AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından 7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde imzalanan 16 maddelik anlaşma, taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırıyı diğer iki ülkeye de yapılmış kabul ediyor. Bu yönüyle NATO’nun 5’inci maddesine benzer bir kolektif savunma mekanizması öngörüyor.
Yetkililer anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını savunurken muhalefet, Türkiye’nin bölgesel çatışmalara dahil edilmesi riskine dikkat çekiyor.
‘GEREKLİ TÜM YÖNTEMLER KULLANILACAK’
Anlaşmanın en dikkat çeken hükümlerinden biri, taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı durumunda diğer tarafların da karşılıklı yardım yükümlülüğü altına girmesi.
Anlaşmaya göre Pakistan veya Suudi Arabistan’a yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı, Türkiye’ye de yapılmış kabul edilecek. Türkiye, askeri imkân ve kabiliyetler dahil karşılıklı yardım araçlarını kullanarak saldırıya uğrayan ülkeye derhal destek verecek.
Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi durumunda ise tehdidin ortadan kaldırılması için gerekli tüm yöntemlerin kullanılacağı belirtiliyor.
SAVUNMA SANAYİİNDEN İSTİHBARATA KADAR İŞBİRLİĞİ
Anlaşma, üç ülke arasında savunma sanayii, istihbarat, askeri eğitim ve lojistik alanlarında kapsamlı işbirliği öngörüyor.
Bu kapsamda teknoloji paylaşımı, ortak araştırma ve geliştirme faaliyetleri, ortak silah üretimi ve uzman personel yetiştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca silahlı kuvvetler arasında personel değişimi, ortak eğitim ve tatbikatlar gerçekleştirilecek.
İstihbarat paylaşımının yanı sıra silah, mühimmat, yakıt ve yedek parça gibi lojistik desteklerin hem barış hem de savaş dönemlerinde sağlanması öngörülüyor.
Anlaşmaya göre ilk 10 yıl boyunca tarafların anlaşmadan çekilmesi mümkün olmayacak. Bu sürenin ardından ise en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunularak anlaşmadan ayrılma hakkı doğacak.
ANLAŞMA SÜRESİZ OLACAK
Anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacak. Yeni ülkelerin anlaşmaya katılması ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın oybirliğiyle alacağı karara bağlı olacak.
Anlaşma kapsamında Suudi Arabistan merkezli bir sekretarya kurulacak. İlk genel sekreterin Pakistan vatandaşı olması kararlaştırıldı.
ANLAŞMANIN 16 MADDESİ NE ÖNGÖRÜYOR?
Anlaşmanın ilk 10 maddesinde öne çıkan düzenlemeler şöyle:
Anlaşmanın 11-16’ncı maddeleri ise uluslararası ve ulusal hukuk çerçevesinde uygulama, önceki anlaşmalardan doğan hakların korunması, gizli bilgilerin üçüncü taraflarla paylaşılmaması, uyuşmazlıkların dostane yollarla çözülmesi, değişikliklerin oybirliğiyle yapılması ve yürürlüğe girme koşullarını düzenliyor.
MUHALEFETTEN ‘BÖLGESEL TAŞERONLUK’ TEPKİSİ
Muhalefet partileri, anlaşmanın Türkiye açısından doğurabileceği askeri ve siyasi risklere dikkat çekti.
DEM Parti, Yeni Parti, Yeni Yol Grubu ve İYİ Parti; Türkiye’nin üstleneceği askeri yükümlülüklerin kapsamının belirsizliğini, ilk 10 yıl boyunca anlaşmadan çekilme imkânının bulunmamasını ve Türkiye’nin Yemen veya Körfez kaynaklı çatışmalara dahil edilmesi ihtimalini gerekçe göstererek anlaşmaya hayır oyu verdi.
DEM Parti, anlaşmayı “bölgesel taşeronluk” olarak nitelendirirken İYİ Parti ise işbirliğine değil, belirsizliğe karşı olduklarını belirtti.
CHP ANLAŞMAYA EVET OYU VERDİ
CHP ise anlaşmanın NATO dışında bölgesel bir güvenlik yapısının oluşturulmasına imkân sağlayabileceğini ve doğru kullanılması halinde barışa katkı sunabileceğini savunarak evet oyu kullandı.
ASKER GÖNDERİLMESİ İÇİN AYRICA TEZKERE GEREKİYOR
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için üç ülkenin de kendi iç onay süreçlerini tamamlaması gerekiyor.
Öte yandan anlaşmanın kabul edilmesi, Türkiye’nin otomatik olarak yurt dışına asker gönderebileceği anlamına gelmiyor. Türkiye’de Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca yabancı ülkelere asker gönderilmesi için ayrıca Meclis kararı, yani tezkere gerekiyor.
]]>
Asayiş kurumuna ihtiyaç duyulduğu dönemde Ciwan Îbrahîm’in bu görev için seçildiğini ifade eden Abdî, “Hiç şüphesiz Asayiş bünyesinde büyük bir çalışma yürüttü ve Rojava’da güvenlik sistemini aktif hale getirdi” ifadesini kullandı.
Mazlum Abdî, açıklamasının sonunda elde edilen tüm kazanımların, istikrarlı adımların atılmasında önemli rol oynayan şehitlerin emek ve fedakarlıkları sayesinde gerçekleştiğini belirtti.
]]>Hewlêr’de yetkililerle birçok kez görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Talabani, görüşmelerde ilerleme sağlanmasına rağmen sonuç alınamadığını ve parlamentonun toplanamadığını söyledi.
Talabani, “Her defasında görüşmelerde ilerleme sağlanmış ancak sonuç alınamamış, parlamento toplanamamıştır. KDP içerisinde yönetmeyi bilmedikleri kanıtlanmıştır. Daha önce de böyle bir durumun yaşanacağını söylemiştik. Bu toplantıyı tanımıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BU HÜKÜMETTEN ÇEKİLİYORUZ’
YNK Yürütme Meclisi’nin kendisine yetki verdiğini belirten Talabani, hükümetten çekilme kararını şu sözlerle duyurdu:
“Bugün YNK Yürütme Meclisi bana yetki verdi ve bu toplantıyı tanımadığımızı ilan ediyoruz. Bu hükümet başarısız olmuştur. Bu nedenle kararımız, bu hükümetten çekilmektir. Her türlü fedakârlığa hazırız. Rojava sorununun çözümü, barış süreci ve Rojhilat’taki kardeşlerimizle ilgileniyoruz.”
‘HALKI KORKUTMAYIN’
KDP’ye seslenen Talabani, güç kullanma girişimlerinden vazgeçilmesi çağrısında bulunarak şöyle devam etti:
“Size bir mesajım var; adaletsiz bir karar aldınız. Size söylüyorum, halkı korkutmayın. Güç kullanma girişimlerinden vazgeçin. Biz bu toplantıyı ve bu toplantının sonucunda kurulacak hükümeti tanımıyoruz. Bizi tepki göstermek zorunda bırakmamalarını istiyorum. Erbil’de hangi makamı belirlerlerse biz de Silêmanî’de aynı makamı belirleyeceğiz.”
]]>Olay yerinden kaçan Halil Demircan’ı polis ekipleri saklandığı evde buldu. Demircan, kendisine yardım eden arkadaşı A.Ç. ile birlikte gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen iki şahıs, çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı.
]]>Saat 14.00’te Place de la République’te başlayan yürüyüş, CGT (Genel İş Konfederasyonu), FO (İşçi Gücü), CFDT (Fransa Demokratik İş Konfederasyonu), FSU (Birleşik Sendikalar Federasyonu), UNSA (Özerk Sendikaların Ulusal Birliği) ve Solidaires (Dayanışma Sendikalar Birliği) başta olmak üzere çok sayıda sendikanın çağrısıyla gerçekleştirildi.
Eylemde ücretlerin artırılması, sosyal hakların korunması, emekli aylıklarının iyileştirilmesi ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi talepleri dile getirildi.
ÜCRET ARTIŞI VE SOSYAL HAKLAR TALEBİ
Eylemciler, artan hayat pahalılığı karşısında ücretlerin yükseltilmesini, emekli aylıklarının iyileştirilmesini ve sosyal yardımların artırılmasını istedi. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinde yaşanan kaynak yetersizliğine dikkat çekilen yürüyüşte, çalışanların yaşam koşullarının giderek ağırlaştığı vurgulandı.
VALİLİK GÖSTERİ GÜZERGAHINA MÜDAHALE ETTİ
Strasbourg’daki eylemde gösteri güzergâhı konusunda yaşanan tartışma da gündeme geldi. Sendikalar yürüyüşün şehir merkezinden geçmesini talep ederken Bas-Rhin Valiliği, güvenlik gerekçesiyle bu güzergaha izin vermedi. Sendikaların karara karşı yaptığı başvuru ise İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.
Bunun üzerine yürüyüş, Place de la République’ten başlayarak Avenue de la Liberté, Boulevard de la Victoire ve çevresindeki güzergâh üzerinden Place de la Bourse yönünde gerçekleştirildi. Güzergah tartışması, gösteri özgürlüğü ile kamu düzeni gerekçesiyle alınan idari kararları yeniden gündeme taşıdı.
LİSELERDE DE PROTESTOLAR DÜZENLENDİ
Protesto günü Strasbourg’da sabah saatlerinden itibaren bazı liselerin çevresinde de hareketlilik yaşandı. Özellikle Lycée Marie-Curie çevresinde abluka girişimleri olduğu bildirildi.
Bas-Rhin Valiliği, sabah saatlerinde yaşanan olaylarla bağlantılı olarak 6 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Öğrencilerin de eylemlere katılması, toplumsal mobilizasyonun yalnızca çalışanların ekonomik talepleriyle sınırlı kalmadığını ortaya koydu.
TOPLUMSAL HOŞNUTSUZLUK SOKAĞA TAŞINDI
Strasbourg’da 15 bini aşkın kişinin katıldığı yürüyüş, Fransa’da ücretler, hayat pahalılığı, emeklilik ve kamu hizmetleri üzerinden dile getirilen toplumsal talepleri yeniden gündeme taşıdı. Ekonomik ve sosyal taleplerin yanı sıra gösteri hakkı ve yürüyüş güzergâhına yönelik idari müdahaleler de eylemin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
[album=22848]
Edinilen bilgilere göre, bugün akşam saatlerinde Daraman köyü yakınlarında bir petrol rafinerisine motosikletle gelen silahlı 2 kişi saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda Rizgar Qadir adlı güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı. Yaralıların durumlarının ağır olduğu ve hastaneye kaldırıldıkları aktarıldı.
Güvenlik güçlerinin saldırganları yakalamak için operasyon başlattığı bildirildi.
]]>Son 30 yılda Türk ve İran ordularının askeri saldırıları nedeniyle Kürdistan Bölgesi’nde 238’den fazla çocuğun yaşamını yitirdiğini veya yaralandığını belirten Osman, savaşın çocuklar üzerindeki etkilerinin yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı olmadığını ifade etti.
Savaş nedeniyle yerinden edilen çocukların yaşadıkları ülke, toplum ve topraklarla bağlarının zayıfladığını ya da koptuğunu kaydeden Osman; savaşın çocukların ruh sağlığını, kimliğini, eğitimini, dilini ve onurunu da derinden etkilediğine dikkat çekti.
SINIR KÖYLERİNDEKİ İNSANLAR HALA BOMBA SESLERİYLE UYANIYOR
Türk ordusu ve İran Devrim Muhafızları’nın askeri saldırılarında köylerdeki okulların ve eğitim kurumlarının da hedef alındığını hatırlatan Osman, çocukların can güvenliğinin göz ardı edildiğini söyledi.
Uluslararası ve bölgesel kuruluşların çocuklara yönelik çalışmalarında kent merkezlerine ağırlık verdiğini belirten Osman, sınır köylerinde yaşayan çocukların bu çalışmaların dışında kaldığını ve temel ihtiyaçlarının karşılanmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:
“Çocukların can güvenliği ihmal edildi. Çoğu uluslararası ve bölgesel kuruluş, belde, ilçe ve kentlerdeki çocuklara daha çok odaklanıyor. Bu nedenle sınır köylerindeki çocuklara ulaşamıyorlar ve ihtiyaçlarını karşılamıyorlar.”
Kürdistan’da aktif bir savaş yaşanmadığı yönündeki algının gerçeği yansıtmadığını belirten Osman, sınır bölgelerinde savaşın günlük yaşamın bir parçası olmaya devam ettiğini söyledi.
Osman, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kürdistan'da şu anda aktif bir savaş olmadığı yönünde bir algı var. Ancak bu algı tamamen yanlış ve savaş, Kürdistan'ın sınır köylerindeki insanların ve çocukların günlük yaşamının bir parçası. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu sabah erken saatlerde Xelifan çevresindeki köylerdeki insanlar ve çocuklar, bölgelerine yapılan iki insansız hava aracı saldırısının sesiyle uyandılar.”
]]>"Zimanê me kurdî ye, perwerdeya bi kurdî mafê me ye" sloganları atarak Kent meydanlarında yürüyüş gerçekleştiren öğrenciler, üzerinde "Zimanê kurdî dengê gelê me ye û gelê me nayê bêdengkirin", "Zimanê me zimanê lehengî, azadî û berxwedanê ye" û "Em silavên xwe ji şagirtên Hesekê re dişînin" yazılı pankartlar açtı.
Anadilde eğitim haklarının korunması ve sürdürülmesi yönündeki taleplerini dile getiren ve Hesekê’de saldırıya uğrayan öğrencilere destek veren eylemciler, Kürtçenin anayasada resmi dil olarak kabul edilmesi ve eğitimin tüm kademelerinde eğitim dili olması çağrısında bulundu.
]]>İç Güvenlik İstatistikleri Servisi (SSMSI), artışın 2016’dan bu yana süren yükseliş eğiliminin devamı olduğunu belirtti. Ancak kayıtlı vakalardaki artışın, şiddetin aynı oranda arttığı anlamına gelmediği; mağdurların daha fazla başvuruda bulunması ve koruma mekanizmalarının gelişmesinin de etkili olduğu vurgulandı.
Mağdurların yüzde 84’ü kadın, şüphelilerin yüzde 85’i erkek ve yüzde 84’ü Fransız vatandaşı. 2025’te yaklaşık 218 bin kişi aile içi şiddet nedeniyle şüpheli olarak kaydedildi; bu sayı önceki yıla göre yüzde 2 arttı.
Mağdurların yüzde 73’ü 20-45 yaş aralığında bulunurken, en fazla vaka 30-34 yaş grubunda kaydedildi.
CİNSEL ŞİDDET VAKALARINDA YÜZDE 12 ARTIŞ
Kaydedilen aile içi şiddet vakalarının yüzde 63’ünü fiziksel şiddet oluşturdu. Mağdurların yüzde 31’i sözlü veya psikolojik şiddete maruz kaldı. Bu kapsamda yüzde 17’si taciz, yüzde 12’si tehdit, yüzde 2’si ise mahremiyet ve özel yaşamın ihlali nedeniyle kayıtlara geçti.
Cinsel şiddet vakaları ise bir yılda yüzde 12 artarak yaklaşık 15 bin 100’e yükseldi. Bu vakaların yüzde 82’si tecavüz veya tecavüz girişiminden oluşurken, mağdurların yüzde 97’sini kadınlar oluşturdu.
2025 yılında eş veya eski eş tarafından öldürülen kişi sayısı 124 olarak kaydedildi. Bu sayı 2024’te 134’tü. Öte yandan cinayete teşebbüs vakaları yüzde 8 artarak 433’e çıktı.
MAĞDURLARIN YALNIZCA YÜZDE 13’Ü ŞİKAYETTE BULUNUYOR
SSMSI, resmi kayıtların aile içi şiddetin tamamını yansıtmadığına dikkat çekti. Güvenlik araştırmasına göre mağdurların yalnızca yüzde 13’ü polis veya jandarmaya şikâyette bulunuyor.
Bu oran fiziksel şiddet mağduru kadınlarda yüzde 27’ye yükselirken, sözlü veya psikolojik şiddet mağdurlarında yüzde 13, cinsel şiddet mağdurlarında ise yüzde 9 olarak belirlendi.
Mağdurların geçmişte yaşadıkları şiddeti daha sonra bildirmesi de artıyor. 2025’te kayda geçen mağdurların yüzde 31’i, önceki yıllarda yaşanan olayları bildirdi. Bu oran 2016’da yüzde 19’du.
Fransa’da aile içi şiddete karşı kapsamlı yasa teklifinin 13 Ekim’de Ulusal Meclis’te kabul edildiği, teklifin ocak ayında Senato’da görüşüleceği bildirildi. Hükümet, yasanın cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası nedeniyle parlamentonun çalışmalarına ara verilmeden önce, şubat sonuna kadar kesin olarak kabul edilmesini hedefliyor.
]]>Sendikalar, ücretlerin artırılması, kamu hizmetlerinin korunması, istihdam ve sanayi alanındaki kaynakların güçlendirilmesini talep ediyor. CGT Genel Sekreteri Sophie Binet, hükümete seslenerek talepler karşılanmadığı sürece eylemlerin devam edeceğini söyledi.
ASGARİ ÜCRET VE ALIM GÜCÜ TALEPLERİ
Paris’te République Meydanı’ndan Nation Meydanı’na yürüyen sendikalar ve öğrenci temsilcileri, asgari ücretin yükseltilmesi çağrısında bulundu. Paris’teki yürüyüşe katılım sayısı henüz netleşmedi. CFDT Genel Sekreteri Marylise Léon, asgari ücretin 100 euro net artırılmasını talep ederken, CFE-CGC temsilcisi Christelle Thieffinne ücret artışlarının genel alım gücünü yükseltmesi gerektiğini vurguladı.
Hükümetin asgari ücretin 1 Aralık’ta yeniden artırılabileceği yönündeki açıklamasının ise eylemleri sona erdirmeye yetmeyebileceği belirtildi.
KAMU ÇALIŞANLARININ GREV ORANLARI
Kamu Harcamaları ve Hesaplar Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, grevin öğle saatlerindeki katılım oranı devlet kamu hizmetlerinde yüzde 9,89, yerel yönetimlerde yüzde 4,60 ve hastane kamu hizmetlerinde yüzde 3,93 oldu.
EĞİTİMDE YÜZDE 52 ORANINDA GREVE KATILIM
Ortaöğretim öğretmenlerinin başlıca sendikalarından SNES-FSU, okul çalışanlarının yüzde 52’sinin greve katıldığını açıkladı. Sendika, hareketin güç kazandığını belirterek, ücretler, farklı bir bütçe ve temel özgürlüklerin korunması talepleriyle kolej ve liselerde eylemlerin yaygınlaştığını duyurdu.
LYON’DA 55 BİN KİŞİ YÜRÜDÜ
Lyon’da gösterinin en yoğun katılımlı eylemlerden biri olduğu belirtilirken, valilik 30 bin 500, CGT ise 55 bin kişinin yürüyüşe katıldığını açıkladı. Gallieni Köprüsü çevresinde göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşandı ve bir araç yakıldı.
İçişleri Bakanı’nın çevresi, Lyon’da” black blok” gruplarının oluştuğunu, durumun güvenlik güçlerinin müdahalesiyle kontrol altında tutulduğunu ancak gerginliğin sürdüğünü bildirdi. Paris’te ise bazı spontane yürüyüşler dağıtılarak République Meydanı’na yönlendirildi.
Toulouse’da lise öğrencilerinin eylemlerinde şiddet olayları yaşandığı, Rennes’de polise petank topları atıldığı, Pau ve Orléans’da çatışmalar yaşandığı bildirildi.
SARI YELEKLİLER EYLEMLERİN SÜRMESİNİ İSTİYOR
“Sarı Yelekliler” koordinasyonu, 5 Kasım eylemlerinin yalnızca sendikaların çağrısıyla sınırlı kalmaması, halkın daha geniş katılımıyla sürmesi gerektiğini belirtti. Koordinasyon, 6 Kasım’da grev ve blokajların devam etmesi, cumartesi günü ise “gerçek eşitlik” talebiyle ülke genelinde yeni gösteriler düzenlenmesi çağrısı yaptı.
]]>Cenazenin Adli Tıp’a götürüldüğü ve incelemelerin devam ettiği bildirildi.
]]>140 ülke ve bölgede, 3,2 milyondan fazla ergenin katılımıyla yürütülen araştırmada, 11-17 yaş grubundaki yaklaşık 240 milyon gencin haftanın hiçbir günü bu düzeyde fiziksel aktivite yapmadığı belirlendi.
Araştırmaya göre ergenler haftada ortalama yalnızca 2,7 gün fiziksel olarak aktif olurken, her gün aktivite yaptığını belirtenlerin oranı yüzde 14’te kaldı.
DSÖ, sonuçların gençlerin fiziksel aktivite düzeylerinde son 15 yıldır küresel ölçekte kayda değer bir ilerleme sağlanamadığını ortaya koyduğunu belirtti.
KIZ ÇOCUKLARI DAHA FAZLA HAREKETSİZ KALIYOR
Araştırmada kız ve erkek çocukları arasındaki fiziksel aktivite farkının sürdüğü ve kız çocuklarının bu alanda daha fazla geride kaldığı görüldü.
Önceki hafta hiçbir gün fiziksel aktivite yapmadığını belirten kız çocuklarının oranı yüzde 28 olurken, erkek çocuklarında bu oran yüzde 22 olarak kaydedildi.
Her gün fiziksel aktivite yaptığını söyleyen kız çocuklarının oranı ise yüzde 11’de kaldı. Erkek çocuklarında bu oran yüzde 17 olarak belirlendi.
Araştırmaya göre cinsiyetler arasındaki bu fark, incelenen ülkelerin neredeyse tamamında gözlendi.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, gençlerin fiziksel aktivitesini artırmaya yönelik küresel çabalarda 15 yıldır neredeyse hiçbir ilerleme sağlanamadığını belirterek, kız çocuklarının özellikle geri planda kaldığını vurguladı.
HAREKETSİZLİK CİDDİ SAĞLIK RİSKLERİ TAŞIYOR
DSÖ, fiziksel hareketsizliğin kalp hastalıkları, tip 2 diyabet ve bazı kanser türleri açısından önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekti.
Ergenlik döneminde fiziksel aktivitenin yetersiz kalmasının, gençlerin sağlığını ve yaşam alışkanlıklarını olumsuz etkileyebileceği belirtilirken, hareket olanaklarının artırılmasının önemine işaret edildi.
Araştırmada ülkeler arasındaki farklılıkların da dikkat çekici olduğu görüldü. Namibya, Nepal ve Filipinler’de ergenlerin yaklaşık yüzde 40’ı önceki hafta hiçbir gün fiziksel aktivite yapmadığını bildirdi. Sırbistan ve Bangladeş’te ise ergenlerin yüzde 30’undan fazlası her gün fiziksel aktivite yaptığını belirtti.
ULAŞIM, OKUL VE EKRAN ALIŞKANLIKLARI ETKİLİ
DSÖ, gençlerin fiziksel aktivite olanaklarının yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, yaşadıkları çevrenin ve toplumsal koşulların da belirleyici olduğunu vurguladı.
Güvenli kamusal alanlara erişim, yürüyüş ve bisiklet yollarının bulunması, okul ortamı, spor olanaklarının ekonomik açıdan erişilebilir olması ve toplumsal normlar gençlerin hareket etme imkanlarını etkileyen başlıca faktörler arasında gösterildi.
Öte yandan, yaşam biçimlerinin giderek ekran merkezli hale gelmesinin de fiziksel aktiviteyi sınırlayan etkenlerden biri olduğu belirtildi.
DSÖ, gençlerin hareket imkanlarını artırmak için eğitim, ulaşım, şehir planlaması, spor ve sağlık alanlarında daha güçlü politikalar uygulanması çağrısında bulundu.
Örgüt ayrıca, kız çocuklarının fiziksel aktiviteye katılımını engelleyen çok yönlü sorunların ortadan kaldırılması için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
]]>Haklarının kısıtlanmasına karşı yapılan itirazların ardından tutsakların tehdit, ani oda baskınları ve aramalarla baskı altına alınmaya çalışıldığı ifade edildi.
Tutsak yakınlarından edinilen bilgilere göre, cezaevindeki psikolojik baskı ve tecrit uygulamalarını protesto etmek isteyen tutsaklar, 9 Kasım-9 Aralık tarihleri arasında görüşlere çıkmama kararı aldı.
Tutsakların, haklarının engellenmesine karşı eylemlerini sürdürmekte kararlı oldukları belirtildi.
]]>4 KASIM DARBESİ
Ayşegül Doğan, “Yine bir darbenin yıldönümündeyiz” diyerek 4 Kasım 2016’ndaki tutuklamaların 10. yılını geride bıraktıklarını hatırlattı. “Eş Genel Başkanlarımız, Kadın Meclisi Sözcümüz, MYK üyelerimiz, milletvekillerimiz dün hapishanelerdeydiler” diyen Ayşegül Doğan, “Bir kırılma anıydı 4 Kasım. İlk kırılma anı değildi. Yazık ki son kırılma anı da olmadı. Türkiye’de demokratik siyasetin ve halk iradesinin hedef alındığı tarihsel bir kırılma noktasıydı. Bu yüzen bir siyasi darbe olarak nitelendiriyoruz” ifadelerini kullandı.
Kobanî Kumpas Davasına dikkat çeken Ayşegül Doğan, “O dönem eş genel başkanlık yapan sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş'tan bahsediyorum. Milletvekilliği yapan, Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapan, Parti Meclisi üyeleri, il ve ilçe yöneticileri ve dahi seçmenleri bile bu kumpas davasıyla hapishanede 10 yıldır tutulmaya çalışılıyorlar. Değil bir dakika, bir saniye dahi hapsedilmemesi gereken insanlardan bahsediyoruz” şeklinde konuştu.
Ayşegül Doğan, AİHM kararlarını uygulamaya ve siyasi tutsakları serbest bırakmaya çağırdı.
ÇERÇEVE YASA BEKLENTİLERİ
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de dikkat çeken Ayşegül Doğan, şöyle devam etti: “Şu anda içinden geçtiğimiz an kritik bir an tabii ki. Çünkü Çerçeve Yasa sonrası yasanın öngördüğü bazı gelişmeler bekleniyor. Hem tarafların bu gelişmelere dair beklentileri var. Hem toplumun beklentileri var. Hem de iktidarından muhalefetine siyaset kurumunun genel olarak Çerçeve Yasa sonrası yapması gerekenler var. Sürecin tüm taraflarının ihtiyaç duyduğu yaklaşım işte bu yapılması gerekenleri hatırlatmak, yapılması gerekenlerle ilgili çaba sarf etmek, yapılması gerekenleri bir siyasi polemik konusuna dönüştürmeden yapmak. Hassas bir süreçten bahsediyoruz. En başından beri hassasiyetinin altı çiziliyor tüm taraflarca. Ancak bu sürecin kırılgan noktalarının kırılgan kalmamasını istiyoruz biz. Kırılgan noktalarının dayanıklı bir hale getirilebilmesi ancak hukuk ve demokrasi yoluyla sağlanabilir. Bunu en başından beri söyledik. O yüzden Çerçeve Yasa eksiklerine rağmen önemli. O yüzden Mecliste kurulan komisyon yine eleştirilerimize, eksiklerine rağmen çok önemli bir komisyondu. Toplumsallaşması adına da önemliydi. Farklı siyasi partilerin temsiliyetlerinin sağlanması yani kapsayıcılık açısından da önemliydi.”
BARIŞ SÜREÇLERİNDE ZAMAN HAYATİ ÖNEMDE
Barış süreçlerinde zamanın hayati önem taşıdığını kaydeden Ayşegül Doğan, süreç konusunda yapıcı eleştirilere açık olduklarını ve bunların katkı sunacağını ifade etti.
Ayşegül Doğan, şöyle konuştu: “Barış süreçlerinde zaman hayati önem taşır. Geçmiş çözüm deneyimlerinden de biz bunu ülke olarak ne yazık ki çok acı bir biçimde deneyimledik. Aynılarının tekerrürünü istemiyoruz. Yeni bir hayatı birlikte kurabileceğimize, birlikte inşa edebileceğimize inanıyoruz. Ve biliyoruz ki artık bu ülkenin barışa geç kalacak mecali kalmadı. Başarmak zorundayız. Birlikte başarmak durumundayız. Aynı acıların yeniden yaşanmasına izin vermemeliyiz evet ama acı da tartmamalıyız. Acı da yarıştırmamalıyız. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. En hassas olunması gereken konu bu. Kürt ya da Türk hiç kimsenin acısını karşı karşıya getirmemeliyiz.”
BARIŞ VE SİYASALLAŞMA KURULU ARTIK ÇALIŞTIRILMALI
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili öncelikli olarak atılması gereken bazı adımları bir daha hatırlatmak istiyoruz ve bundan sonra önümüzdeki günlerde bu adımlara ilişkin de yeni gelişmeler bekliyoruz” diyen Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barış ve Siyasallaşma Kurulu başta olmak üzere ilgili tüm kurulların etkin bir biçimde artık çalıştırılması gerekiyor. Çerçeve Yasaya ilişkin tüm belirsizlikler giderilmeli. Ülkeye dönüşler başlamalı. Demokratik ve siyasal hayata katılım sağlanabilmeli. Biliyorsunuz Çerçeve Yasa bir başlangıç adımı olarak değerlendirildi. Bir ilk adım. Yani bu yasayı güçlendirecek tamamlayıcı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli. Gündeme alınmalı artık bunlar mecliste. Yine Çerçeve Yasanın öngördüğü Meclis İzleme Komisyonuna dair kuruluş çalışmalarını bekliyor hem toplum hem siyasi partiler. Bu çalışmalar artık tamamlanmalı. Kapsayıcılığı esas alan bir yöntemle tamamlanmalı ve tabii karar alabilecek bir niteliği de olmalı Meclis İzleme Komisyonunun. Beklentimiz önümüzdeki hafta Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'un siyasi partilerle yapılması gereken görüşmeyi tamamlaması ve ondan sonra da kuruluş çalışmaları ile ilgili takvimin hızlandırılması.
SAYIN ÖCALAN İLE İLETİŞİM KOŞULLARI SAĞLANMALI
Yine çok konuşulan ve merak edilen konulardan biri Sayın Öcalan'la ilgili. Türkiye'nin en ağır tarihsel sorunlarından birinin çözümünü amaçlıyor kendisi onlarca yıldır. Bu süreci etkin bir biçimde yürütebilmesi, aktif bir biçimde çalışmalara dahil olabilmesi için de en başından beri yapılması gerekenleri hep hatırlattık. Bunun için de çalışma, görüşme, iletişim koşulları sağlanmalı. Bu konuda henüz bir ilerleme yok ama önümüzdeki günlerde yine bu konuya dair bir gelişme olması beklentisi toplumsal beklenti olarak da pek çok zeminde ifade ediliyor. Bir başka önemli konu az önce de değindim, Meclis Komisyonunun ortak raporunda yer alan demokratikleşme önerileri somut yasa tekliflerine dönüştürülmeli. İktidarından muhalefetine bu konuda bir uzlaşı sağlanabilmeli. Nitekim ortak rapor zaten bir uzlaşıyla çıkmıştı ortaya. Toplumsal güven ve barışın toplumsallaşması güçlendirilmeli. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Sürece dahil olmak isteyen farklı toplumsal kesimler var. Sivil toplum kuruluşları var. Gazeteciler var. Kadınlar var. Gençler var. Hak örgütleri var. Akademisyenler var. Yazarlar var. Onların demokratik katılımı nasıl sağlanabilir? Buna ilişkin de yöntemler bulunmalı ve bu tartışma da bir an önce hızlı bir şekilde tamamlanmalı.
HAKSIZ VE HUKUKSUZ KARARLAR
Bir başka önemli konu kayyım uygulamaları. Artık kayyım uygulamaları son bulmalı. Kayyımların görev süreleri uzatılmamalı. Aksine halk iradesine saygı duyulmalı ve kayyımların gasp ettiği koltuklara asıl sahipleri oturabilmeli. Bu konuda da net ve somut adımlar görülmeli. Bu da toplumsal beklenti. Üstelik bu toplumsal beklenti yine farklı siyasal tercihlerde bulunan pek çok kesimin de ortak isteği, ortak talebi. Öyle olmasa bile yapılması gereken budur. Niye? Halk iradesine saygı duymak gerekir. Bu hak gaspından da vazgeçmek gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması talebimizden ve ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Mutlaka uygulanmalı bu kararlar. Ortak rapor da zaten bunu öngörmüştü. Ağır hasta mahpusların durumunu artık buralardan seslendirmek, önergelerle bakanlıklara yöneltmek istemiyoruz. Ailelerine doğrudan verilebilecek yanıt şudur: Ağır hasta mahpuslar bir an önce özgürlüklerine kavuşmalı. Cezaevi, idare ve gözlem kurulları eliyle süren baskı ve zor politikası da sonlanmalı. Haksız ve hukuksuz kararlarla bu sürecin üzerine gölge düşürmekten de vazgeçmek gerekiyor.
DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı. İnsanlar bu süreçte konuşabilmeli, yazabilmeli. Sosyal medya paylaşımlarını, eleştirilerini, itirazlarını, demokratik haklarını kullanabilmeli ve bunu görebilmeliler. Gündelik hayatlarının değiştiğini görmeye insanların ihtiyacı var. Hepimizin ihtiyacı var. Bunu nasıl göreceğiz?
Yasaklar son bulursa görebiliriz. Soruşturmalar son bulursa görebiliriz. Antidemokratik uygulamalar son bulursa görebiliriz ve bunlar artık gerçekten bekletilmeden yapılması gereken elzem konu başlıkları. Yine bir aleniyet beklentisi var kamuoyunun. Eğer bir şeffaf yöntem bulunabilirse, tüm kırılgan noktalarına rağmen aleniyet ilkesi hayata geçirilebilirse bu süreçte, o zaman şöyle endişeler de ortadan kalkar. Durdu mu, duraksadı mı? Rölantide mi, hız mı alıyor? Bugün mü ivme kazanacak, yarın mı ivme kazanacak? Acaba bir kriz mi var? Bu sessizliğin nedeni ne? Gibi bir takım manipülatif, yer yer polemik konusuna dönüştürülen yaklaşımların da önü alınmış olur. O yüzden somut bir yol haritası ve bugüne kadar ortaya çıkan eksikler nasıl giderilebilire ilişkin de ortak bir tartışmaya ihtiyacımız var. Olumsuz tespitler, yapılması gereken tespitler, tabii ki yapılmalı. Hepimiz illa olan biteni aynı pencereden görmek zorunda değiliz. Ancak bunları nasıl aşabileceğimizi de birlikte konuşmalıyız. Bardağın boş tarafını görenler de, dolu tarafını görenler de yaşananların nasıl daha iyi bir hale gelebileceğini tartışmak ve buna ilişkin çaba göstermek konusunda ortak sorumluluk hissetmeli.
İMRALI ADASI’NA GİDİŞLERİN ÖNÜ AÇILMALI
Çok tartışılan başka bir konu Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü'ne ilişkin bir konu ve Sayın Öcalan'ın mekansal değişikliğiyle ilgili son günlerde süren tartışmalar. Biliyorsunuz Sayın Öcalan'ın üstlendiği tarihsel sorumluluğu yerine getirebileceği ve sürece etkin katılımını sağlayabileceği Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü Kurulunun öneminin defatla altını çizdik. Kerelerce söyledik bunun sürece nasıl olumlu etkide bulunabileceğini. Önümüzdeki günlerde Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışmalarının son hazırlıklarının tamamlanmasını bekliyoruz. Artık bu kurul etkin bir şekilde çalışmaya başlamalı. Kurul çalışmalarına ilişkin hazırlıklar tamamlandıktan sonra da sürecin ivme kazanması için gereken her şey yapılmalı. Tüm taraflar üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve bundan imtina etmemeli. Sayın Öcalan’ın İmralı Ada Hapishanesi içerisinde oluşturulan yeni bir çalışma ortamına geçmesini olumlu buluyoruz. Ancak bu gecikmiş ve sınırlı bir adım. Düşünün bu kadar çok önemli bir meseleyi çözmeye çalışıyorsunuz ve ana muhataplarından birisiniz, ana aktörlerinden birisiniz. Barışı ve siyasallaşmayı gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Yani silahsızlanmadan siyasallaşmaya geçişin koşullarını, demokratikleşmenin koşullarını, bunların nasıl hayata geçirileceğini, süreçte ortaya çıkabilecek riskleri, bu risklerin nasıl bertaraf edilebileceğini tartışıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Buna ilişkin önerileriniz var. Yıllardır buna dair çalışmalarınız var. Ama bir ada hapishanesindesiniz ve rutin bir görüşme periyodunuz dahi yok. Bu böyle nasıl ilerleyebilir? Bunun böyle ilerlemesi oldukça sorunlu ve paradoksal bir durum. O yüzden, önümüzdeki günlerde gazeteciler Sayın Öcalan’ı ziyaret edebilmeli, hak örgütleri Sayın Öcalan’ı ziyaret edebilmeli, sürece katılmak isteyen tüm kesimler gidip doğrudan kendisiyle gerekli tartışmaları yürütebilmeli. Zaten Çerçeve Yasa, Çerçeve Yasanın oluşturduğu kurullar buna bir zemin hazırlıyor. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunu herhangi bir şeye havale etmemek gerekiyor. Bu ne kadar hızlanırsa süreçte yol almamız o kadar hızlı olacaktır. O yüzden fiziki çalışma koşulları tartışmasını geride bırakıp aslına yönelmeliyiz. İmralı Adasına gidişlerin önünün açılmasını ve doğrudan iletişimin, görüşme imkanlarının sağlanmasını konuşmamız gerekiyor.
BARIŞ ANNELERİ, MECLİSİN BARIŞ KARARI ALMASINI İSTİYOR
Barış Annelerinin bir nöbet eylemi vardı. Yüzlerce anne buradaydı. Ankara'daydı. Kurtuluş Parkındaydılar. Türkiye'nin farklı yerlerinden geldiler 27 Barış Annesi. Meclisi'nin kararıydı bu. Ve DEM Parti'den de bu konuda kolaylaştırıcılık talepleri oldu. Türkiye'nin farklı kentlerinden geldiler. Binlerce kilometrelik yolu aştılar. Mevsime rağmen, soğuğa, yağmura rağmen zor koşullarda Ankara'ya vardılar. Israrla bu Barış Nöbetini tuttular. İlk nöbetleri değil ve son nöbetleri olmasını istiyorlar. Artık barış için nöbet tutmak yerine barışı görmek ve barışın yarattığı değişiklikleri yaşamak istiyorlar. Başka hiçbir annenin böyle bir nöbete ihtiyaç duymamasını istiyorlar. Biz kendileriyle birlikte farklı siyasi parti gruplarını ziyaret ettik mecliste temsiliyeti bulunan. Hem yazılı hem sözlü taleplerini ilettiler. Anneler aynı zamanda DEM Parti'nin grup toplantısına katıldılar ve grup kürsüsünden de tüm Türkiye kamuoyuna seslendiler. Binlerce, hatta milyonlarca anne adına burada olan anneler "artık ne Kürt ne Türk anaları hiçbir ana ağlamasın, Meclis barış yasaları çıkarsın, barış kararı alsın. Savaş kararları da meclislerde alınıyor. Barış kararları da meclislerde alınır. Bu meclis barış kararı alması gereken, barış yasaları yapması gereken bir meclistir" diye seslendiler. Polis ailelerine, asker ailelerine seslendiler. "Gelin el ele verelim, birlikte barışı inşa edelim" dediler. Bütün siyasi parti gruplarında görüştükleri kişilere, temsiliyetlere de bunları ifade ettiler. Bu konuda sorumluluk almaları, inisiyatif almaları gerektiğinin özellikle altını çizdik. Adalet Bakanı ile görüştüler. Aynı başlıkları ifade ettiler. Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş'la görüştüler. Aynı konuları, aynı talepleri ifade ettiler. Bu sesi duymalıyız ve bu sese kulak vermeliyiz.
KENT UZLAŞISI BİR PAZARLIK KONUSU DEĞİL
Bir başka konumuz kent uzlaşısıydı çok tartışılan. Biliyorsunuz İstanbul ve Mersin'de seçilen belediye meclis üyelerimizin aldığı karar çok tartışıldı. Onu birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Merak edenler, ilk kez duyacak olanlar ve bu konuda DEM Parti'nin tavrını yine sorgulamaya açmak isteyenler için Kent Uzlaşısı bizim için bir pazarlık konusu değildi. Kent Uzlaşısı bizim için iddia edildiği üzere birileriyle anlaştığımız, birileriyle uzlaşmaya başladığımız için ortaya çıkmış bir ruh değil. Kent Uzlaşısı işte biraz önce de sözünü ettiğim halk iradesinin tanınması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, kimsenin bu konuda ayrımcılığa uğramaması için geliştirilmiş bir ruh, bir ortaklık, bir birliktelik, bir beraberlik. Bunu farklı şekillerde değerlendirmek ya da kent uzlaşısı stratejisini işte bu tür konuların bir malzemesine dönüştürmeye çalışmak olsa olsa kent uzlaşısından hiçbir şey anlamamak olur. Kent uzlaşısı ile seçilen meclis üyelerimiz aslında ilk günden beri partimizin çatısı altında siyaset yapmak istiyorlardı. Yaşananlardan dolayı sizde biliyorsunuz epey de beklediler. Taleplerini bize ilettiler, konferanslarımızda tartışıldı, bu talepledrini MYK’mıza de ilettiler. Kendilerinin aldığı karar doğrultusunda böyle bir değişiklik oldu ama bu kent uzlaşısında bir değişiklik değil, ayrılık veya aynılaşma değildir. Zaten kent uzlaşısı birbirine benzemeyen farklılıkların bir arada yaşamıdır.”
Zenkar-1 projesine yönelik itiraz süreci ise devam ediyor. Şirket, iki proje alanının birbirine sınır olduğu bölgede, asker koruması altında çalışmalarını sürdürdü.
Projeye karşı mahallede başlatılan çadır nöbeti, yağışa rağmen 15’inci gününde devam etti. Çadırların altında nöbet tutan mahalleliler, “Direne direne kazanacağız” ve “Jin, jiyan, azadî” sloganları attı.
Mahalleliler, şirket çalışmalarını sonlandırana kadar nöbet ve mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.
]]>Kurtulmuş, PKK ve Önder Apo'nun süreç kapsamında önemli adımlar attığını belirterek, önümüzdeki günlerde TBMM’de geniş istişarelerle bir İzleme Komisyonu kurulacağını duyurdu. Komisyonun, millet iradesi adına süreci bütünüyle takip edeceğini ve kontrol edeceğini söyledi.
Sürecin ilerleyişine ilişkin değerlendirmesinde Türkiye’nin benzer süreçlerle karşılaştırıldığında kısa sürede önemli bir aşamaya geldiğini savunan Kurtulmuş, bundan sonraki dönemin daha kolay ve hızlı ilerlemesini umduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, sürecin sağlıklı ilerlemesi için ayrımcı ve ayrılıkçı söylemlerden kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, provokasyonlara karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu. Farklı kimlik ve aidiyetlerin hiçbirinin diğerinden üstün olmadığını belirten Kurtulmuş, kullanılan dil ve üslubun önemine dikkat çekti.
]]>Bêkes Bêrîtan için yapılan törende şehidin ailesi ve akrabaları da hazır bulundu. Önder Apo ve tüm Kürt halkına başsağlığı dileyen şehidin annesi, “Oğlumun şehadetiyle gurur duyuyorum. O sadece ailesinin değil, dört parça Kürdistan’ın da şehididir. Hayallerini gerçekleştireceğiz” dedi.
Welat Bêrîtan için yapılan törende şehit anneleri ‘Şehîd namirin’ sloganlarıyla şehidin ailesini ziyaret etti. Şehitlerin anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından ‘Ey şehîdan’ marşı okundu.
Şehit ailelerine taziye ziyaretleri devam ediyor.
]]>Bellingcat, ekim ayının sonunda yayımladığı araştırmada, Avrupa’nın Copernicus programına ait uydu görüntülerinin normalde uyduların geçişinden sonraki birkaç saat içinde paylaşılmasına rağmen, mart ayından itibaren Gazze, İsrail kıyıları ve işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı bölgelerine ilişkin görüntülerin 24 saatten fazla gecikmeyle yayımlandığını bildirmişti.
Avrupa Komisyonu sözcüsü, perşembe günü AFP’ye yaptığı açıklamada, kısıtlayıcı önlemlerin “olası tehditlere karşı Avrupa’nın çıkarlarını korumak amacıyla” uygulandığını söyledi. Ancak sözcü, hangi bölgelerin bu kısıtlamalardan etkilendiğini doğrulamadı.
Açıklamada, söz konusu prosedürlerin, Avrupa Konseyi tarafından aksi yönde bir karar alınmadığı sürece kamuoyuna açıklanmadığı belirtildi.
DÖRT BÖLGEDE GÖRÜNTÜLERİN YAYINLANMASI GECİKTİRİLİYOR
Bellingcat’in araştırmasına göre, Avrupa uydu görüntülerinin yayımlanmasında gecikmelerin sürdüğü dört temel bölge bulunuyor:
- Doğu Akdeniz ve İsrail kıyıları
- Kızıldeniz
- Aden Körfezi
- Umman Körfezi
Bu bölgeler, düzenli olarak çatışmaların yaşandığı ve askeri faaliyetlerin yoğunlaştığı alanlar arasında yer alıyor.
Copernicus uydu görüntüleri, çevre izleme, tarım, doğal afet yönetimi ve bilimsel araştırmalar gibi alanlarda kullanılıyor. Ancak görüntüler, çatışmaların gelişimini ve saldırıların yol açtığı yıkımı takip etmek isteyen gazeteciler ve araştırmacılar açısından da önemli bir kaynak oluşturuyor.
DAHA ÖNCE DE KISITLAMA GETİRİLMİŞTİ
Avrupa Birliği, temmuz ayında da ABD’nin talebi üzerine Umman Körfezi’ne ait uydu görüntülerinin yayımlanmasında benzer bir gecikme uygulanacağını duyurmuştu.
Karar, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının yeniden başladığı dönemde alınmıştı.
AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan düzenlemede, görüntülerin üçüncü ülkeler tarafından Avrupa Birliği ve üye devletlerinin bölgedeki çıkarlarına ya da müttefiklerinin çıkarlarına yönelik tehdit oluşturacak biçimde kullanılmasının önlenmesi gerektiği belirtilmişti.
Ancak söz konusu karar, yayımlanmasından yaklaşık iki hafta sonra geri çekildi. Resmi Gazete’de yayımlanan düzeltmede kararın “hükümsüz ve geçersiz” olduğu bildirildi.
Avrupa Komisyonu, AFP’nin kararın alınması ve geri çekilmesine ilişkin sorularına ise yanıt vermedi.
Uydu görüntülerinin yayımlanmasındaki gecikmeler, özellikle Gazze ve çevresindeki çatışmaların izlenmesi açısından açık erişimli verilerin kullanımına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
]]>İkinci günde şehidin ailesi, Rojava kentlerindeki İç Güvenlik Güçlerinin yönetici ve üyeleri, Şehit Aileleri Meclisi üyeleri, siyasi partiler, Kürt siyasetçi İlham Ehmed, din alimleri ve bölgenin farklı halkları "Şehit namirin" sloganıyla taziye çadırını ziyaret etti.
Törende Amûdê İç Güvenlik Güçleri adına Mîtan Amûdê, aileye ve halka başsağlığı dileyerek “Heval Ciwan sadece bir Asayiş komutanı değildi; Rojava’da toplumsal ve güvenlik açısından büyük bir etkisi vardı. Biz onun şahsında tüm özgürlük şehitlerini anıyoruz” dedi.
Amûdê Şehit Aileleri Meclisi adına konuşan Mihemed Seîd Ferso, “Her şehidimiz bir tarihtir. Biz size borçluyuz, sizin ve dökülen kanlarınızın borçluyuz. Sizi kelimelerle ifade edemeyiz, ancak size söz veriyoruz ki sizi asla unutmayacağız ve sizlere layık olmak için davanızın takipçisi olacağız” diye konuştu.
]]>
Gülbahçe Mahallesi’nde bulunan taziye evinde, Akdeniz Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (AYKAYDER) öncülüğünde gerçekleştirilen anmaya çok sayıda kişi katıldı.
Mahallede bir araya gelen kitle, “Şehîd namirin” sloganıyla taziye evine yürüdü. Saygı duruşuyla başlayan anmada, Bulut’un mücadelesini sürdürme kararlılığı vurgulandı.
Yapılan konuşmanın ardından dualar okundu. Anma, verilen yemekle sona erdi.