hem iş hayatında hem de ailesinin içerisinde devamlı karşısına çıkmaktadır.
Ülkenin büyük Prensi I-AN ise çok farklı bir durumun içerisindedir. Kral olan ağabeyi öldükten sonra tahta yeğeni geçmiş ve yeğeni çok küçük olduğu için kendisine naiplik yapmaktadır. I-AN ağabeyinin ölümü ile ilgili bazı gerçekleri öğrendikten sonra hayatıyla alakalı önemli kararlar almaya başlar.
Bir gün sarayda özel bir gün düzenlenir ve bu davete Seung Hui-ju da katılır. Hui-Ju, Prens I-AN ile aynı üniversiteye gitmiştir. Birbirlerini tanımakta ve aynı zamanda birbirlerinden pek haz etmemektedirler. Hui-Ju ile I-AN davet sırasında karşılaşırlar ve Hui-Ju’nun aklına parlak bir fikir gelir. Davetten sonra I-AN ile görüşmeye çalışır. Amacı I-AN’ı kendisiyle mantık evliliğine ikna etmeye çalışmaktır. I-AN bir süre düşünür ve kabul eder. Başlarda yalan olan bu evlilik zaman içerisinde gerçek aşka dönüşecek mi?

Karakterler:

– Seung Hui-Ju (IU): Kendisi ülkenin önde gelen holding ailelerinden birinin gayrimeşru kızı ve Castle Beauty şirketinin CEO’su. Güzel, zeki, başarılı, inatçı, hırslı birisi. Gayrimeşru çocuk olması çoğunlukla ailesinin içerisinde karşısına çıkıyor. Ailesi tarafından sevilmiyor ve kabul görmüyor. O da her şeyi kendi başına halletmeye çalışıyor. Bu yüzden oldukça hırslı birisi.
Kendisini kabul ettirmek adına bir plan yapıyor ve ülkenin büyük Prensi I-AN’a evlenme teklif ediyor. Şimdi önünde çok zor bir görev bütünü vardır; kendisini saray ahalisine kabul ettirmek ve üzerine gelecek baskıyı göğüslemek.

– Büyük Prens I-AN (Byeon Woo-seok): Ülkenin karizmatik büyük prensi. Kral olan ağabeyi öldükten sonra ülkenin tahtına yeğeni geçiyor. Yeğeni çok küçük olduğu için yönetimde söz hakkını annesi olan Kraliçe Ana’ya değil I-AN’a veriyorlar ve kendisi naiplik görevini yerine getiriyor.
Zaman içerisinde ağabeyinin ölümüyle alakalı bazı durumları keşfediyor ve hayatıyla alakalı bazı kararlar almaya başlıyor. Hui-Ju’nun kendisine ettiği evlilik teklifini düşünüp kendi çıkarları doğrultusunda kabul ediyor. Bu evlilik ile birlikte Kraliçe Ana dahil çoğu saray ahalisini karşısına alıyor.
Oldukça sessiz, içine kapanık, işinde gücünde biriyken Hui-Ju ile takılmaya başladıktan sonra yavaş yavaş huyları değişmeye başlıyor.

– Başbakan Min Jeong-woo (Steve Sanghyun Noh): Ülkenin Başbakanı. Kendisi Hui-ju ve I-AN ile birlikte aynı üniversiteye gitmiş. Üniversite zamanlarından beri Hui-ju’ya platonik olarak hisleri var. Hislerinden dolayı her koşulda Hui-Ju’nun yanında olup onu desteklemeye ve yanında olmaya çalışıyor. Kafası oldukça çalışan, dikkatli ve titiz birisi.
Bölümler ilerledikçe Hui-ju‘ya karşı olan hisleri kendisinin değişik kararlar vermesine ve işleri karmaşıklaştırmaya başlıyor.

– Kraliçe Ana Yoon Yi-rang (Gong Seung-yeon): Eski Kral’ın dul eşi ve mevcut Kral olan I-Yun’un annesi olan Kraliçe Ana. Yönetimde sözü olsa da ülke yönetiminde söz naip olan I-AN’da. Hırslı, otoriter ve korkulan birisi. Oğlunun tahtta oturması onun açısından çok büyük önem arz ediyor.
Kendisi önemli bir aileden geliyor. Babası vakti zamanında kendisini veliaht prens ile (I-AN’ın ağabeyi) evlendiriyor ve tahtta kendi kanından birinin olmasını garantiliyor.
Ayrıca I-AN’ın sadık yaveri Choi rolünde Yoo Su-bin, Seung Hui-Ju’nun sağ kolu Do Hye-jung rolünde Lee Yeon, Hui-ju’nun babası Seong Yeong-guk olarak Jo Seung-yeon, mevcut Kral I-yun rolünde Kim Eun-oh karşımıza çıkıyor.
Tüm kadro için bu – ra – ya bakabilirsiniz.

Son Söz:
Başlangıçta Perfect Crown’ı izlemek gibi bir niyetim hiç olmamıştı. Üstüne üstlük böyle bir dizinin varlığından bile haberim yoktu. Eşimin telkinleri ile başladık ve şu ana kadar izlediğimiz 10 bölüm sonucu diziden oldukça memnunum. Komedisi, romantizmi gayet dozunda ayarlanmış ve hikayesi de fena gitmiyor. Karakterler arasındaki kimya da oldukça hoşuma gitti. Özellikle yaver Choi karakterini oynayan oyuncu kiminle aynı sahnede olursa olsun gayet komik ve güzel iş çıkartıyor.
Diziyle alakalı sıkıntı şu; klasik Kore romantik dizilerinde karşımıza çıkan sorun var. Biri birinden hoşlanıyorsa ya çok geç kavuşuyorlar, erken kavuşurlarsa da başlarına her türlü musibet geliyor. Kore dizilerinde başıma gelen bir diğer sorun da şuydu; birçoğunun finali tam olarak tatmin etmedi beni. Bu hafta sonu Perfect Crown’a da veda edeceğiz ama kafamda acabalar dolaşıyor.
Perfect Crown’ı diğer Kore dizileriyle karşılaştırdığımızda (normalde 80-90 dk. civarı) dizinin bölüm süreleri de oldukça makul seviyelerde (bölüm başına 60-65 dk). Perfect Crown oldukça eğlenceli ve güzel zaman geçirten bir dizi. Romantik bir yapım izlemek isteyenlere tavsiye niteliğindedir.
İzleyecek olanlara iyi seyirler dilerim.
Fragman:
]]>
ABC ve FOX‘un 2 ve NBC‘nin 4 yeni diziye verdiği ortamda, CBS, 2026-2027 sezonu için 1’i komedi, 3’ü drama toplam 4 diziye yeşil ışık yaktı.

Matthew Gray Gubler, Melissa Fumero
EINSTEIN
CBS’in başta 2025-26 sezonu için hazırladığı ama sonrasında 2026-27 sezonuna ertelediği, sezon ortasında izleyiciyle buluşacak olan polisiye dizi Einstein, Albert Einstein’ın zeki ama hayatında bir yön bulamayan torunu Lewis Einstein’ın hikayesini anlatıyor. Lewis, rahat bir kadrolu profesör olarak günlerini geçirirken, pervasız davranışları yüzünden başını kanunla belaya sokar ve yerel bir polis dedektifine en karmaşık vakalarını çözmesinde yardım etmek zorunda kalır.
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ
Matthew Gray Gubler (Criminal Minds), ikonik teorik fizikçi Albert Einstein’ın büyük torunu Lew Einstein’ı canlandıracak. Lew, Princeton’da popüler bir profesördür… tabii derslere geldiği zamanlarda. Saygısız ve yanlış yönlendirilmiş olan Lew, dehası ve ünlü soyadının yükünü omuzlarında taşır, ancak kötü çocuk maskaralıkları yüzünden başı kanunla derde girdiğinde ve yerel bir polis dedektifinin en şaşırtıcı davalarını çözmesine yardım etmek için yeteneğini kullanmak zorunda kaldığında, nihayet hayatına bir yön ve amaç kazandırabilir.

Matthew Gray Gubler
Melissa Fumero (Brooklyn Nine-Nine), New Jersey Eyalet Polisi’nde dedektif müfettiş olarak görev yapan Teri rolünü üstlenecek. Zeki ve disiplinli bir kişilik olan Teri, meslektaşlarından çok şey beklerken kendinden daha da fazlasını talep eder ve Profesör Einstein ile çalışmak konusunda çelişkili duygular yaşıyor. Başlangıçta karakteri Rosa Salazar canlandıracaktı ama dizinin sonraki sezona ertelenmesi ve kanalın sözleşme opsiyonunu uzatmama kararı almasının ardından Salazar’ın talebi kabul edildi ve iki taraf karşılıklı anlaşma ile yollarını ayırdı.
Aunjanue Ellis-Taylor (King Richard, Justified: City Primeval), deneyimli polis memuru Yüzbaşı Frost rolünü üstlenecek. Sahada on bin saatlik deneyime sahip olan Frost, ortağıyla birlikte emekli olacağı günü iple çekiyor.
Monk’un yaratıcısı/yönetici yapımcısı Andy Breckman, dizinin yürütücü ve yönetmen Randy Zisk, Michael Rauch, Tariq Jalil, Rose Hughes, Rodrigo Herrera Ibarguengoytia ve Lauren Gussis ile birlikte yönetici yapımcısı. Matthew Gray Gubler yapımcı olarak görev alıyor.

ETERNALLY YOURS
CBS’in hit komedi dizisi Ghosts’un yürütücü ve yönetici yapımcıları Joe Port ve Joe Wiseman’ın imzasını taşıyan Eternally Yours, Charles ve Liz adlı bir vampir çiftin etrafında şekillenen bir aile komedisi. Bir zamanlar tutkulu olan aşkları, 500 yıllık birlikteliğin ardından cansız bir evliliğe dönüşmüştür.
Günümüz Seattle’ında tuhaf cadı topluluğuyla yaşayan çift, sonsuz bir monotonluğa kapılmış durumdadır; ta ki kızlarının ciddi insan erkek arkadaşı beklenmedik bir şekilde hayatlarına girip, aşklarının sonsuza kadar sürüp sürmeyeceğini ya da sonsuzluğun bir ömür boyu hapis cezası olup olmadığını sorgulamaya zorlayana kadar…
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ

Allegra Edwards, Ed Weeks, Parker Young
Ed Weeks (The Mindy Project), şu anda bitmek bilmeyen bir evliliğin beşinci yüzyılında olan vampir Charles karakteri canlandırıyor. Orta Çağ’da asilzade olan Charles, artık bir büro memurudur ve ailesiyle birlikte, hiç yaşlanmadıkları gerçeğine dikkat çekmemek için birkaç yılda bir taşınmak zorundadır. Charles, modernliği ve içinde yaşayan zayıf iradeli insanları hor görür, bu da vampir kızının artık böyle biriyle çıktığını öğrendiğinde durumu daha da kötüleştirir.
Allegra Edwards (Upload), zeki ve dünyayı iyi tanıyan, bir eş, anne, tarih profesörü vampir Liz karakterine hayat veriyor. M.S. 1526’dan beri bir vampirdir. Aşkları romantik romanlara konu olacak kadar güzel olan Liz ve Charles, artık sıradan ve bitmek bilmeyen evliliklerinin beşinci yüzyılında sıkışıp kalmış durumdadır. Kendi alışkanlıklarına saplanmış kocasının aksine Liz, zamanın gereklerine ayak uydurup gelişmek ve değişmek istemektedir ve Charles’ı 21. yüzyıla sürüklemek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır.

Jaren Lewison, Helen J. Chen
Helen J Shen (The Devil Wears Prada 2), alaycı ve iğneleyici bir kişiliğe sahip Emma, vampir ebeveynleri Charles ve Liz ile birlikte bir cadılar meclisi içinde yaşayan, zeki ve şefkatli bir veteriner hekimdir. Ebeveynlerinin zorlu evliliğine uzun süredir tanık olan Emma, ilişkilerde her an bir terslik çıkmasını bekleyen, bağlanmaktan korkan biridir.
Jaren Lewison (Never Have I Ever), iyileştirilmeye muhtaç, yaralı insanlara çekilen umutsuz bir romantik olan Max’i canlandıracak. Ancak bu sefer, belki de boyunu aşan bir işe kalkışmıştır; zira yeni kız arkadaşı Emma, babası insanlardan nefret eden ve bağlanmaktan korkan bir vampirdir.

Jaren Lewison, Parker Young, Rose Abdoo
Parker Young (The United States of Al), aşırı düşünceli insanların arasında sevimli bir şapşal ve pek kafa yormayan Jesse rolünü oynayacak. 1800’lerin ortalarından beri Charles ve Liz’in vampir topluluğunun bir parçası olan Jesse’nin sonsuza dek birine bağlanmaktan kaçınmanın sırrı, yalnızca insanlarla evlenmesidir. Kendisinin de dediği gibi, “Bir süre eğlenirsin, sonra o öldüğünde yeni bir model bulursun.” Tek sorun, insanların eskiden olduğundan çok daha uzun yaşaması. Sonuç olarak, artık kolaylıkla annesi gibi görünen bir kadınla çok sevgi dolu bir evliliğin 40. yılında.
Rose Abdoo (Hacks), 1985 yılında Trans Am arabasıyla yanına gelen kocası Jesse (Parker Young) ile tanışan Phyllis rolünü oynayacak. Bir vampir ailesiyle yaşadığından ve ve üstelik yarı vampir ikizler olan Mort ve Henry’yi dünyaya getirdiğinden haberi yok. Artık Jesse’nin annesi olarak geçebilecek yaşta olsa da, bir süveter takımı giydiğinde hala onun dikkatini çekiyor ve vampirlerle ilgili anılarını silmek için her gün beyninin silinmesi, zihinsel durumunu olumsuz etkilemiş durumda.

Ed Weeks, Allegra Edwards, Jaren Lewison, Helen J. Chen, Parker Young, Rose Abdoo, Tristan Michael Brown, Shylo Molina
Shylo Molina (The Afterparty), yarı vampir ikiz kardeşlerden biri olan Henry’yi canlandıracak. Romantik romanlardaki kalp hırsızı karakterler kadar yakışıklı olması (genç Robert Pattinson gibi), onu kendi gençlik dramasına layık kılıyor. Bunun yerine, dünyanın durumu ve acısı ona yük oluyor. Her şeyde mükemmel olan Henry, süper güç ve süper hıza sahip. Yine de bu, hayatın sunduğu dayanılmaz acıyı taşımak için yeterli değil.
Tristan Michael Brown (Pretty Freakin’ Scary), yarı vampir olan ikiz kardeşlerden biri olan Mort rolünü üstlenecek. Kardeşi Henry’ye kıyasla ne kadar sıradan olduğu sürekli olarak yüzüne vuruluyor. Mort, aile köpeğinin zihnini okuma gibi pek de etkileyici olmayan bir yeteneğe sahip olduğu için, insan-vampir melezi olarak kesinlikle şanssız olan tarafta. Yine de hiçbir şey bu gencin hayallerindeki mesleği, yani stand-up komedyenliğini sürdürmesine engel olamaz.
Eternally Yours, CBS Studios tarafından yapılmaktadır. Yürütücü yapımcılar Port ve Wiseman, Eric Tannenbaum, Kim Tannenbaum ve Jason Wang ile birlikte dizinin yönetici yapımcıları. Pilot bölümün yönetici yapımcılığını ve yönetmenliğini Trent O’Donnell üstlenmiştir.

CUPERTINO
The Good Wife, uzantıları The Good Fight ve Elsbeth, BrainDead ve Evil gibi başarılı CBS ve Paramount dizilerinin yaratıcıları Robert King ve Michelle King‘in imzasını taşıyan Cupertino, Silikon Vadisi’nin kalbinde geçen, eski işvereni olan bir teknoloji girişimi tarafından hisse senedi opsiyonlarından mahrum bırakılan bir avukatın hikayesini anlatan, Davut ile Golyat mücadelesini konu alan bir hukuk draması.

Mike Colter, Rachel Keller
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ
Mike Colter (Evil, The Good Wife/Fight, Luke Cage), hisse senedi opsiyonlarını elinden almak isteyen bir Silikon Vadisi start-up’ı tarafından işten atılan Michael adlı bir avukatı canlandıracak. Pes etmeyi reddeden Michael, kısa süre önce işten atılan başka bir avukatla güçlerini birleştirerek, teknoloji elitinin sömürdüğü kişileri temsil edecek ve Silikon Vadisi’ni kontrol eden devlere karşı verdikleri yüksek riskli mücadelede onlara destek olacak.
Rachel Keller (Legion, Fargo, Tokyo Vice), Silikon Vadisi’ndeki bir start-up tarafından işten atılan ve Michael ile güçlerini birleştirerek teknoloji devlerine karşı mücadele etmek üzere bir küçük hukuk bürosu kuran, Orta Batı kökenli yeni mezun bir hukuk fakültesi öğrencisi olan Olivia’yı canlandıracak.
Renée Elise Goldsberry (The Good Wife, Evil, Hamilton, Girls5Eva), Michael ile hem iş hem de aşk hayatında bir geçmişi olan zeki bir rakip avukat olan Renee’yi canlandıracak.
Ella Stiller (The Comeback), hikayenin merkezinde yer alan Cupertino‘daki yeni kurulan hukuk firmasında çalışan genç bir asistan olan Christy’yi canlandıracak.
Nik Dodani (Atypical), kendi teknoloji şirketinin kendisine sırt çevirmesi üzerine son çare olarak Michael ve Olivia’dan yardım isteyen, mizahi bir bakış açısına sahip yazılımcı Vik rolünü oynayacak.
Rob McClure (Broadway’s Mrs. Doubtfire), Michael ve Olivia’nın çalıştığı hukuk bürosuna temsil edilme talebiyle başvuran potansiyel müvekkil Bo’yu canlandırıyor.
Joe Morton (Going Dutch, Justice League), Michael’ın üzerinde büyük bir etki bırakan ve başarıyı her şeyden üstün tutan ünlü avukat babası Bayard’ı canlandırıyor.
Steven Pasquale (The Four Seasons), bulunduğu ortamın kontrolünü nasıl ele geçireceğini bilen, Silikon Vadisi’nde başarılı bir avukat olan Ry karakterini canlandırıyor.
Cupertino, CBS Studios tarafından yapılıyor. Robert ve Michelle King, King Size Productions şirketi adına yürütücü ve yönetici yapımcı olarak görev alacak. İlk bölümün yönetmenliğini ise Robert üstlenecek. Liz Glotzer ve Sam Hoffman da yönetici yapımcı kadrosunda yer alıyor.

NCIS: NEW YORK
Sürpriz! CBS, bu sonbaharda yepyeni bir NCIS uzantı dizisiyle izleyicilerin karşısına çıkacak.
NCIS: New York’ta LL Cool J, 14 sezon ve 323 bölüm boyunca canlandırdığı NCIS ajanı Sam Hanna rolünde geri dönecek. Hanna, memleketi New York’taki saha ofisine geri dönerek, “haylaz” bir ajanla (Scott Caan) ortaklık kuracak ve dünyanın en hayati şehirlerinden ve limanlarından birini savunmak üzere üstlenilen yüksek riskli görevlerde yeni bir ekibin liderliğini üstlenecek.

LL Cool J
Dizi, 6 Ekim’den itibaren Salı akşamları saat 21.00’de, saat 20.00’de yayınlanan ana dizi NCIS ile saat 22.00’de yayınlanan NCIS: Origins arasında yayınlanacak. NCIS: Sydney, sezon ortasında program akışına katılacak ve NCIS: Origins’in yerini alacak.
Pilot bölüm, The Pitt’in yaratıcısı R. Scott Gemmill tarafından hazırlandı ve Gemmill, LL Cool J ile yeniden bir araya geldi. Gemmill, yedi sezon boyunca NCIS: Los Angeles’ın yürütücü yapımcılığını yaparken, dizinin 14 sezonunun tamamında senaristlik görevini üstlendi. NCIS: Los Angeles, rapçi ve oyuncunun NCIS serüvenine başladığı dizidir. Audience Network dizisi Kingdom’ın yaratıcısı, yönetici yapımcısı ve senaristi Byron Balasco, NCIS: New York’un yürütücü yapımcılığını üstlenecek.
NCIS: Los Angeles, 2009-2023 yılları arasında yayınlanan ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturan tehlikeli ve yakalanması zor suçluları yakalamakla görevli bir NCIS biriminin risklerle dolu dünyasını konu alan bir diziydi. Dizide ayrıca Chris O’Donnell (G. Callan), Linda Hunt (Hetty Lange), Daniela Ruah (Kensi Blye), Eric Christian Olsen Mary Deeks), Barrett Foa (Eric Beale), Renée Felice Smith (Nell Jones), Migeul Ferrer (Owen Granger) ve Medalion Rahimi (Fatima Namazi) yer alıyordu.

Scott Caan, LL Cool J
NCIS: New York’un Kadrosunda Yer Alan Oyuncular
LL Cool J, NCIS Kıdemli Özel Ajanı, eski Donanma SEAL üyesi ve Özel Projeler Ofisi’nin eski ikinci yetkili vekili Sam Hanna’yı canlandıracak.
Scott Caan (Hawaii Five-0, Alert), Hanna’nın New York’a dönüşüyle birlikte onun yeni ortağı olan, haylaz bir NCIS ajanı Nick Schaeffer rolünde karşımıza çıkacak.

Jennifer Beals, Scott Caan, LL Cool J, Devin Druid
Jennifer Beals (The L Word, The L Word: Generation Q), sezgileriyle liderlik eden ve ekibi tarafından büyük saygı gören NCIS New York saha ofisi müdürü Robyn Wells karakterine hayat verecek.

Devin Druid, Shane Harper, Jacqueline Byers
Jacqueline Byers (Salvation, Dark Winds), kendini kanıtlamak isteyen, sağlam, sert ve becerikli bir NCIS Özel Ajanı Addison “Addy” Ross rolünü canlandıracak.
Shane Harper (A Teacher, Power Book IV: Force), korkusuz, zeki, sahada son derece yetenekli ve umutsuz bir romantik olan bir NCIS Özel Ajanı Wyatt Hill karakteriyle karşımıza çıkacak.
Devin Druid (13 Reasons Why), esprili ve zeki ancak otoriteye karşı direnen bir NCIS teknoloji uzmanı Sean Sullivan rolünde.
]]>
NBC’nin 2026-27 sezonu için onay verdiği 4 yeni diziye karşın, ABC ve FOX’tan 2 yeni diziye yeşil ışık yakıldı. Bu 4 drama dizisi de sezon ortasından itibaren ekranlara gelecek.

Jay Ellis
THE ROOKIE: NORTH
ABC’nin 2018’den beri ekranlarda olan, Nathan Fillion‘ın başrolünü üstlendiği polisiye draması The Rookie’ye, ilk sezonunun sonunda iptal edilen The Rookie: Feds‘ten sonra bir uzantı daha geliyor.
The Rookie: North, orta yaş krizini hak etmediğine inanan Alex Holland’ı tanıtıyor. Ancak şiddetli bir ev baskını, içindeki gizli amacı yeniden alevlendirdikten sonra, Alex, Pierce County Polis Departmanı’na en yaşlı çaylak olarak katılarak, hayatı boyunca yerine getiremediği taahhütleriyle mücadele etmeye başlar. Şehir kıyısından, desteğin sadece beş dakika uzaklıkta olmadığı kırsal ormana kadar uzanan bir bölgede görev yapan Alex, şüpheci eğitim sorumlusuna, diğer çaylaklara ve kendisine, sonunda mücadele etmeye değer bir şey bulduğunu kanıtlamak zorundadır.
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ
Jay Ellis (Running Point, Not Suitable For Work, All Her Fault), ana karakterimiz Alex Holland’a hayat veriyor.
Chris Sullivan (This Is Us, Guardians of the Galaxy Vol. 2), kısa süre önce terfi almış ancak kalbi hala sokaklarda olmak isteyen Çavuş Nix’i canlandıracak.

Jay Ellis, Chris Sullivan
Janet Montgomery (New Amsterdam), Alex’in eğitim subayı Charlotte Dru’yu canlandıracak. Eski bir askeri polis memuruyken Pierce County Polis Teşkilatı’na geçen Charlotte, titiz, disiplinli ve baskı altında bile soğukkanlılığını koruyan, aynı zamanda kendine özgü bir mizah anlayışına sahip bir karakter.
Froy Gutierrez (I Love LA), yeni çaylak Odell Chance rolünde. Soğukkanlı, atletik ve kendine güvenen Odell için işler her zaman kolay olmuştur. Polis akademisi de dahil olmak üzere hayatta denediği her şeyi başarıyla tamamlamıştır. Ancak henüz gerçek anlamda sınanmadı.

Jay Ellis, Mya Lowe, Froy Gutierrez
Karen Fukuhara (The Boys), Odell’in eğitim subayı Leah Mizuno rolünde. Leah, polis olmasının pek hoş karşılanmadığı, başarıya odaklı bir aileden geliyor. Ancak çoğu gençlik isyanından farklı olarak, Leah işini seviyor.
Mya Lowe (My Life with the Walter Boys), çölde bir vaha gibi yeni keşfettiği amacının peşinde koşan ve bunun bir serap olmadığını umutsuzca bekleyen yeni çaylak Elora Howe’u canlandıracak.
Malik Watson, Elora’nın eğitim subayı Mark Lewis rolünde. Mark, keskin kenarları olan bir kovboydur, ancak her polisin tehlike anında ortaya çıkmasını umduğu destekçidir.
The Rookie’nin yaratıcısı, yürütücü ve yönetici yapımcısı Alexi Hawley ve yapımcı stüdyo Lionsgate Television ile 20th Television’ın imzasını taşıyan dizinin ilk sezonunun Ocak ayında başlaması ve 10 bölümden oluşması bekleniyor. Dizinin pilot bölümünde, Nathan Fillion’ın karakteri John Nolan da yer alacak. Fillion, her iki dizinin de yönetici yapımcısı.

ABC, Shondaland ve 20th Television’dan Shonda Rhimes ile Grey’s Anatomy’nin yürütücü ve yönetici yapımcısı Meg Marinis’in ortak yaratıcılığını üstlendiği, senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği, henüz adı belirlenmemiş tıbbi dramaya doğrudan dizi siparişi verdi. Grey’s Anatomy’nin yıldızı ve yapımcısı Ellen Pompeo da 2027 sezon ortasında prömiyer yapacak olan yeni uzantının yönetici yapımcılığını üstleniyor.
Bu dizi, ana dizi ile yan diziler olan Private Practice ve Station 19’in ardından Grey’s Anatomy serisinin dördüncü dizisi olup, Batı Kıyısı’nda ya da büyük bir şehirde geçmeyen ilk dizi olma özelliğini taşıyor. Dizi, Batı Teksas’ın kırsal kesimindeki bir tıp merkezinde görev yapan bir ekibi konu alan, sınırları zorlayan bir drama olarak tanımlanıyor; burası, kilometrelerce uzanan ıssız araziden önceki son sağlık hizmeti şansı.
Dizi, yeni bir doktor grubu etrafında şekillenecek olsa da, duyumlara göre muhtemelen Debbie Allen’ın canlandırdığı Catherine Fox gibi bir veya daha fazla karakter aracılığıyla Grey’s Anatomy dünyasıyla bağlantılı olacak.
Rhimes ve Betsy Beers, yeni dizinin yönetici yapımcılığını Marinis ve Pompeo ile birlikte üstlenecek. Pompeo, Rhimes ve Beers ile birlikte Station 19’in de yönetici yapımcılığını üstlenmişti. Yapım stüdyoları Shondaland ve 20th Television.

Ashley Moore, Olivia Dunne, Noah Beck, Jessica Belkin, Luke Eisner
BAYWATCH
1989-2001 yılları arasında yayınlanan, ilk dokuz sezonu Los Angeles County sahillerinde çekilmiş, son iki sezonu Hawaii’ye taşınmış olan, David Hasselhoff’un başrolünü üstlendiği, plajlarda devriye gezen cankurtaranları konu alan drama dizisi Baywatch’ın yeniden yapımı Ocak 2027’den itibaren Fox ekranlarına geliyor.
Matt Nix‘in (Burn Notice, The Gifted) yürütücü ve yönetici yapımcısı olduğu yeni Baywatch dizisi, Fox Entertainment ve Fremantle ortak yapımı. Pilot bölümün yönetmeni McG, Greg Bonann, Doug Schwartz, Dante Di Loreto, Mike Horowitz ve orijinal Baywatch’ın yaratıcılarından Michael Berk, dizinin yönetici yapımcıları.
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ
Stephen Amell (Arrow, Heels), orijinal diziden Hobie Buchannon karakterini canlandıracak. Vahşi çocuk Hobie Buchannon, efsanevi babası Mitch’in (orijinal dizide David Hasselhoff tarafından canlandırılan) izinden giderek artık bir Baywatch kaptanı olmuştur. Hobie’nin dünyası, hiç tanımadığı kızı Charlie’nin kapısına gelip Buchannon ailesinin mirasını devam ettirmek ve babasının yanında bir Baywatch cankurtaranı olmak istediğini söylemesiyle altüst olur. Orijinal dizide Hobie karakterine ilk sezonda Brandon Call, sonraki 10 sezonda Jeremy Jackson hayat verdi.
Jessica Belkin (Elle), Baywatch kaptanı Hobie Buchannon’ın öz kızı ve babasının hiç tanımadığı çocuğu Charlie Vale karakterini canlandıracak. Galveston’daki karmaşık aile hayatını geride bırakıp babasının kapısına gelen Charlie’nin tek bir amacı var: Baywatch cankurtaranı olarak yerini kazanmak. Korkusuz, tutkulu ve zaman zaman pervasız olan Charlie, bir Buchannon efsanesi olmak için gerekli tüm özelliklere sahip. Ancak öğrenmesi gereken çok şey var ve hiç tanışmadığı babası, tam da her zaman ihtiyaç duyduğu akıl hocası olabilir.
David Chokachi, orijinal dizide 6. ve 9. sezonlar arasında canlandırdığı Cody Madison karakterine tekrar eden bir rolle yeniden hayat verecek. Cody artık, resmi olmayan ama Baywatch’ın resmi bar ve restoranı olan The Shoreline’ı işletiyor ve ara sıra hayat kurtarmak için hala kırmızı mayosunu giyiyor. O, meslektaşlarına bir akıl hocası ve dost olarak ikinci bir yuva sunuyor… ve büyük bir kurtarma operasyonunun ardından her zaman bedava tavuk kanadı ikram ediyor.
Thaddeus LaGrone (The Land, Mr. Irrelevant), hasta babasına bakmak için Venice Beach’e dönmeden önce Deniz Piyadeleri’nin seçkin bir biriminde iki kez görev yapmış olan Brad rolünü oynayacak. Brad korkusuz ve inanılmaz derecede güçlü; tek başına bir kurtarma makinesi. Baywatch’taki en büyük zorluğu ise, cankurtaranlığın tek başına yapılan bir iş olmaması; yardım istemenin bir zayıflık değil, bir güç olduğu bir takım çalışması olması. Bu, Brad’in Baywatch ailesinin yardımıyla zor yoldan öğrenmesi gereken bir ders.
Hassie Harrison (Yellowstone), eskiden koruyucu ailede büyümüş, daha sonra Olimpiyat sporcusu olmuş ve cankurtarma konusunda en üst düzeyde bir uzman olan Nat karakterini canlandıracak. Zeki, azimli ve son derece sadık olan Nat, Hobie Buchannon’ın sağ kolu ve en yakın arkadaşıdır. Nat, herkesten kendisi için belirlediği yüksek standartları bekler; bu durum ise bazen hem sahilde hem de sahil dışında kurduğu ilişkilerde sorunlara yol açar.
Brooks Nader (Love Thy Nader), Zuma Plajı cankurtaran ekibinin sivri dilli kaptanı Selene karakterini canlandıracak. İşinde son derece başarılı olmasına rağmen, kendisi ile Baywatch kaptanı Hobie Buchannon’ın hayat kurtarma konusundaki yaklaşımları birbirinden çok farklıdır ve bu durum aralarında sürekli bir gerginlik kaynağı oluşturmaktadır. Zaten hiç iyi geçinemeyen ikilinin ilişkisi, Hobie’nin kızı Charlie’yi ekibine dahil etmesiyle daha da kötüye gider ve aralarındaki rekabetin cankurtaranlık mesleğinin çok ötesine uzandığı ortaya çıkar.
Noah Beck, acemi bir cankurtaran olan Luke’u canlandıracak; Luke, itfaiye yerine sahili tercih eden bir itfaiyeci ailesinin en küçüğüdür. Luke, Güney Kaliforniya’nın tipik çekici sahil delikanlısıdır; hem sörfçüdür hem de çapkındır, ancak hayat kurtarma söz konusu olduğunda en iyilerinden biridir. Henüz olgunlaşması gereken bazı yönleri var ama Baywatch bu süreçte büyük rol oynuyor, özellikle de onu akıl hocası ve ikinci babası olarak gördüğü Hobie Buchannon ile olan ilişkisi.
Shay Mitchell (Pretty Little Liars), kendini tamamen cankurtaranlığa adamak için üst düzey bir hukuk firmasından ayrılan eski bir avukat olan Trina’yı canlandıracak. Trina, Baywatch’ın en zeki karakteridir. Tutkulu ve özverili olan Trina, genellikle kalbinin sesini dinler… ancak çoğu zaman sahip olduğu olağanüstü zekasını kullanarak kendi kararlarını sorgulamaya eğilimlidir.
Livvy Dunne, son derece hevesli bir genç cankurtaran olan Grace karakterini canlandıracak.
Ashley Moore (I Know What You Did Last Summer), yetenekleri bol ama tavırları daha da bol olan acemi cankurtaran Jasmine rolünde. O, plajın “kötü kızı” ama kriz anlarında ondan daha iyisi yok.
Kylar Miranda (On Swift Horses), Doğu Los Angeles’tan gelen deneyimli cankurtaran ve Baywatch ekibinin elinden her iş gelen Diego rolünde karşımıza çıkacak.
Luke Eisner (Tall Girl), acemiler arasında Luke’un (Noah Beck) en yakın arkadaşı Koya rolünde. Sörfçü görünüşünün altında şaşırtıcı ve tuhaf bir derinlik barındırıyor.
Nadia Gray (All Rise), plaja atanan ekibin acil tıp teknisyeni Lisa rolünde. Baywatch ekibinin ortağı ve herkesin arkadaşı. Cankurtaranlardan biriyle özel bir kimyası var.
Charlie McElveen (Clipped), Ethan rolünü oynuyor. Trina’nın eski bir meslektaşı olan Ethan, yakışıklı ve başarılı bir avukat ve Trina’nın son zamanlardaki hayat kararlarını sorguluyor.
Erika Eleniak, orijinal dizinin ilk 3 sezonunda canlandırdığı Shauni McClain karakteriyle konuk oyuncu olarak karşımıza çıkacak. Eski bir Baywatch cankurtaranı olup Santa Monica belediye meclisi üyesi olan Shauni, Hobie’ye Baywatch’ın son şampiyonları ile Sahil Güvenlik arasında düzenlenen yıllık Beach Games’i başlatmasında yardım etmek için sahile geri dönüyor.
THE INTERROGATOR
The Interrogator, Fox’un sezon ortasında yayınlayacağı yepyeni bir casusluk gerilim dizisi.
Washington, D.C.’de geçen The Interrogator, eski MI6 ajanı Conrad Henry ve onun özenle seçtiği, parlak yeteneklere sahip sıra dışı ekip üyelerine odaklanıyor. Geleneksel yöntemler başarısız olduğunda, Henry’nin kendine özgü cazibesi, üstün zekası ve akıllara durgunluk veren davranış taktikleri, onu dünyanın en tehlikeli suçlularının zihinlerini çözebilen tek kişi haline getiriyor.
DİZİNİN KADROSUNDA YER ALAN OYUNCULAR VE KARAKTERLERİ
Aktör ve komedyen Stephen Fry (Wilde, Blackadder), pilot bölümünü yazdığı ve yönetici yapımcılığını üstlendiği dizide Conrad Henry karakteriyle başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkacak.
Luke Kleintank (FBI: International), Conrad Henry’nin analist ve danışmanlardan oluşan dar çevresinin bir üyesi olan Voss’u canlandıracak. Kendisi eski bir Özel Kuvvetler mensubu ve sağlam bir ahlak anlayışına sahip bir ordu muhbiri. Colorado’da bir çiftlikte büyümüş olan Voss, sessiz, doğa sever biridir ve insanlara kıyasla köpekleri tercih eder… ancak takım arkadaşı Florence ile yaşadığı, pek olası görünmeyen gizli aşk ilişkisi, ancak bir süreliğine sır olarak kalabilir.
Michael Beach (The Perfect Couple, Tulsa King), Henry’nin ekibinin ilk üyesi olan Louis’i canlandıracak. Alaycı bir espri anlayışı, sıcak ve babacan bir gülümsemeye sahip olan ve gözlerindeki ışıltının ardında çok sarsıcı bir geçmişi saklayan Louis, ekipte her işi yapan bir isim; o, ses-görüntü ve bilgi teknolojileri uzmanı. Henry’nin kulağına gerçekleri ve rakamları fısıldayan kişi de o. Her işe eli yatkındır: elektronik aletlerde ve patlayıcılarda çok iyidir, hatta tesisat sorunlarını bile çözebilir. O, Henry’nin en iyi arkadaşı, günah çıkardığı kişi, ahlaki mihenk taşıdır; çünkü ikisi de birbirlerinin kurtarıcısıydılar.
Jenna Elfman (Fear The Walking Dead), bir görevdeki aksilik sonucu kariyerinde düşüşe geçen, eskiden CIA’in yükselen yıldızı olan Woodrow’u canlandırıyor. Şimdi ise kendini D.I.A.’de Henry’nin ekibinin irtibat görevlisi olarak buluyor. O bunu bir rütbe indirimi olarak görüyor; düştüğü yere yeniden tırmanışının ilk adımı. Henry’nin davalarını denetliyor, onu zorluyor ve sık sık onunla tartışıyor; Conrad her zaman yedi adım önde, Woodrow ise nadiren beş adımdan fazla önde. Ancak ikili arasında isteksiz bir karşılıklı saygı var ve bu da eğlenceli, tuhaf bir ortaklık yaratıyor.
Jessica Sula (Michael), zeki, esprili ve idealist bir suç psikoloğu Astrid’i canlandırıyor. Casusluk işinde acemi olmasına rağmen bu alanda doğuştan yeteneklidir. Henry ile arası biraz açık olan kızıdır ve babasının insanları okuma konusundaki doğal yeteneğini ve kurnazlık becerisini miras aldığı açıktır; başarılı bir dolandırıcı olabilirdi. Usta bir şekil değiştirici ve manipülatördür, ancak bu güçlerini sadece iyilik için kullanır.
Maria Zhang (Avatar: The Last Airbender), ekibin en idealist ve iyimser üyesi olan Florence’ı canlandıracak. Bilgisayarla ilgili her şeyi o hallediyor: hackleme, kanıt toplama ve şifre çözme işlerinden, Henry’nin deneklerini yanıltmak için sahte belgeler ve deepfake videolar hazırlamaya kadar. O, çok yönlü bir bulmaca ustası, oyun teorisi gurusu ve bilişsel bir jimnastikçi. Florence’ın nişanlısı Dana, onun casusluk değil, oyun geliştirme alanında çalıştığını düşünüyor. Florence, zihninde bu iki dünyayı o kadar ustaca ayırmış ki, takım arkadaşı Voss (Luke Kleintank) ile (çoğunlukla fiziksel) bir ilişki bile yaşıyor.
The Interrogator, Lionsgate Television ve Fox Entertainment tarafından ortak yapım olarak gerçekleştiriliyor. Pilot bölümün senaryosu Fry tarafından yazıldı, Matt Pyken ve William Harper tarafından revize edildi. Dan Dworkin ve Jay Beattie, dizinin yönetici ve yürütücü yapımcıları. Fry, aynı zamanda yönetmenlik de yapacak olan William Harper ve Paul McGuigan ile birlikte yönetici yapımcılığını üstleniyor. Likely Story’den Anthony Bregman and Miriam Mintz, Matt Pyken, Neil Burger ve Anonymous Content de dizinin yönetici yapımcıları arasında yer alıyor.
]]>
NBC’nin pandemi sonrası en güçlü pilot sezonu sona erdi; kanalın sekiz pilot bölümünden dördü diziye dönüştü: David Boreanaz’ın başrolünde olduğu drama The Rockford Files, Peter Krause’un başrolünde olduğu drama Line of Fire ile Jake Johnson’ın başrolünde oynadığı tek kameralı komedi Sunset P.I. ve Téa Leoni ile Tim Daly’nin başrolünde oynadığı çok kameralı komedi Newlyweds.

LINE OF FIRE
Bir grup kolluk görevlisi, FBI, ABD Federal Şerifleri, Gizli Servis ve Adalet Bakanlığı için davaları ele alırken kişisel farklılıklarını bir kenara bırakıp mesleki sınırları aşıyor. Görünüşte basit bir vaka ölümcül bir komploya dönüştüğünde, sivilleri ve politikacıları korumak için bir ömür boyu edindikleri uzmanlıklarını kullanarak birbirlerini korumak ve katili adalete teslim etmek zorundalar… bu, yemin ettikleri kurallara ihanet etmek anlamına gelse bile.

Taylor Bloom, Kat Cunning, Tommy O’Brien, Hope Davis, Peter Krause
Peter Krause (9-1-1, Six Feet Under), dizide eski bir Gizli Servis ajanı olan ve şu anda istihbarat müdür yardımcısı olarak görev yapan Mike Thornhill karakterini canlandıracak. İşinin sona ermesini istemeyen, kariyeri boyunca mavi yakalı bir devlet memuru olarak çalışmış, her zaman partilerin neşe kaynağı olarak bu tavrının bir bedeli olmuştur.
Hope Davis (Succession, See You When I See You), federal hükümet tarafından atanan bir US Marshal olan, güçlü, kararlı ve iş yerinde saygı uyandıran Joan rolünü üstlenecek.

Taylor Bloom, Peter Krause, Tommy O’Brien
Taylor Bloom (American Horror Story), eskiden Deniz Piyadesi olan ve şu anda Adalet Bakanlığı’nda çalışan, idealist, güvenilir ve insanların iyiliğine inanan Russ Thornhill rolünü üstlenecek.
Kat Cunning (On Swift Horses), profil uzmanı olma yolunda ilerleyen bir ajan olan Clare Thornhill‘i canlandıracak. Clare, ailenin en zeki üyesi.
Tommy O’Brien (Weird: The Al Yankovic Story, Grown-ish), çekiciliğini bir süper güç gibi kullanan Gizli Servis ajanı Micah Thornhill rolünü üstlenecek.
Charlie Barnett (Chicago Fire, Russian Doll, The Acolyte) ana kadroda yer alan bir diğer isim.

Tommy O’Brien, Kat Cunning, Taylor Bloom
Dizinin yaratıcısı, yazarı Josh Safran (Quantico, Gossip Girl), Jenna Bush Hager ve Ben Spector ile birlikte yönetici yapımcı olarak da görev alıyor. Yönetmen Rebecca Thomas da sadece pilot bölüm için yönetici yapımcılık görevini üstlendi.

David Boreanaz
THE ROCKFORD FILES
1974-1980 yılları arasında NBC’de yayınlanan ve James Garner’ın başrolünü üstlendiği aynı adlı klasik dizinin günümüze uyarlanmış versiyonu. İşlemediği bir suçtan dolayı hapis yattıktan sonra şartlı tahliye edilen James Rockford, çekiciliğini ve zekasını kullanarak Los Angeles’ta davaları çözmek üzere özel dedektiflik hayatına geri döner. Meşru bir yaşam sürme çabası, onu çok geçmeden hem yerel polisin hem de organize suç örgütlerinin hedef tahtasına oturtur.
David Boreanaz (Angel, Bones ve SEAL Team), James Rockford karakteri ile dizinin başrol oyuncusu.
Michaela McManus (One Tree Hill, Law & Order: SVU), Rockford’ın meslektaşlarını kendisine komplo kurmakla suçladıktan sonra onunla olan romantik ilişkisi karmaşık bir hal alan Doğu Hollywood’lu dedektif Kate rolünü oynayacak. Kate, orijinal dizinin bir parçası olmayan, dizi için yaratılmış yeni bir karakterdir.
Jacki Weaver (Clipped, Hello Tomorrow!), Rockford’ın uzun zamandır karavan parkında yaşayan komşusunu canlandıracak; kendisi sert, açık sözlü bir aktivist ve düşünce kuruluşu analisti.
Felix Solis (The Rookie, Ozark), Rockford’ın en yakın arkadaşı Nitty’yi canlandıracak. Nitty, hayatını tamamen değiştirerek Güney Los Angeles’ta başarılı bir ceza avukatı oldu. Mahallede kalarak değişimin gerçekleşmesine katkıda bulunmak istedi.
Senarist Mike Daniels, Carl Beverly ve Sarah Timberman ile birlikte yönetici yapımcı olarak görev alıyor. Chris Leanza ortak yönetici yapımcı. Yönetmen Greg Mottola da sadece pilot bölüm için yönetici yapımcı olarak görev aldı.
The Rockford Files, Universal Studio Group’un bir bölümü olan Universal Television tarafından üretiliyor.

Téa Leoni, Tim Daly
NEWLYWEDS
Özgür ruhlu bir kadın ile tutucu bir profesörün, fırtınalı bir flört döneminin ardından ani bir kararla evlendikleri, ileri yaşlarda yaşanan bir aşk hikayesi. Kısa süre önce boşanmış olan Tony, bir vale park yerinde tesadüfen Jeanie ile karşılaşır ve onun güzelliği ile enerjisinden o kadar etkilenir ki, sonunda birlikte akşam yemeği yemeye karar verirler. Kısa sürede Jeanie ile birlikte geçireceği hayatın, kendi keyif aldığı gibi sakin ve evcimen bir yaşam olmayacağını anlar; ancak onsuz yaşamaktansa yaşam tarzını değiştirmeyi tercih edeceğini de bilir.

Téa Leoni, Tim Daly
Gerçek hayatta da evli olan Téa Leoni (Madam Secretary, Only Murders in the Building) ve Tim Daly (Madam Secretay, Private Practice), Jeanie ve James karakterleriyle dizinin başrol oyuncusu.

Jamie Lee Curtis
Dizinin yazarlarından Jamie Lee Curtis (The Bear), Tony’nin eski eşi olarak dizinin konuk oyuncusu.
Dizinin yaratıcısı ve yazarı Gail Lerner (Mr. Throwback, Black-ish, Trophy Wife), The Tannenbaum Company adına Eric ve Kim Tannenbaum, Jamie Lee Curtis, Scott Schwartz ve Lionsgate Television ile birlikte yönetici yapımcılığını üstleniyor. Yönetmen Pam Fryman da sadece pilot bölüm için yönetici yapımcı olarak görev yapıyor.
Newlyweds, Universal Studio Group’un bir bölümü olan Universal Television tarafından üretiliyor.

Jake Johnson, Jane Levy
SUNSET P.I.
Özel dedektiflerin dünyasında geçen bir işyeri komedisi olan dizi, Philip Marlowe ile başlayan ve bu diziyle son bulacak olan Los Angeles özel dedektiflerinin gururlu geleneğini sürdürüyor.
Jake Johnson (New Girl), Mickey karakteriyle dizinin başrol oyuncusu. Zeki, alaycı ve kalbi kırık olan ancak öyle olmadığını göstermeye çalışan Mickey, davaları çözmede yetenekli bir özel dedektiftir. Üç yıl önce hayatı altüst olana kadar LAPD’de polis memuru olarak çalışıyordu.
Jane Levy (Zoey’s Extraordinary Playlist), zeki, becerikli ve doğal fenomen Faye rolünü oynayacak. Faye, son derece zeki bir araştırmacı gazetecidir.
Langston Kerman (Insecure, The Boys), “kocaman bir ayı gibi sevimli bir adam” olarak tanımlanan ve babasının yönettiği bir ajansta özel dedektif olarak çalışan Justin Royal karakterini canlandıracak.

Keith David, Jake Johnson
Keith David (The Lowdown), oğlu Justin ve Mickey’nin baş dedektifler olarak çalıştığı Garner Taggart Özel Dedektiflik Bürosu’nu yöneten Garner Taggert’ı canlandıracak. O, dünyaya biraz eski kafalı bir bakış açısına sahip sert bir adam.
Mary Shalaby, Grant Taggart Özel Dedektiflik Bürosu’nun alenen ilgisiz resepsiyonisti olarak tanımlanan Raya rolünü üstlenecek.
Brooklyn Nine-Nine’ın ortak yaratıcısı, yazarı ve yönetici yapımcısı Dan Goor ve B99’un yönetici yapımcısı Luke Del Tredici, dizinin yaratıcısı, yazarı ve yönetici yapımcısı. Yönetmen Akiva Schaffer da sadece pilot bölüm için yönetici yapımcılık görevini üstlenecek.
Sunset P.I., Universal Studio Group’un bir bölümü olan Universal Television tarafından üretiliyor.
]]>
A&E’in 2010-13 yılları arasında 4 sezon boyunca yayınladığı The Glades‘in tanıtımıyla karşınızdayız. Toplam 49 bölümden oluşan The Glades, bir polisiye ve suç draması. İşin içine kayda değer bir miktar komedi de sıkıştıran renkli bir anlatım tarzı da var.
Dizinin yaratıcısı Clifton Campbell. Ona yapımcı koltuğunda Lori-Etta Taub, Gary A. Randall ve Elle Johnson gibi isimler eşlik etmiş.

Chicago’da bir polis dedektifiyken patronunun karısıyla bir ilişki yaşamakla suçlanıp görevden uzaklaştırılan ve sonrasında daha sade bir yaşam arayışıyla Güney Florida’ya göçüp orada eyalet polisi olarak işe başlayan Jim Longworth isimli bir adamı merkezine alıyor dizimiz. Güney Florida’da ise onu hiç beklemediği kadar cinayet davası beklemektedir.
Güney Florida. Deniz, timsahlı nehirler, golfseverler için uygun alanlar… Jim de golfu pek bir sever bu arada. Kuralları pek takmayan, gevezeliği ve çok bilmişliğiyle de sinir bozabilecek bir tip ayrıca Jim. Zekidir, ağzı iyi laf yapar, içmeyi ve güzel kadınları da sever.

*Jim Longworth karakterine Satisfaction, Last Man Standing, McLeod’s Daughters, Frayed ve North Shore gibi dizilerle tanınan Matt Passmore hayat veriyor.
*Jim’in ilk bölümde bir davayı araştırırken küçük bir kaza geçirip elini yaralaması sonrasında hastanede tanışacağı güzeller güzeli bir hemşire olan Callie rolünde Kingdom, Lost, Related ve Married to the Kellys gibi dizilerle tanınan Kiele Sanchez‘i izleme şansı elde ediyoruz.
12-13 yaşlarında bir oğlu var Calllie’nin. Boşanmaya karar verdiği ama bir yandan da bu durumu ötelemeye devam ettiği kocası ise hapishanede. Bir yandan hastanede hemşirelik yaparken bir yandan da tıp fakültesine devam etmekte.
*Callie’nin bir miktar yaramaz oğlu Jeff rolünde Looking for Alaska ve Blue gibi dizilerden anımsanabilecek Uriah Shelton karşımıza çıkmakta.
*The Baker and the Beauty, Sleeper Cell ve Shark gibi dizilerden anımsanabilecek Carlos Gómez, Carlos Sanchez rolünü canlandırıyor. Jim’in iş ve golf arkadaşı Carlos. Kendisi bir adli tıp uzmanı.
*Jordan Wall, Daniel Green rolünde. Carlos’un yanında staj yapan, genç, hevesli, heyecanlı bir adli tıpçı.
*Star Trek: Picard, Blindspot ve Leap Years gibi dizilerle tanınan Michelle Hurd ise Jim’in Güney Florida’daki amiri Colleen Manus rolünde.

The Originals, The Event ve Summerland gibi dizilerden hatırlanabilecek Taylor Cole, dizinin 3. sezonunda kadrolu oyuncu olarak yer almış.
Clayne Crawford, Natalia Cigliuti, Corbin Bernsen, Edward Asner, Rachael Carpani, Rick Fox ve Marilu Henner gibi isimler, birden fazla bölümde diziye konuk olmuşlar.
Tek bölümlük konuk oyunculardan oluşan havuzda ise Dina Meyer, Jonathan Scarfe, Kayla Ewell, Richard Burgi, Danielle Panabaker, Abigail Spencer, Dean Norris, Beau Garrett, Kathleen York, Katheryn Winnick, Riley Smith, C. Thomas Howell, Valerie Cruz, Jamie Luner, Garret Dillahunt, Daniel Gillies, Scott Cohen, Kevin Weisman, Ashley Hinshaw, Dichen Lachman, Tiffany Dupont, Debby Ryan, Brooke Langton, Malik Yoba, Julie Gonzalo, Mozhan Navabi, Nicholas Gonzalez, Todd Stashwick, Jacqueline Obradors, Angelique Cabral, Genevieve Angelson, Shantel VanSanten, Kaitlin Doubleday, Josie Loren, Cameron Monaghan, Casey Sander, Lorraine Toussaint, Nic Bishop, Juliana Harkavy, Sharon Lawrence ve Rena Sofer gibi pek çok isim mevcut.

Matt Passmore ve Kiele Sanchez‘i izlemeyi severim. Bu diziyi de yıllardır izlemek istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. Yıllar sonra bir fırsat doğdu ve ilk bölümü izledim. Eğlenceli bir bölümdü. Güzel bir başlangıçtı.




